Konstantinopolis Hipodromu’nun Tarihi / Antik İstanbul Hipodromu / At Meydanı

GİRİŞ

Bizans İmparatorluğu’nun başkenti Konstantinopolis, Büyük Roma kentlerine has hipodroma sahipti. Konstantinopolis hipodromu, Erken Bizans Dönemi içersinde imparator, yöneticiler ve halk için önemli bir toplanma, eğlence ve gösteri merkeziydi. Oyunların oynandığı, eğlencelerin düzenlendiği, at yarışlarının yapıldığı ve sirk gösterilerinin gerçekleştiği bir alandı. Fakat aynı zamanda davaların görüldüğü, isyanların çıktığı, katliamların yapıldığı ve siyasi mesajların verildiği bir yapıydı. Bu çalışmada hipodromun kültürel yaşamını ele alarak, dönem içerisinde Hıristiyanlığa geçiş süreci ile birlikte, hipodrom ele alınacaktır. Hipodrom ile ilgili bilinmesi gereken yapılara ve kültüre değinilecektir. Çalışmada esas olarak mimari özellikler değil, Erken Bizans dönemi içerisinde değişen kullanım amaçları ve hipodrom kültürü ele alınacaktır.

1.Konstantinopolis Hipodromu

Resim 1: Konstantinopolis Hipodromu (Bardill, 2010, s100)

Hipodrom adı Yunanistan ve Roma’da at yarışlarının yapıldığı yer olarak adlandırılır.[1] Romalılar, bir bahçe veya köşk yanında bulunan ve binicilik talimleri yapılan meydanlara hipodrom; Yunanlıların arabalı atlı karşılaşmalar yaptıkları hipodromlara da Circus adını veriyorlardı.[2] Romalılığın bir göstergesi olarak karşımıza çıkan bu yapı “U” biçiminde tasarlanıyordu. Bu yapılar Roma’da bulunan Circus Maximus örnek alınarak, Roma şehirlerinde inşa ediliyordu. Cyril Mango’ya göre hipodromlar doğu eyaletlerinde yaygınlaşan ve büyük şehirlere inşa edilen 20.000 ila 50.000 bin kişi kapasiteli yapılardı.[3] Constantinopolis Hipodromu‘nun yapımına İmparator Septimius Severus (İ.S. 193–211) döneminde başlanmıştır ve İmparator Constantinus (İ.S. 307–337) Dönemin de genişletilerek yapımı tamamlanmıştır. Bir ucu yuvarlatılmış dikdörtgen planlı hipodrom dört yanından duvarlarla çevriliydi ve anıtlarla heykellerle donatılmıştı.

 

330 yılında kuruluşu törenlerle kutlanan Konstantinos’un kentinden neredeyse günümüze hiçbir şey gelememiştir. Ama biz gene de bu kent hakkında yaklaşık bir fikir sahibi olabiliriz. …neredeyse kuruluşu İ.Ö. yedinci yüzyıla kadar giden eski bir kentin genişletilmesi ve son olarak da Septimius Severus tarafından yeniden yaptırılması ile oluşmuştur. Bu yeni başkentin düzeninin büyük bir bölümünü hipodromu, Zeuksippos hamamları, agorası ile Severus’un kenti belirlemiştir. Sırf yeteri kadar geniş bir “eğlence merkezi” elde etmek için değil, aynı zamanda imparatorluk törenlerinin merkezi olması için de hipodromun boyu neredeyse 550 yardaya kadar uzatılmıştı. Biçimi tamamen geleneklere uygundur: bir firkete biçiminde yerleştirilmiş oturma sıralan, arenayı andıran, heykel ve dikilitaşlar taşıyan alçak bir duvar (Spina), ve güneydoğu kanadın sonrasında imparatorluk balkonu (Kathisma). Zaman içinde eklentiler ve genişletmeler yapılarak onbirinci yüzyıla kadar büyük ya da Kutsal Saray adıyla imparatorluk yaşam yeri olarak korunan imparatorluk sarayını Konstantinos hipodromun hemen yanına ve Kathisma ile bağlantılı yaptırılmıştır. Burası kent içinde bir kenttir, …409 yılına ait bir yasa, imparatorluk gücünün halka açık olmayan yerleri genişletme hakkı olduğunu öne sürer…” (Mango, 2006, s.60)

 

Şüphesiz Konstantinopolis Hipodromu da bir Roma yapısıydı. Fakat “Roma tarihçileri Konstantinopolis Hipdoromunu Roma’da bulunan Circus Maximus’u mirasçı olarak görmemişlerdir.”[4] Çünkü Konstantinopolis Hipodromu oyundan çok politikayı çağrıştırırdı. At yarışlarına katılan takımların temsil ettiği sınıflar arasında çatışmalara ve karşıtlıklara neden olur, bu sınıflar arasında siyasi olarak bir ayrım yaratırlardı.  Bu çalışmada Hipodrom, At Yarışları, bazı yapısal özellikleri ve kültürel değişimden bahsedilecektir.

Resim 2:Konstantinopolis Hippodromunun Antoine Helbert tarafından Görsel Canlandırması.

 

 

1.1 Yarışlar

Yarışlar, imparatorun meşrulaştırılmasının ve iktidarının yenilenmesinin bir ritüeli olarak görülürdü. Aynı zamanda imparatorluk sarayın bir parçası olarak ele alınırdı. Örneğin Hipodromla saray arasında bir geçiş bulunmaktadır. Kathisma adı verilen bu bölüm imparatorun saraydan çıkmadan hipodroma ulaşmasını sağlardı.[5] Buda sarayın bir parçası olarak hipodromun işlevselliğini ve iktidarla olan ilişkisini gösterirdi. At yarışları, vahşi hayvan dövüşleri, çeşitli oyunlar, tiyatro oyunları, sirk gösterilerinin düzenlendiği bu alanda en önemlilerinden biri at yarışlarıydı. At yarışları, Konstantinopolis Hipodromunda çok sayıda düzenlenir ve takımlar (yeşiller, maviler, kırmızılar, beyazlar) belli sınıfları temsil ederlerdi. Yarışçılar önceleri halkın içinden çıkan insanlardı. Ancak daha sonraları aristokratik ailelerden gelenler de yarışçı olabiliyordu. Roma pagan dünyasının vazgeçilmez eğlenceleri arasında yer alan teatral gösteriler, gladyatör dövüşleri, çeşitli hayvan mücadeleleri ile birlikte atlı araba yarışları Hıristiyanlıktan sonra da önemini ve popülerliğini korumuştur. Erken Bizans dönemi içerisinde hipodromda yarışan takımlar renklere ayrılır ve bu renklere sayısız anlamlar(tanrılar, tanrıçalar, gökyüzü, toprak, jupiter, venüs) yüklenirdi. Fakat temelde 4 ana renk olarak sınıflandırılırlardı. Domitianus zamanında (İ.S. 51–96) yarışları az kazanan takımlardan Kırmızılar Yeşillere, Beyazlar ise Mavilere katılmıştır. Bununla birlikte Konstantinopolis’te Kırmızılar ve Maviler arasında yarışlar düzenlenmeye başlanmıştır.

Yarışların ne zaman yapılacağına takımlar kendi aralarında karar verirlerdi. Yarışların zamanı belli olduğunda carceras denilen ana kapıda yer alan pankartlarla halka duyururlardı.(Yıldırım, 2013, s.33). At yarışlarının kazananları ise imparator tarafından ödüllendirildi. Aşağıda bulunan görselde Theodosius dikilitaşının üst kaidesinin rölyefinde imparatorluk locasına doğru olan bölümde Stama’da imparatorun elinde birinci gelen yarışmacıya vereceği taç bulunuyor. Alt kısımda ise orgçular ve dansçılar bulunuyor.

Resim 3:Önde görünen Obelisk Taşı (mısırdan getirilmiştir) Fotoğraf: M.Fatih Altun

Resim 4: Theodosius Dikilitaşı

 

Yarışçıların son derece popüler olduğu bu dönemde usta yarışçıların heykelleri hipodromun ortasında yer alan spina‘nın üzerinde yer alırdı. Zengin insanlar at satın alarak iyi bir yatırım yapabilme imkânına sahipti. Ayrıca   takım liderleri başka takımda beğendikleri bir sürücüyü kendi takımına günümüz           deki futbol, basketbol oyuncularında olduğu gibi bir bonservis karşılığında transfer edebilirlerdi. Zengin ailelerin ahırlara harcadığı paralar oldukça yüklü bir miktardaydı. Atları da adlarıyla bilinirdi. Süslü örtüleri ile törensel yaşamın bir parçasını oluştururlardı. Sürücülerin hedefi genel olarak daima iyi olmak ve hipodroma heykellerinin dikilmesine yetecek kadar yarış kazanmaktı. Örneğin Yeşiller takımında Porphyrios üst üste kazandığı yarışlardan sonra yenilmez unvanını almıştır ve heykeli spina üzerinde yerleştirilmiştir.(Yıldırım, 2013, s.103-107)

Resim 5: Porphyrios Heykeli, İstanbul Arkeoloji Müzesi

 

1.2 İmparatorluk Locası (Kathisma)

Yarışların başlamasına kısa bir zaman kala imparator hipodroma girer ve halkı üç defa selamlardı. Yeni taç giyen imparatorlar buraya çıkıp halka kendilerini gösterirler ve alkışlanırlardı. İmparator bu bölümden yarışları izler ve başlatırdı.  Hipodromun bu kısmı sarayla bitişik ayrı bir yapı ve bina niteliğindeydi. Hipodrom Büyük Saray‘ın Kuzey batı duvarına bitişikti. Ve imparatorluk locası Büyük Saray‘ın bir uzantısı olarak hipodroma bağlanmıştı. Kathisma olarak bilinen bu yapı, locanın altında ve üstünde bulunan odalarıyla bir bina oluşturmaktaydı. (Dagron, 2013, s.23-25)

 

“Hipodromun tasarımındaki en önemli ögelerinden birisi Kathisma denilen imparatorluk locasıydı. 1403‘te Constantinopolis‘ten geçen Rus seyyah Ruj Gonzales Clavijo tarafından Kathisma denilen İmparatorluk Locası ayrıntılı bir biçimde tasvir edilmiştir. Tahtın etrafında beyaz mermerden insan boyunda heykelleri taşıyan kaidelerin varlığından bahsetmiştir. Ruj Gonzales Clavijo imparatorun burada oturduğunu söylemiştir. Bunun gerçekten de Kathisma mı yoksa başka bir resmi görevliye ait bir oturma yeri mi olduğu belli değildir. Çünkü Clavijo bu kalıntıları hipodromun neresinde gördüğünü belirtmemiştir. Ama 1403 yılında hipodrom hala çok iyi durumda korunmuş olduğuna göre onun Kathismayı görmüş olduğu ihtimali çok fazladır. Yeri konusunda bazı belirsizlikler vardı. Eski yayınlarda carceresın üstünde olduğu yazılıdır. Diğer bir düşünce ise Sultanahmed Camisi‘nin bulunduğu sahada olduğudur. İkinci düşünceyi destekleyen bazı durumlar söz konusudur. İmparatorluk Locası‘nın uzun olan doğu tarafta olması imparatorun yarışları daha iyi izlemesini sağlıyordu. Daphne Sarayı ile Kathisma arasındaki bağlantı da bu düşüncemizi desteklemektedir. Daphne Sarayı‘nın bahçesindeki taş bir merdiven Kathisma Sarayı‘na çıkabiliyordu. Büyük Saray kompleksi içerisinde yer alan Daphne Sarayı Sultanahmed Camisi‘nin bulunduğu düzlükte yükselmekteydi. Büyük Saray‘ın hipodroma bağlanan ve Osmanlı sultanlarının Harem‘ine denk gelen ikinci bölümü Daphne Sarayı idi. Bu bölüm imparator konutunun özel bölümüydü ve Constantinus tarafından inşasına başlanmıştır.Sarayın merkezi gibi bu bölüm de dairelerden, salonlardan, avlulardan, hizmet mekânlarından oluşan bir yapı topluluğuydu. Daphne Sarayı‘nın hipodromdaki Kathisma denilen İmparatorluk Locası ile doğrudan bir bağlantısı vardı. İmparator sarayından çıkıp bu bağlantı ile direk locasına geçip yarışı izleyebilmekteydi…”(Yıldırım, 2013, s.93-95)

Kathisma Bölümü hipodrom içerisinde belki de en özel alandı. Soylu sınıfından olmayan kadınların, yer almadığı hipodromda sadece bu bölümde imparator eşleri ve patria‘ların eşleri yer alabilirdi. İmparator ve önde gelenler insanların yer aldığı bu loca yarışların en rahat izlenebileceği yerlerdi. Bu locanın alt kısmında dansçılar ve müzisyenlerde yer alırlardı. İmparator buradan beyaz bir mendil atark yarışları başlatır. Ve yine burada yarışçıların tacını verirdi.

Resim 6: Kathisma’nın Varsayımsal Rekonstrüksiyonu (Bardill, 2010b, s. 142,)

1.3 Spina

Hipodromun ortasında uzanan spina bölümü dikilitaşların, yarışçı heykellerinin, heykellerin, sütunların ve  anıtların bulunduğu bir duvar yapısıdır.

Spina duvarının yüksekliği 4 metre, genişliği de 2 metre civarındaydı. Çevresinde yarış arabalarının döndüğü spina güneybatı-kuzeydoğu doğrultusunda uzanarak hipodromun simetri eksenini oluşturmaktaydı. Spina tam olarak eksende değildi.[6] İmparatorluk locasına doğru hafifçe eğimliydi. Bahsedilen bu eğim arabaların kolayca dönüş yapmasını sağlıyordu. Arabalar spina’nın kenarını izler ve ucundan saat yönünün tersine dönerlerdi. İmparatorluk locasının önünde bulunan beyaz çizgiyi geçen ilk yarışçı yarışı kazanırdı. …sürücülerin heykelleri, pagan inancına uygun çeşitli anıtlar, Adem ile Hava diye yorumlanan iki çıplak heykel, Herakles heykeli, Augustus, Diokletianus, Julius Sezar büstleri, Remus ve Romus‘un efsanevi tasvirleri, Burmalı Sütun, Lisippos‘un bronz atları, Dikilitaş, Örme Sütun gibi parçalar spina üzerinde yer almaktaydı. Spinanın bir ucunda yunus heykelleri diğer ucunda ise atlarla ilişkili olarak Neptün, Kastor, Polluks‘un yumurta biçimli amblemleri vardı…(Yıldırım, 2013, s.90) A. Tayfur Öner‘in Constantinopolis Hipodromu‘nun 3 boyutlu rekonstrüksiyonunda, spinanın heykeller ve anıtlar ile süslenmiş bir görüntüsünü görebilirsiniz.

Resim 7:Spina Üzeride ki Heykeltıraşlık Eserlerinden Bazıları (Foto: Hipodrom/Atmeydanı

Kitabı’ndan alıntı, s. 268)

 

  1. Kültürel Değişimlerin Hipodroma Yansıması

               Dagron, Yıldırım, Bardill ve Saltuk gibi bir çok tarihçiden yararlanılarak oluşturulan birinci bölümde kısa hipodromu tanıtmaya ve nasıl bir yapı olduğunu gözümüzde canlandırmaya çalıştık. Fakat ana konumuza dönersek Erken Bizans Dönemi’nde Bizans İmparatorluğunun tümünde bir değişim yaşanıyordu. Hıristiyanlık dininin doğuşu ve hızla yayılması Bizans kültürünü etkisi altına aldı. Paganlıktan Hıristiyanlığa geçiş hızlı bir şekilde gerçekleşmese de düzenlenen oyunlar, gösteriler ve sirkleri etkisi altına aldı.  Yine tarihçilerin izinde Konstantinopolis’in halkını oluşturan sınıfları, oyunlar ve siyaset, toplumsal tarih ve yansımaları ele alacağız.

2.1. Konstanopolis’in Halkı

Konstantinopolis halkı farklı ırklardan ve farklı sınıflardan oluşuyordu. Bu sınıflar arasında çatışmalar ve rekabetler doğuyordu. Sınıf ayrımına Hipodrom üzerinden bakıldığında Maviler takımı ve ona dahil olan beyazlar aristokrat, toprak sahibi ve saraya yakın kimselerden oluşurken, Yeşiller takımına ve ona dahil olan kırmızılar esnaf ve zanaatkarlar oluştururdu.  Cyril Mango o dönem Konstantinopolis’ini şöyle aktarıyor.

“Tüm büyük başkentler gibi Konstantinopolis de heterojen unsurların bir araya gelip kaynaştığı bir potaydı: Dönemin bir kaynağına göre,4 insanlığın bildiği yetmiş iki dilin hepsi konuşuluyordu. Ya oraya yerleşmiş ya da ticari ve resmi işler nedeniyle gelip giden her sınıftan taşralı vardı. Aşağı sınıf, birçok barbarı içeriyordu. Bir başka yabancı unsur odağı da, 6. yüzyılda hem barbarları (Germenler, Hunlar ve diğerleri) hem de tsaurialılar, 1lliryalılar ve Trakyalılar gibi daha güçlü kuvvetli taşralıları barındıran askeri birimler idi. 1. lustinianos döneminde, Konstantinopolis’de 70.000 askerin barınmakta olduğu söylenir. Grekçeyi ya çok az konuşabilen ya da hiç bilmeyen Suriyeli, Mezopotamyalı ve Mısırlı keşişler, İmparatoriçe Theodora’nın himayesinden yararlanmak ve yerlileri çileciliğin garip uygulamalarıyla etkilemek üzere başkente doluşmuşlardı. Her yerde hazır ve nazır . . Yahudi, geçimini zanaatkar ya da tüccar olarak sürdüriJyordu. Konstantinopolis doğuda bir latinlik merkezi olarak kurulmuştu ve sakinleri arasında hala tıpkı 1. İustinianos’un kendisi gibi anadilleri Latince olan çok sayıda illiryalılar, İtalyalılar Kuzey Afrikalı bulunuyordu. Dahası, Latin literatürünün çeşitli eserleri, sözgelimiPriscianus’un ünlü Gramer’i, Marcellinus’un Kronik’i, ve Afrikalı Corippus tarafından yazılmış iustinos Methiyesi gibi yapıtlar, Konstantinopolis’te hazırlanıyordu. Latince hala hukuk mesleğinin ve yönetimin belirli dalları için gerekli olmakla birlikte, . denge önlenemez bir biçimde Grekçeden yana kayıyordu. 6. yüzyılın sonuna gelindiğinde, Papa Büyük Gregorius’un da altını çizerek söylediği gibi, imparatorluk başkentinde Latinceden Grekçeye çeviri yapacak yetkin bir çevirmen bulmak kolay bir iş değildi.” (Mango, 2010 s.22-23)

Mango’nun aktardıkları sadece bununla sınırlı olmamak ile birlikte, dönem içersinde göç edip gelenlerin ticaretle ve esnaflıkla uğraştıkları bilinmektedir. Üst sınıf yöneticiler, toprak sahipleri ve ileri gelenler ise Greko-Romen soyundan gelen insanlardı. Hipodrom içerisinde bir araya gelen Konstantinopolis halkı belirli bir ücret ödeyerek içeri girerlerdi ve bahis oynamak kesinlikle yasaktı. İmparatorun karşışında yer alan tribünlere takım tarafları renklerine göre dizilirlerdi. …İmparator kuzeyden güneye doğru, Mavileri, sonra Beyazları, sonra soldaki Kırmızıları ve son olarak da en solda Yeşilleri görürdü. Bu renklerin kökeni, Augustus tarafından ithaf edilmiş olan güneş kültüne dayanmaktaydı… (Dagron, 2012. s53).  Hipodrom’da takımlar yarışlar sırasında yedi tur katederlerdi bu hem atların dayanıklığı ölçmek için yeterli bir mesafe hemde haftanın 7 gününe gönderme yapardı. Bu da takımlar arasında en baştan beri dinsel bir farklılığa yol açıyordu. Bu dinsel farklılıklara sınıfsal farklılıklar dahil olduğunda ise çatışmalar olağan hale geliyordu. Yarışçılar zafer kazandıktan sonra arabalarını neşe ve mutlulukla sürerlerdi. Fakat yenilen taraflar yenilgiyi her zaman hazmedemezlerdi. Taraflar arasında çatışmalar çıkar ve bazen holiganlığa varan davranışlar sergilenirdi. Halkın, imparatora görüşlerini oyunlar ve sloganlarla hipodromda iletirdi. Hipodrom halkın alanı olarak toplanma, eğlence yeri olmakla birlikte isyan ve davaların görüldüğü bir yer olarak da halk için önemliydi. Örneğin “Bir Prepozit (hadımağası) dul bir kadının kayığını gasp etmiş; başvurmadık kapı bırakmamış ama bir sonuç alamamış ve sonunda mavilerin ve yeşillerin soytarıları el atmış işe: “sebze” yarışlarında (Konstantinopolis’in kuruluş yıldönümü) iki soytarı yarış alanına küçük bir kayık getirirler ve aralarında şöyle bir konuşma geçer:”Aç ağzını ve yut şu kayığı!-Yapamam ki!- Nasıl yapamazsın? Hadımağası Nikephoros dul bir kadının kayığını içindeki eşyalarla birlikte yuttu ve sen şu küçük kayığı yutamıyorsun öyle mi?”[7] Böylece durumdan haberdar olan imparator hadımağasının cezasını verir. (Aktaran: Dagron, 2012, s.21)

2.2 Nika Ayaklanması

Nika ayaklanması İ.S 532’de yaşanan ve tüm bu karşıtlıkların bir manada doruk noktasına ulaştığı bir ayaklanmadır. Bu ayaklanmada Hipodromda büyük hasarlar almıştır. Zaten depremler, isyanlar ve işgaller sırasında büyük hasarlar alan hipodromda Nika Ayaklanması sonucu tribünler tahrip edilmiş ve yakılmıştır.

Hipodromda büyük zafer alayları da olurdu. Muzaffer generaller ve savaş esirleri locada oturan imparatorun önünden onu selamlayarak geçerlerdi. Devlete karşı ayaklanmalar da olurdu. I. Justinianos‘un saltanatının erken dönemindeki Nika ayaklanması bunlardan biridir. Hipodrom bu ayaklanmanın merkezi olmuştur. 532 yılındaki Nika ayaklanması hipodromda 30.000–50.000 arasında isyancının öldürüldüğü kaynaklarda belirtilmektedir. Hipodromdaki araba yarışlarında taraf olan Maviler ve Yeşiller zamanla siyasal, sosyal ve dinsel nitelik almaya başlamıştı. Birbirlerine rakip olan bu iki grup nefret ettikleri hükümete karşı birleşti. İsyan kentte hızla yayıldı. En güzel bina ve sanat eserleri ateşe verildi. Anastasios‘un yeğeni imparator ilan edildi. I. Iustinianos ve yakınlarının Constantinopolisten kaçmayı düşündükleri sırada, hipodromda görevli birayı bekçisinin kızı olan Iustinianos‘un karısı Theodara kocasının imdadına yetişti. Ve isyanı bastırma görevi ünlü komutan Belisarios‘a verildi. Belisarios altı gün devam eden isyanı kanlı bir biçimde bastırdı. 406, 491, 497–498- 507 ve 532 yıllarında çoğu kez halk ayaklanmalarının neden olduğu yangınlar hipodromda özellikle oturma sıraları ve tonozlu kısımlarda büyük ölçüde tahribata yol açmıştır. Oluşan hasarlar her defasında kısa sürede onarılmaya çalışarak alanın kullanımında kesinti olmamasına çaba gösterilmiştir. İ.S. 532 yılındaki Nika Ayaklanmasında hasar gören Kathisma Sarayı ve basamaklarının yenilenmesi sırasında ise burada yapılan yarışlara birkaç yıl ara verilmesi gerekmiştir. Hipodrom doğal afetlerden de zarar görmüştür. Sphendone, şiddetli bir deprem nedeniyle kesin olmayan bir tarihte hasar görmüş, tonozlarında strüktürel problemler oluşmuştur. Yapıyı sağlamlaştırmak amacıyla cephedeki büyük açlıkların içi tuğla örülerek kapatılmış, iç kısımlar kemer ve payandalarla desteklenerek güçlendirilmiştir. Erken Ortaçağ‘da bu hücreler ve bunların açıldığı koridorun sonraları kapatılarak, altyapı kapalı bir sarnıca dönüştürülmüştür. 12. yüzyıla gelindiğinde Bizans kent yaşamının vazgeçilmez elemanı olan hipodromun strüktürel açıdan oldukça zayıflamış olduğu söylenebilir. Latin istilası sırasında talan atılan edilen alandaki bronz heykellerin bir kısmı eritilmiş, bir kısmı da İtalya‘ya taşınmıştır. Bu sırada bir de yangın geçiren hipodromun oturma sıralarının büyük bölümü, özellikle batı tarafındakiler tahrip olmuştur. Bu tarihten sonra hipodrom eski görkemini yitirmiştir. İmparatorluğun son döneminde Konstantinpolise gelen gezginler tarafından yapılmış olan gravürlerde uzun ekseni üzerinde yer alan anıtlar, sphendone üzerindeki sütunlu galeri ve az sayıda basamak dışında hipodromu tanımlayan başka bir eleman gözükmemektedir. Tarihi kayıtlar 13. yüzyılda hipodromun harap ve terk edilmiş olduğunu bildirmektedirler.(Yıldırım,2013,s.53).

Resim 8: Onofrio Panvinio’nun De Ludis Circensibus (Venedik, 1600) adlı eserinde yayınlanan ve Konstantinopolis Hipodromunu harabe halinde gösteren çizim.

 

2.3 Hıristiyanlığın Hipodroma Etkisi

Konstantinopolis Hipodromu sadece at yarışlarının düzenlendiği bir yer değildi. Tabi ki siyasi açıdan bu yarışlar büyük önem taşısada teatral gösteriler, hayvan dövüşleri, gladyatör dövüşleri, sirk gösterileri ve bazı erotik oyunlarda sergileniyordu. Hıristiyanlığın geldiği ilk yıllarda hipodrom gösterilerine katılmanın günah olup olmadığı sürekli tartışılan bir konu haline gelmişti. Bazı vaizler bu konuya çok açık bir şekilde yaklaşırken bazıları ise kesinlikle karşı çıkmıştır. Bu durum Hıristiyan inancı taşıyanlar arasında bile bir karşıtlığa yol açmıştır.

“Özellikle şiddeti kışkırttıkları gerekçesiyle ve aynı zamanda klise’nin yasakladığı pornografik özellikler taşıyan mitolojik mizansenleri nedeniyle kalabalık -imparatorluk Romasında- engellenen ve yasaklanan pantomim tiyatroları ortadan kalkar” (Dagron, 2012, s18)

Dagron aynı zamanda Septimus Severus tarafından 649 yılında çıkarılan bir yasa ile dindışı gösterileri ve törenleri pazar günleri ve Hıristiyan bayramlarında yasakladığını belirttir. Bu dönemden sonra Anastasios’a kentlilerin tutkularını yatıştırdığı ve eğlenceleri ahlakın, gelenek ve göreneklerin değişmesine uyarladığı için övgüler yağdırılmıştır. Fakat İustinianos tutucu ve gerici bir imparator rolünü oynadı. Görünüşte galata semtinde bir tiyatroyu yenileyerek kullanıma açsa da bu bir geriye dönüş değildi. Çünkü 4. Yüzyıl itibariyle Hıristiyanlık Paganlığa karşı bir zafer kazanmıştı. (Mango, 2010, s.139). Politik açıdan gösteriler düzenlemek imparatorlara propaganda yapmak için fırsat veriyordu. Fakat kilise hoşgörülü değildi. İmparatorlar sefere çıkmadan önce yarışlar ve oyunlar düzenleyerek halkın rızasını kazanırdı. Bu yarışlar politik amaçlarla kullanılırken kilise tüm bu yarışlara karşı çıkmayı sürdürdü.  Theophilos dönemine kadar at yarışları, bir takım komik ve kaba gösteriler düzenlenir. Eski gösterilere benzer gösteriler düzenlense de artık eskisi kadar sık düzenlenmemektedir. Hipodrom eski günlerine hiç kavuşamaz. İ.S. 10 yüzyılda terk edilmiş ayyaşlar ve serserilerin dolaştığı bir yer olarak adlandırılır. Bu aşamadan sonra hipodromun taşları bazı yapılar ve inşaatlarda kullanılmış bir çoğu da tahrip edilmiştir. Yine İ.S 10. yüzyılda Eğitim alanında Hristiyanlık müfredatı uygulanmaya başlandı. (Mango, 2010, s.147).

  1. Sonuç

Konstantinopolis Hipodromu inşa edildiği 3. yüzyıldan 7. yüzyıla kadar at yarışları, gösteriler, sirk oyunları ve teatral gösterilerini sürdürse de Hıristiyanlığın yayılması ve etkin bir biçimde günlük yaşama girmesi ile beraber eski görkemini ve özelliklerini kaybetti. Antik Roma gösterileri kadar hiçbir zaman görkemli olmamıştı zaten. Hipodrom sarayın bir parçası olarak ele alındığında ve takımların belli sınıf ve ideolojileri temsil ettiği düşünülürse değişen kültür ve din olguları ile birlikte sadece bir propaganda malzemesi olarak kullanıldı. Sarayda bulunan imparatorun tarafsızlığını koruması ise mümkün olmadı. Gittikçe Hıristiyanlaşan imparatorlukta hipodrom gösterileri de giderek yasaklara ve engellemelere  yenik düştü, depremler isyanlar ve atıl durumda bırakılmasıyla yok oluş sürecine girdi. Latin istilası ve haçlı seferlerinin verdiği büyük zararda göz ardı edilmemelidir. İnsanoğlunun hırslı, bencil ve ikircikli tutumu tıpkı günümüzde olduğu gibi tüm kültüre, dine ve gündelik yaşama yansımış Erken Bizans dönemi içerisinde de gerek imparator gerekse halk tarafından kullanıma açık takım, siyaset ve propaganda aracı olarak düşünülmüştür. Bu doğrultuda rasyonel düşünme biçimine sahip olduğu varsayılan insanın irrasyonel düşünceler etrafında kolayca şekil alabilmesi ve kültürünün değişmesi hipodromun yok oluş nedenini de irrasyonel olmayan ve dine dayandırılan yönetim biçiminin ne kadar yarayışsız olduğunu göstermektedir. Bahsi geçen durum Pagan inancın yaşandığı dönemler içinde geçerli olmakla beraber insanın iç güdüsel ve yaşamsal hırslarından öte düşünülmeyeceğinin bir göstergesidir. İnsan, insan olma özelliklerini hırsları ve dürtüleri çevresinde göstermektedir.

Kaynakça

Cyril, Mango. (2010). Bizans Yeni Roma İmparatorluğu(Çağalı Güven, Gül. Çev.). İstanbul : Yapıkredi Yayınları. (1980).

 

Dagron, Gilbert. (2012). Konstantinopolis Hipodromu: Oyunlar, Halk ve Politika(Yerguz, İsmail. Çev.). İstanbul: Sel Yayıncılık. (2011).

 

Pralong, Annie.(Ed.). (2011). Bizans Yapılar, Meydanlar, Yaşamlar(Kitapçı Bayrı, Buket. Çev.). İstanbul:Kitap Yayınevi. (2004-2007).

 

Saltuk, S. (2001). Antik Çağda Hipodromlar Circuslar. İstanbul: Ege Yayınları.

 

Partia, III,28, ed. Preger, Sciptores originum,

 

Yıldırım, Nahit. (2013). Constantinopolis Hipodromu. Konya: Selçuk Üniversitesi.

 

 

 

[1] Türk Dil Kurumu Sözlüğü

[2] Yıldırım, Nahit. (2013). Constantinopolis Hipodromu. Konya: Selçuk Üniversitesi

[3] Cyril, Mango. (2010). Bizans Yeni Roma İmparatorluğu(Çağalı Güven, Gül. Çev.). İstanbul : Yapıkredi Yayınları. (1980). s.70

[4] Dagron, Gilbert. (2012). Konstantinopolis Hipodromu: Oyunlar, Halk ve Politika(Yerguz, İsmail. Çev.). İstanbul: Sel Yayıncılık. (2011). s13

[5] Pralong, Annie.(Ed.). (2011). Bizans Yapılar, Meydanlar, Yaşamlar(Kitapçı Bayrı, Buket. Çev.). İstanbul:Kitap Yayınevi. (2004-2007).

[6] Saltuk, S. (2001). Antik Çağda Hipodromlar Circuslar. İstanbul: Ege Yayınları

[7] Partia, III,28, ed. Preger, Sciptores originum, s.223-224

Yazan: Mehmet Fatih Altun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.