Marie Heurtin – Sevginin Değiştiremeyeceği Şey Yok!

Marie Heurtin Poster

Hikayemizde 19. yüzyıla geri dönüyoruz. Sadece sağır kızların eğitildiği bir manastır. Bir gün hem sağır hem de kör olan Marie Heurtin, ailesi tarafından buraya bırakılmak istenir. On yaşına kadar neredeyse hiç bir eğitim almamış bu kızı, körlüğü nedeniyle manastıra almak istemezler. Rahibe Marguerite, Marie’den çok etkilenir, kızı bir türlü aklından çıkartamaz. Baş Rahibe’yi ikna ederek kızı almak için yola çıkar ve bin bir zorlukla da kızı manastıra getirmeyi başarır.


Rahibe Marguerita’nın günlüğünden aktarılırmış gibi anlatılan hikayede, onun Marie ile uğraşmasını izlerken gülüyoruz, bazen de hüzünleniyoruz. Karanlık ve sessizlik içinde doğan, sadece çığlık atabilen ve yabani bir hayvan kadar insan davranışlarına aşina olan birini eğitmek gerçekten zor iş. Filmde bunun nasıl başarılabileceğini ve aralarında doğan inanılmaz güzellikteki sevgiyi adım adım takip ediyoruz.


Kör, sağır bir kızın kendisini, insanları, dünyayı ve ölümü anlama çabalarını izlerken, ister istemez bizler de içimizde kendimizi sorguluyoruz. Filmin başında kısaca değinilen ve özellikle filmin ilk yarısından donra ağırlığını hissettiren ölüm ve yaşam kavramlarından daha çok üzerinde durulan bir başka kavram var. Öğrenmek. Rahibe Marguerite ve küçük kızın yaptığı bu. İkisi öğreniyor ve öğretiyor. Önce yaşamı sonra ölümü öğreniyorlar. Geri kalan her şey bu iki kavram arasında zamanla şekilleniyor. Rahibe Marguerite akciğerlerinden rahatsız, her an ölmek üzere ama kıza ölümü öğretip bunu anlamasını sağlayacak kadar eğitiyor. Ölümünden sonra da öğrenmeyi asla kesmemesini istiyor.


Filmin sonunda geçen yazıyı aynen buraya kopyalıyorum;

“Marie Heurtin, hayatının sonuna kadar yani 22 Temmuz 1921’e kadar Poitiers yakınlarındaki Notre-Dame de Larnay’da yaşadı ve 36 yaşında öldü. Braille’de istekli bir kör alfabesi okuyucusu ve rakipsiz domino oyuncusuydu. Öğrenmeyi hiç bırakmayarak örnek biri oldu.”


Isabelle Carré (Rahibe Marguerite) ve Ariana Rivoire (Marie Heurtin)’ın oyunculuklarına diyecek bir şey yok. Filmde elbette beğenmediğiniz kısımlar olabilir, hatta gerçek hikayenin çok daha uzun olduğuna, en azından Marie’nin 10 yıl boyunca işaret dilini öğrendiğine (filmdeki gibi bir sene değil) dair eleştiriler var. Kendi kızkardeşi dahil olmak üzere bir çok kıza işaret dilini öğrenmelerine yardımcı olmuş. Bence yönetmen Jean-Pierre Améris gayet başarılı bir iş çıkarmış. Hepinize keyifli seyirler.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.