John Steinbeck ~ İnci, İnsanda Açgözlülüğün Geldiği Son Nokta

John Steinbeck – İnci (Ön Kapak)

Bir masal anlatır gibi başlar anlatmaya hikayesini John Steinbeck. “O dev incinin hikayesi, hala anlatılır durur kasabada. Nasıl bulunmuş, nasıl yitip gitmiş… Kino’yu anlatırlar; karısı Juana’yı, bebekleri Coyotito’yu da. Dillerde sık sık yinelenip durduğu için bu öykü herkesin kafasına mıh gibi girmiş, iyice yerleşmiştir artık. Ve yüreklere işleyen her öyküde olduğu gibi, bunda da iyilikle kötülük, akla kara, uğurlu olanla uğursuzluk vardır yalnızca. İkisinin ortası diye hiçbir şey yoktur. Kıssadan hisse: Bu öyküden herkes kendince bir anlam çıkarır kuşkusuz, yaşamından bir şeyler de katarak. Her neyse, ‘Şöyle rivayet ederler ki…’ ” diyerek yazar, hikaye kısa da olsa insanların kendilerinden bir şeyler katarak kitabı okumalarını ister çünkü anlattığı hikaye insanla ve onun açgözlülüğü, para hırsı ile ilgilidir. Okurların kitaptan ders çıkarmaları ve ufak da olsa onların hayatlarına olumlu bir yön vermeleri, hikayenin bize sağlayabileceği en güzel şey.


Kino, karısı Juana ve bebekleri Coyotito. Sahip oldukları bir saz kulübe ve ondan da değerli olan bir kano. Kino’nun dedesi tarafından Nayarit’ten getirilen bu eski kano zaman içinde babasına ve sonra Kino’ya dek ulaşmıştı. Ekmek teknesi derler ya, işte tam öyle bir tekneydi çünkü teknesi olan her zaman yiyecek bir şeyler bulabilir ve aç kalmazdı. Bebek Coyotito’nun akrep tarafından sokulduğu günde her zamanki gibi sıradan ama güzel bir şekilde başlamıştı. Orada yaşayan doktor cahil, acımasız, kötü ve gözü doymaz biriydi ve ancak zenginleri tedavi etmekten hoşnuttu. Bebeği bile görmeden tedaviyi reddeden doktordan dönen Kino ve Juana, denize açılıp, istiridye yatağına geldiklerinde o gün, “Dünya’nın İncisi”ni bulacaklarından habersizdiler. Bir kaya çıkıntısının altında bulunan yaşlı bir istiridyeyi fark eden Kino, onu tekneye çıkartıp, içinden kocaman bir inci çıkardığında hayatlarının ne kadar değişeceğini kendileri bile bilmiyordu.

“…İnsanlar hiçbir zaman tatmin olmaz, denirdi. Onlara bir şey versen, başka şey de isterler denirdi. Ve bu küçümsenerek söylenirdi. Oysa, insanoğlunun en büyük yeteneklerinden biriydi bu. Elindekiyle yetinen hayvanlardan üstün kılan da insanoğlundaki bu özellikti.” ~Steinbeck

İncinin bulunmasıyla başta doktor olmak üzere, dükkan sahipleri, kilisedeki papaz, sokaktaki dilenciler ve elbette inci alıcıları hareketlendiler. Hareketlenmelerinin sebebi, Kino ile Juana’nın sevinçlerini paylaşıyor olmaları değildi, tam tersine onlarla inci arasında duran bu aileden giderek nefret etmeye başladılar. İnciyi ucuza kapatmak isteyen alıcılar ise en düşük fiyata, sahiden düşük bir fiyata inciyi alma derdindeydiler. Biri ya da diğeri fark etmiyordu çünkü tüm inci alıcıları tek bir kişi için çalışıyordu.


İnciyi satmak için başkente gitmek isteyen Kino’ya ve ailesine saldırılar o zaman başladı. İnsanların içlerindeki fesatlıkları ortaya çıkartan bu inci Juana’ya göre lanetliydi ve derhal ortadan kaldırılması gerekiyordu. Asıl bilmediği eşyaların veya hayvanların lanetli olmadığı, ama insanların son derece kötülük dolu olduğuydu. Bu inci sadece o kötü karakterlerini ortaya çıkarmıştı. Hikaye boyu aile, deniz ve bunun gibi güzel türküler duyan Kino, artık kötülüğün, caniliğin, hırsın türkülerini de duymaya başlamıştı.

“Doğumumuzdan tabutumuzun parasına kadar her konuda kandırılmadığımızdan emin olmalıyız. Ama yine de hayatta kalabiliyoruz. Sen inci alıcılarına değil, tüm düzene, tüm bir yaşam biçimine meydan okudun… bu yüzden senin için korkuyorum.”~ Juan Tomas

John Steinbeck – İnci (Arka Kapak)

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.