Zamanın Ötesine Geçen İmgeler: Herkesin Gördüğü Bir Olamaz!

Görme Biçimleri – Ön Kapak

Televizyonda “Görme Biçimleri” adıyla yayınlanan bir dizide geçen bazı konuşmalardan önemli görüşlerin aktarıldığı bu kitap, beş kişi tarafından hazırlandı. Görme konuşmadan önce gelir, çocuk konuşmaya başlamadan önce bakıp tanımayı öğrenir sözüyle başlayan bu kitabı okuduktan sonra etrafınıza farklı bir gözle bakmayı öğrenmeye başladıysanız ne güzel. Kitap size bir şeyler katmış demektir.

“Sözcüklerle görülen nesneler arasında her zaman bir uçurum vardır, bu kapatılamaz.”


Yukarıdaki “Düşlerin Anahtarı” adlı resminde Magritte’in vurguladığı bu düşüncenin üzerinde bir süre düşünülebilir. Kitapta der ki, insanların Cehennem ateşinin gerçekten var olduğuna inandıkları ortaçağda ateşin bugünkünden çok değişik bir anlamı vardı kuşkusuz. Yanıkların bize verdiği acıdan dolayı ateş, her şeyi yutan, kül eden bir şey olarak görülmüştür. Sizde kendiniz hakkında düşünün. Mesela çaydanlık kelimesi. Kimisi için çay demleyip, keyifli dakikalar geçirmenin güzel bir yoluyken; içinde sıcak su bulunan çaydanlığın üzerine devrildiği bir kişiye bu kelime daha çok acılı şeyleri çağrıştıracaktır.

“Karşıdaki tepeyi gördüğümüzü kabul edersek o tepeden görüldüğümüzü de kabul etmemiz gerekir.”

Kitabın üzerinde durduğu konu imgedir. İmgeler başlangıçta orada olmayan şeyleri gözde canlandırmak için yapılmıştır. İmge canlandırdığı şeyden daha kalıcıdır. Magritte’in de, kendisinin bir sanatçıdan çok resimlerle iletişim kuran bir düşünür olarak düşünülmesini tercih ettiğini göz önüne alırsak, imgeler ve göstergebilimin sanattaki önemini daha iyi anlayabiliriz. Sanatçılar farkında olsalar da olmasalar da eserlerinde kendi kafalarındakini yansıtırlar. Bunu dilde daha rahat fark edebiliriz. Dünyaya görüntülerden çok, sözcüklerin kafalarımızda yarattığı gerçeklerle bakarız. Resimlerden etkileniriz çünkü içlerinde bize tanıdık gelen bir şeyler vardır. Aşina olmadığımız öğeler taşıyan eserlerden etkilenmeyiz. İnsan davranışları, yüzler ve kurumlar konusunda kendi gözlemlerimiz çakıştığında onu kabul ederiz. Hepimizin görüşleri, neyi nerede gördüğümüze göre değişir. “Her resmin biricikliği bulunduğu yerin biricik olmasından kaynaklanıyordu.Resim bir yerden başka bir yere taşınabilirdi. Ama hiçbir zaman aynı anda iki yerde birden görülemezdi.” Şimdi fotoğraf makinesinin icâdını düşünün. Sonra fotokopi makinesini ve en son interneti… Bütün bunların resimleri, fotoğrafları hızlı bir şekilde her yere yaymasından dolayı bir resim, aynı anda iki ayrı yerde görülemez düşüncesi yerle bir oldu. Artık herkes, aynı resme dünyanın farklı yerlerinden bakabilir; üstelik o resme bakarken bulunduğu çevre asla aynı olamaz. İnternet sayesinde bizim hayatımıza giren ve bizim anlam kattığımız nesneler epey çoğaldı.

Magritte – Bu Bir Pipo Değildir!

Şimdi bir müzede, bir resmin önünde durduğunuzu düşünün. O resmin dünyada bir eşi yok, ressamın bizzat elinden çıkmış, yüzlerce yıl önce yapılmış bu resme bakarken neler hissedersiniz, neler düşünürsünüz? O resme hangi anlamlar yüklersiniz? Aynı resme internette bakmanızla, bizzat resmin bulunduğu yere gidip bakmak arasındaki ve o resme yüklediğiniz anlamlar açısından oluşan farklar nelerdir? Pieter Bruegel’ın “Çarmıha Gidiş” resmini bu şekilde inceleyebilirsiniz. Resim hemen aşağıda verilmiştir. Ayrıca bu resmi derinlemesine incelemek ve farklı bakış açıları kazanmak istiyorsanız, Lech Majewski’nin “The Mill and The Cross” yani “Değirmen ve Haç” filmini izlemenizi öneririm. Resim hakkında değişik bakış açılarını öğrenebilir ve kendi imgelerinizle karşılaştırabilirsiniz.

Pieter Bruegel – The Mill and The Cross

Özgün resimler, bir bakıma bilginin hiçbir zaman olamayacağı ölçüde sessiz ve dingindirler. Bu bakımdan duvara asılan bir yeniden canlandırma, özgün resimle karşılaştırılamaz. Çünkü özgün resimde sessizlik ve dinginlik asıl malzemenin, boyanın içine sinmiştir; insan boyada ressamın o andaki hareketlerinin izlerini görebilir. Yazımı Cezanne’ın sözleriyle bitiriyor ve sizlere bu kitabı derinlemesine okumanızı, incelemenizi öneriyorum. Değişik bakış açıları kazanmanın yolu öğrenip, öğrendiklerimizi uygulamaktan geçiyor.

“Dünyanın yaşamından bir an geçer! O anı gerçekliğiyle yakalyıp resme geçirmek, bunu yaparken her şeyi unutmak! O anı yaşamak, duyarlı bir levha olmak… zamanımızdan önce olan her şeyi unutarak gördüklerimizin imgesini yansıtmak…” ~Cezanne

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.