Sabahattin Önkibar – Devlet Bahçeli ve Ülkücüler Hakkında Her Şey – (Toplatılma Kararı Çıkarılan Kitap)

Bir Mahkeme Görmediği ve Okumadığı Bir Kitap Hakkında Nasıl Toplatma Kararı Çıkartabilir?

Sözcü gazetesinin haberine göre “Ankara 6. Asliye Hukuk Mahkemesi, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin başvurusuyla Sabahattin Önkibar’ın 20 Ocak 2017’de piyasaya çıkan ‘Devlet Bahçeli ve Ülkücüler Hakkında Her Şey’ kitabı hakkında toplatma kararı vermiştir.” Kitabın apar topar, yangından mal kaçırır gibi toplatılmasının sebebi olarak da kitabın Devlet Bahçeli’nin kişilik haklarına ağır saldırı teşkil eden gerçek dışı olayların varmış gibi açıklandığı gösterilmiştir. Kitaptaki bilgiler daha okunmadan bu derece ağır saldırılar gerçekleştiriliyorsa bu işin arkasında başka bir iş var diye düşünmeden edemiyor insan. Kitaptaki gerçekleri herkesin bilmesi gerektiğini düşünüyorum. Belgelerle kanıtlanmış gerçekleri kimden, ne için saklıyorsunuz?

Evet Referandum
Devlet Bahçeli

Kitaptan Alıntılar

  • Fikret Bila’ya konuşan Rahşan Hanım şunları söylüyordu: Bir gün, “Bizler Asena adlı bir dişi kurtla bir Türk’ten üreyen Türkleriz; o nedenle son Türk devletini korumak bize düşer,” diyen kimseler ortaya çıktı. Bu iddiaya dayanan derneklerini partilerini kurdular. Çocukları, gençleri örgütlediler, baskı altına aldılar, hatta silahlandırdılar. “Yaz bizden olacaksın ya canından,” dediler. Yıllarca sayısız can yaktılar, canlar aldılar. Bunların acısını unutmak kolay mı?.. Normal olarak bir siyasi parti, sosyal ve ekonomik açıdan topluma ferahlık getirmek amacıyla kurulur, çalışmaları ve görüş ayrılıklarını buna dayandırır. Ama “Biz Asena adlı kurttan üredik, Orta Asya’dan buralara geldik, bu ülkede egemenlik bizim hakkımızdır” iddiasıyla, üstelik kaba kuvvetle siyaset yapmaya kalkışanlar, ne demokratik anlamda “parti” sayılabilir ne de millî birliği güçlendirebilirler. Hele bir de buna din istismarını katarlarsa, millî birliği, toplum huzurunu, laikliği ve demokrasiyi büsbütün zedelerler. Üstelik, kaba kuvveti yalnız siyasal örgütlenme için değil, maddi çıkar için kullananlara da kucak açtılar. Mafyalarla, çetelerle kaynaştılar… Bazı çevreler MHP artık değişti diyor ama lideri, hayır biz değişmedik diyor. Kime inanalım?
  • (Devlet Bahçeli) Kağıt üzerinde güya üniversitede öğretim elemanıydı ama o kadar donanımsızdı ki, bu kanaate kendisiyle yaptığım sayısız sohbetler, yediğim yemekler ve yaptığım televizyon programlarıyla ulaştım. 1999 seçimlerinin hemen öncesinde TGRT’de bütün liderleri tek tek canlı yayına çıkarmış ve bir saat süre verip konuşturmuştum. Sıra Bahçeli’ye geldiğinde programdan üç gün önce kendisine şunu söyledim:

“Devlet Bey, bütün liderlere bir saat süre verirken size yeni ve söyleyecek çok sözünüzün olabileceği için iki saat vereceğim. Bu sayede millete partinizi ve kendinizi iyi anlatırsınız.”

Bahçeli bu teklifimi panikle karşıladı:

“Hayır hayır sayın Önkibar, iki saat çok uzun süre!”

“Diğer liderler fazla süre istiyor, siz az olsun diyorsunuz!”

“Sabahattin Bey bana 20 dakika yeter.”

…..

Programda gördüm ki Bahçeli haklıydı. 25 dakika boyunca sorduğum teknik değil siyasi sorulara bile önceden hazırlanmış notlarla karşılık verdi. Hakikaten donanımsızdı… Kağıda bakmaksızın cümle kuramıyordu ki, maalesef hâlâ bu durumdadır ve hem Meclis’te hem mitinglerde durumu başkalarının yazdığı metni camdan okuyarak kurtarmaktadır.

  • Devlet Bahçeli ükücü harekete tesadüfen katılan veya sızdırılan biri. Babası Adana-Osmaniyeli bir toprak zengini! Traktör ve dayanıklı tüketim mallarının da bayiliğini yapardı. CHP’li olan bana, Devlet Bahçeli’yi İstanbul’da paralı kolejde okuttu ki, o yıllarda özel okul sayısı bütün Türkiye’de iki elin parmakları kadardı. Okuldaki Adanalı arkadaşları sayesinde ülkücülerle tanıştı.
  • Namık Kemal Zeybek o dönem kaymakamlıktan müsteşarlığa taşınırken Bahçeli hükümetteki beş MHP’li bakanın hiçbirinin aklına dâhi gelmedi. Bu kayıtsızlığı iki şekilde yorumlayanlar oldu: Birincisi, Bahçeli’nin çapsızlığı; ikincisi, onun MİT görevlisi olduğu ve bunu bilen Alparslan Türkeş’in onu MHP’li bakanlıklardan özellikle uzak tuttuğu.
  • 1997’de Alparslan Türkeş apansız vefat etti… Oğlu Türkeş kısa zaman MHP parti yönetimine girmiş olmasının avantajıyla, vefa göstergesi olarak geçici genel başkan yapıldı ve kurultaya start verildi. Tuğrul Türkeş daha işin başında örgüte ve partiye hâkim olmasıyla favori gösteriliyordu. Karşısına çıkan isimler şunlardı: Devlet Bahçeli, Ramiz Ongun, Prof. Enis Öksüz, Muharrem Şemsek, İbrahim Çiftçi. MHP’nin ağır topları Tuğrul Türkeş’i desteklerken, Bahçeli’nin yanında bilinen isimler olarak Şefkat Çetin, Koray Aydın ve Şevket Bülend Yahnici vardı.
  • Başörtülü olan MHP’nin Antalya milletvekili Ünal başörtüsünü çıkarıp yemin etme taraftarı değildi ve bunu Bahçeli’ye iletti. Bahçeli ültimatom verdi: “Ya başörtünüzü çıkarıp yemin edin ya da sizi ihraç ederiz.” Nesrin Ünal parti emri deyip başörtüsünü çıkararak yemin etti. İlginç husus aynı Devlet Bahçeli’nin yıllar sonra, üstelik başörtüsünün değil siyasal bir simge olan türbanın devlette hükümranlık kurması ya da hâkim kılınması için AKP’yle işbirliği yapmasıydı.
  • Kamuoyunda adı İkiz Sözleşmeler olarak bilinen malum rezil anlaşmalara imzalar, üstelik gizli olarak atıldı. Dahası, bu imzalar Bahçeli’nin talebiyle kamuoyundan gizlendi. Anayasa değişikliğiyle hükümranlık devri demek olan Tahkim kabul edildi. Pişmanlık yasası çıkarılarak PKK’lılar serbest bırakıldı. Anayasa değişikliğiyle ırkçılık, mezhepçilik ve bölücülük yapmak serbest bırakıldı. Türkçe dışında yayın yapma serbestisi getirilerek Kürtçe TV kurmanın önü açıldı. Bütün bu yıkımın yasal temelleri Bahçeli’nin içinde olduğu koalisyon döneminde atıldı.
  • (Hangi birini yazayım ki bilemedim)Bor madenlerinin özelleştirilmesi, Türk tarımını bitiren kararların alınması, idamın kaldırılarak Abdullah Öcalan’ın idamdan kurtarılması, Türk Dünyası Kurultayı’na son verilmesi ve büyük bir Türk milliyetçisi olan Prof. Abdülhak Çay’ın yalnızca Türk Dünyası Kurultay’ını yaptı diye bakanlıktan ve partiden kovulması, Bulgaristan’daki seçimlerde Türk adaylarının kampanyaları için 400 bin doların gönderilmemesi (Demirel: 400 bin dolar Türkiye için para mıdır? Nasıl gönderilmez?), harcamaların katılan ülkücülerin cebinden yapıldığı Kayseri Erciyes’teki Türk Dünyası Kurultayı’nın iptal edilmesi, Türkiye’nin Rusya’ya bağlı olmasına neden olan Mavi Akım Projesine kesinlikle itiraz etmemesi ve bunun için Türkmen gazı anlaşmasını elinin tersiyle itmesi, Türk Dünyası’yla ilişki kurmaktan ısrarla kaçınması (sadece bir kere Türkmenistan’a kamuoyu baskısıyla gitmiştir), Türk Ocağı, Aydınlar Ocağı ve Yusufiyeliler Derneği gibi milliyetçi kuruluşlarla arasına mesafe koyması, Rahşan Affı’na verdiği tepki ve sözleri nedeniyle Ali Göngör’ün partiden ihraç edilmesi (Ali Güngör ülkücü hareketin sembol gençlik önderlerinden biriydi ve Devlet Bahçeli’nin 1980’lerin ortalarında Ankara Tandoğan’da ülkücüler tarafından dövülünce hemşerim deyip yanına koştuğu ve Bahçeli’ye kol kanat geren kişidir), Arif Ozan’ı HDP’li vekil Dengir Mir Mehmet Fırat’dan sonra dava eden ikinci isim olması ve onu derhal Alman ajanı ilan etmesi ve konserlerini engellemesi ayrıca bunun için MHP’li belediyelere baskı yapması ile kaset çıkardığı şirketi basıp Selçuklu Müzik’in sahibini dövdürmesi, zamanında Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı makamına yönelik teklifleri “Biz haddimizi biliriz” diyerek hem kendini hem de ülkücüleri yaralaması ayrıca cumhurbaşkanlığı makamına hiçbir MHP’li adayı layık görmemesi, erken seçim (3 Kasım 2002) açıklaması yapıp ABD projesi olan AKP’nin önünün açılması, bütün bunlar Devlet Bahçeli’nin eseridir.
  • 12 Eylül darbe öncesi Numan Selimoğlu isimli ülkücü bir öğrenci Kasımpaşa merkezde cuma namazı çıkışında avluda saldırıya uğrar. “Kavmiyetçi-Türkçü köpek, senin camide ne işin var?” sözleriyle Numan Selimoğlu yara bere içinde Şişli Ülkü Ocağı binasına gider. Ülkü Ocakları bölge başkanı İsmail Hakkı Parlak’tır (Cerrahoğlu) ve dayak yiyen ülkücüden daldıranların ecmainler olduğunu söyler. Bunun üzerine Cerrahoğlu, Kasımpaşa’da Akıncıların başında omuzu önde yürüyen o uzun boylu çocuğun hemen bulunup, oraya getirilmesini ister. Uzun boylu çocuk sorgulanır ve Cerrahoğlu’ndan yapılan saldırı için özür diler. Bu uzun boylu çocuğu tahmin eden? Recep Tayyip Erdoğan! O dönemde MSP gençlik önderlerinden!
  • Ümmetçilere göre, ithal bir ideoloji olan Türk milliyetçiliğinin arkasında siyonizm vardır. İslamcılara göre siyonistler Türkçlüğü kullanıp İslamsız Türk milliyetçiliği fikriyle güya Osmanlı ile halifeliği hedef almıştı! Oysa tarih tanıktır ki Türkler diye bir millet ve sosyal olgu, yüzlerce ve hatta binlerce yıldır hep var. Türk milliyetçiliği ise binlerce yıllık ortak mazi ve değerlere yaslanan bir şuur hareketidir. Tüklük ve Türk milleti kavramının en somut belgesi ise kör göze parmak misali hâlâ var olan Göktürk Kitabeleri’dir…. Yavuz Sultan Selim’le beraber ümmet fikri devlet ideolojisi olunca Türkler ikinci plana atıldı. Peşi sıra devşirme sistemiyle Türkler neredeyse yüzyıllar boyu, değil saraya, şehre bile sokulmayan köylü ve göçebe haline geldi…. Yavuz dönemi Türk tarihi açısından hicran yarasıdır, zira Anadolu’da Türkmen avı söz konusudur. Şah İsmail ve Tomambay gibi Türk kökenli hakanlar düşman ilan edilip onlara sempatiyle bakan Türk boyları katliama uğratıldı. Yavuz, Osmanlı’nın rotasını Batı’dan Doğu’ya çeviren ilk Türk padişahıdır ki Türklerde Atilla’dan beri hedef hep Batı olmuştur. Yavuz Sultan Selim ayrıca İslam ambalajıyla Arapçılığı ve Farsçılığı öne çıkarmıştır…
  • Jöntürk hareketi ve onun ürünü olan Birinci-İkinci Meşrutiyetler, İttihat ve Terakki ile Cumhuriyet geçtiğimiz yüzyıldaki Türk milliyetçiliğinin sonuçlarıdır.
  • Türk-İslam ülküsü olarak revize edilen yeni Türk milliyetçiliği hareketinin inanç kulvarına girmesinde, Sovyetlere karşı “yeşil kuşak” ya da hat inşa etmek isteyen NATO’nun katkısı olmuştu. İşte bu yeni süreçle beraber MHP’de Türkçü-İslamcı kavgası uç verdi ve Nihal Atsız, Alparslan Türkeş’e açıktan tavır aldı. Adana kongresinin hemen ertesi günü Nihal Atsızi gazetecilere şu açıklamayı yaptı: “MHP’de Allah, Tanrı’yı kovdu!” Adana kongresinde “bozkurt” yerine “üç hilal” benimsendi… Keza “bozkurtlar”, “ülkücüler”e dönüştürüldü! “Türkçü” yerine “milliyetçi” sıfatına geçildi. “Türkçüler Derneği” lağvedildi; “Milliyetçiler Derneği” kuruldu. Sadece “Başbuğ”a dokunulmadı… MHp artık kendine yeni bir yol çizmişti ve bunun adı “Türk-İslam ülküsü”ydü… Milliyetçi gençliğin 1970 sonrasında Türkçülükten ziyade İslam’la harmanlanmaya çalışılmasında hem iç, hem dış dinamiklerin etkisi oldu. Dış etki bağlamında NATO ve dolayısıyla ABD’nin SSCB’yi çevrelemek için uygulamaya koyduğu Yeşil Kuşak Projesi ülkücü hareketin fikri zemininin oluşmasına katkı yaptı. Nitekim 1968 Kuşağı ülkücü gençlik önderlerinden Türkçü Nihat Çetinkaya’nın Türkeş’e sorduğu “İslam’la harmanlanmış yeni fikri istikamet” sorusuna Türkeş şu karşılığı vermişti: “Mecburduk… Size açıklayamayacağım, anlatamayacağım şeyler var. Dış dengeler için bu yeni istikamet zorunluluktu.” Bu beyanlar aslında açık bir itiraftı ve MİT artı CIA’yla ilişkiler ima ediliyordu. Türkçülüğün İslam’la harmanlanmasına sebep olan bir başka gelişme Prof. Necmettin Erbakan önderliğinde başlayan İslamcılık hareketiydi. Türkeş, İslam’ın ve inancın, Türklüğü ya da millet aidiyetini yeneceğini düşünerek önlem aldı, çünkü Allah’la hiçbir fikrin yarışamayacağını biliyordu.
  • Komando kamplarını MİT ile Kontgerilla organize ediyordu ama perde gerisindeki patron NATO’ydu… Komünizmle Mücadele Dernekleri ile atılan adıma yeni ve önemli bir halka eklendi. MHP ya da ülkücü hareketteki fikri makas değişikliğinde, yani Türkçülükten Türk-İslam sentezine geçişte ayrıca dinsiz komünizmle mücadelenin büyük payı var… NATO ve Türkiye’deki Gladyosu, Türkçülerin devrimcilerle birleşeceği ihtimalini dikkate alarak MHP’nin ideolojisine İslam’ı monte etti ve bu şekilde dinsiz komünizme karşı barikat inşa etti. Alparslan Türkeş, Hürriyet gazetesinden Cüneyt Arcayürek’e şu açıklamaları yapmıştır;

“Komandoları destekliyorum çünkü onları biz kurduk ve eğittik. Bu kamplarda partimizin gençlik kolları sportif ve kültürel faaliyet yapıyor. Kendilerine judo ve karate öğretiliyor… Komünistler memleketi sahipsiz sanıp sokak hâkimiyeti kurmak istiyorlar. Buna izin vermeyeceğiz. Komünistlerin anladığı dilden konuşacak gençlik yetiştiriyoruz. Gençlerimiz memleket vazifeleri için hazırlık yapıyor…”

Sabahattin Önkibar - Devlet Bahçeli
Sabahattin Önkibar – Devlet Bahçeli
  • F tipi çete misali pek çok dinci cemaat ya da örgüt ülkücüleri, devşirmek için hedef kitle olarak gördü. Muhsin Yazıcıoğlu cemaatlerin kafasını karıştırdığı bir ülkücü önderdi ve 1993’te cemaatler ile Özal’ın kışkırtması sonucu Türkeş’le yollarını ayırdı. Yazıcıoğlu’nun partisi BBP’nin gençlik örgütü olan Alperen Ocakları ise Türkçülükten ziyade İslam’ı çağrıştıran bir yapıdır. Evet, Muhsin Yazıcıoğlu ülkücü hareketin içindeki İslamcı damardı ve bu özelliği 12 Eylül öncesinde mevcuttu.
  • Ayrıca Muhsin Yazıcıoğlu İslami hassasiyetleri çok yüksek olmasına karşın Türk milliyetçisiydi, lakin onun milliyetçiliğinde Nihal Atsız yerine Fatih Sultan Mehmet gibiler ağır basardı, yani İslam’a hizmet esastı. Klasik anlatımla Türkleri İslam’ın fedai topluluğu olarak görürdü. Millî ve anti-emperyalistti… AKP’nin, siyonizmin projesi olduğunu düşünür ve ABD’nin bölgedeki Truva Atı olduğuna inanırdı. Nitekim AKP kurulurken kendisine yapılan başbakan yardımcılığı artı iki bakanlık teklifini elinin tersiyle itmesinin nedeni budur. Ergenekon sürecinin başlamasıyla beraber Fethullah Cemaati’nin kirli yüzünü keşfetti. Hrant Dink’in öldürülmesi olayında Alperen Ocaklarına mensup gençlerin kullanılması Muhsin Bey’i çileden çıkarmıştı. İşte tam o günlerde Fethullah Gülen’le telefonda görüşüp ona şunu söyledi: “Siz neyin peşindesiniz? Türk Devleti ile ordusunu hedef alarak kime hizmet ediyorsunuz? Benim pırıl pırıl tertemiz gençlerimi emperyal emellerinize nasıl alet edersiniz? And olsun ki belediye seçiminin hemen sonrasında sizi ve kirli gayelerinizi milletime haykıracağım… Sizi uyarıyorum. Bu ülkenin masum çocuklarının yakasını bırakın… Allah’tan hiç mi korkunuz yok?” Bu telefon üzerinden çok geçmedi, Muhsin Bey’in helikopteri düşürüldü ki, Yazıcıoğlu suikasta uğramasa muhafazakâr çevredeki saygınlığıyla FETÖ’ye büyük zararlar verecek, onun o rezil yüzünü ortaya çıkaracaktı. Tam iki buçuk gün cenazesi arandı… Güya bütün devlet harekete geçti ama açık alana düşen helikopter bulunamadı. Üstelik telefon sinyalleri 10 küsur saat boyunca alınıyordu….. FETÖ ve AKP takımı her rezillikte olduğu gibi bu cinayeti bile o tarihte Türk Silahlı Kuvvetlerine yıkmaya kalktılar.
  • Eğer erken seçim olmayıp koalisyon devam etse ya da yeni bir koalisyon kurulsa Tayyip Erdoğan’ın siyasi defteri sonsuza dek kapanacaktı. Öyle, çünkü 28 Şubat sürecinde görevinden alınan Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Belediyesi’ndeki pek çok icraatı yargılama safhasındaydı. Akbil benzeri pek çok yolsuzluk kovuşturmalarında alacağı bir ceza yüz kızartıcı suç olacağından affa uğrasa bile hiçbir zaman milletvekili olamayacaktı ki, İstanbul’daki bu yargı sürecinin devamında Erdoğan’la aynı davada yargılananların bazıları mahkûm oldu. Tayyip Erdoğan ise bu mahkemeden milletvekili olduğu içibn dokunulmazlığı sayesinde kurtuldu. Kuşkusuz Erdoğan’ın bireysel bazda önünü açan, yani milletvekili olmasını sağlayan Deniz Baykal’dır ve onun da tarihin affetmeyeceği sorumlulukları vardır; lakin büyük fotoğrafta asıl sorumlu Devlet Bahçeli’dir. Çünkü AKP onun erken seçim kararıyla tek başına iktidar olmuştu… Deniz Baykal, Bahçeli’nin açtığı yoldan yararlanarak Erdoğan’ı milletvekili yaptırdı. Evet, Türkiye bugün büyük bir savrulma ve hatta yıkımı yaşıyorsa, FETÖ ile PKK iki ayrı paralel devlet kurmuşsa, 80 yıllık birikimler özelleştirme adı altında ğeşkeş çekilip satılmış ve devlet ile millet boğazına kadar batmışsa tarih önünde bunun sorumlusu AKP’nin iktidara gelmesi için kendi partisini baraja gömen Devlet Bahçeli’dir.
  • “Bu seçimin yenilgisinin sorumluluğu şahsıma aittir… Partiyi yeni yönetime kavuşturmak ve yeni genel başkana teslim etmek görevim olacaktır…” MHP’yi akıl almaz biçimde parlamento dışına atıp AKP’ye teslim eden Devlet Bahçeli bu sözleri, yani istifa kararıyla, bedel ödeyen adam olarak kamuoyundan takdir gördü. …. Derken Devlet Bahçeli ikinci bir hamle yaptı ve şöyle dedi: “Seçimi kaybedenler benim gibi gitmelidir!” Bu beyandan sonra Mesut Yılmaz beklemeyip hemen istifa etti. Tansu Çiller bir süre direndi ama o da sonunda pes dedi. Devlet Bahçeli bu şekilde sadece AKP’yi tek başına iktidara taşımadı, aynı zamanda muhalefeti tasfiye etti. İşte o tasfiye sonrasında AKP büyük bir alan buldu. Ne ANAP ne DYP, Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller sonrasında belini doğrultabildi ve merkez sağ tamamen çöktü. O alana AKP tek başına hükmetmeye başladı. Bu şekilde Bahçeli sadece MHP’yi yaralamadı, aynı zamanda merkez sağın topyekûn yok oluşuna vesile oldu….Aradan aylar haftalar geçti, Bahçeli kesin beyan ve sözlerine rağmen koltuğunda oturmaya devam etti.
  • Ülküsüz ülkücülüktür… Hayır, “Mankurtlaşma” bile demeyeceğim, zira Mankurt çıkara değil, efendisine hizmet eder. MHP’de ise efendi Bahçeli değil sadece çıkar hesabıdır ki, bu zihniyet Bahçeli sayesinde bu partiye hâkim olmuştur. Peşinen söyleyeyim: Bahçeli gittiği saat en çok küfrü yine o soytarılar edecektir.
  • Bahçeli, Abdullah Gül’ün önünü açıyor ve Tayyip Erdoğan’ı tekrar onu aday yapması konusunda mecbur bırakıyordu. Yapılan açıklamayla sadece Genelkurmay değil, Tayyip Erdoğan da köşeye sıkıştı zira MHP’nin oylamaya katılması parlamentoda 367’nin sağlanması demekti. Erdoğan mecbur kaldı ve Abdullah Gül’ü yeniden aday gösterdi. Bu şekilde Abdullah Gül, Devlet Bahçeli sayesinde Atatürk’ün koltuğuna oturdu. Başka bir ifadeyle siyasal İslamcı görüş Çankaya Köşkü’ne çıktı.2002’de genel seçime bir buçuk yıl varken erken seçim deyip AKP’yi iktidara taşıyarak MHP’yi baraja gömen Devlet Bahçeli’nin, TBMM’ye tekrar dönüşünün ilk gününde yaptığı buydu.
  • Abdullah Gül Çankaya Köşkü’ne çıkınca ilk talimatını, sürekli koruyup kolladığı Fethullah’ın devleti içindeki unsurlarına verdi: “Ergenekon iddialarını delillendirin ve harekete geçelim.” Bu şekilde polis ve yargıdaki Fethullah Gülen Terör Örgütü üyeleri yalan delil üretimine başladılar ve çok geçmeden operasyonlar başladı. Genelkurmay’daki generallerin Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı olmasıyla ödleri koptu, çünkü herhangi bir konuda itiraz ettikleri takdirde bir dakika içinde emekli edileceklerinin farkındaydılar. Evet, Bahçeli’nin bu ülkeye yaptığı kötülüklerden biri buydu…Türk Silahlı Kuvvetlerini kurbanlık koyun misali Gül ile Tayyip Erdoğan’a teslim etmişti.
  • Bir gazeteci olarak o dönem Ulusal Kanal’dan defalarca “PKK Güneydoğu’da ve büyük şehirlerde bomba yığıyor, mayın döşüyor… Ey hükümet, ey Genelkurmay neredesiniz?..” diye çağrılar yaptık ve dönemin Genelkurmay Başkanı Necdet Özel efendi bunun için bizi dört defa mahkemeye verdi. Söyleyin, bizim bilip haykırdığımızı Bahçeli nasıl bilmez? Elbette biliyordu ve buna rağmen kılını kıpırdatmadıysa söyleyin lütfen bunun bir sebebi yok mudur?
  • PKK’lılar Apo’yu selamlamak için Bursa Gemlik’te miting kararı aldı… Otobüslerle Gemlik’e giderlerken güzergâhtaki şehirler bu alçaklığa karşı ayağa kalkınca Bahçeli’ye yatıştırıcılık görevi verildi ve o da onu yaptı, sonrasında hem PKK hem AKP’den teşekkür aldı. PKK bütün büyük şehir sokaklarına hâkim olurken, Devlet Bahçeli ülkücülere sokağa çıkmayı yasaklayıp alanı bölücü örgüte terk etmedi mi? Bitmedi… Aman PKK tahrik olmasıni aman AKP bundan siyasi zarar görmesin diye MHP olarak bir dönem şehit cenazelerine katılmama kararı almadı mı? Bırakın onu bunu, gün geldi “Tayyip Erdoğan’a bir şey olursa Türkiye batar!” demedi mi? Oysa aynı Erdoğan MHP ve ülkücüler için şunları söylemişti: “Bunlar Fatiha okumayı bile bilmeyen serseri takımı!”
  • Bir şeyin kıymeti ve samimiyeti ödenen bedelle doğru orantılıdır. Bedelsiz riskin anlamı yoktur. Dolayısıyla Meral Akşener ile Sinan Oğan’ın genel başkan adaylıkları, Ümit Özdağ misali risk almak değildir… Pek çok insanın kafasında Meral Akşener milletvekili ve TBMM başkanvekili olsaydı hâlâ Bahçeli’nin yanında olur muydu kuşkusu var! Meral Akşener, Tayyip ile Bahçeli’yi kısa bir süre önce bir odada buluşturup kapıda nöbet tutan isimdir ki, bunu niye yaptığı halen sırdır. Bu arada risk alma noktasında Koray Aydın’ın 2003 ve 2012’de genel başkanlığa aday olması önemli ve kıymetlidir. Ancak aynı Koray Aydın devamını getirememiştir. …. Sağlamcılık ya da garanticilik olgusu sadece Meral Akşener ve MHP için değil bütün siyasetimiz için geçerlidir ki, bunun açıklaması Türkiye’de siyasetin dava veya ideal için değil, çıkar adına yapılmasıdır.
  • Hoşumuza gitsin veya gitmesin Türkiye gibi coğrafyalarda dava partileri kitleselleşemiyor. Sakın “Ama AKP bunu gerçekleştirdi, kitleselleşti,” demeyin, zira o partiyi kurduran ABD’dir ki, Namık Kemal Zeybek televizyonda açıkladı; ABD elçisi AKP kurulurken kendini ziyaret edip o partiye davet etmişti, yani AKP dava değil, emperyal proje partisidir. AKşener için uydurulan kaset olayı ise tam bir saçmalıktır. Çamur at izi kalsın kabilinde yapılan rezil ve alçakça bir iftiradır. Bazı çevreler kasetin arkasında FETÖ’nün olduğunu söylüyor. Güya o kasetle Meral Hanım rehin alınmışmış! Ancak bu iddialar belli ki MHP genel merkezi kaynaklıdır ve bel altı vuruştur.
  • Bir ara Bahçeli’ye suikast yapacaklar diye 14 ülkücü gözaltına alınıp tutuklandı. Dinlediğime göre o isimlerden birinden iktidar sahipleri çok özel belgeler elde etmiş. Ve o belgeler şimdi tahmin edilebilecek yerdeymiş! Çok sürmedi Devlet Bahçeli’yi öldürecek denen o 14 kişi serbest kaldı. İlginç olan suikastçı, yani Bahçeli’yi öldürecek denilip tutuklananlardan biri şimdi Devlet Bey’in danışmanı! Bu olayı ve perde gerisini bilen çok insan var ama korkudan susuyorlar. FETÖ’ye karşı böylesine teslimiyet içinde olan Bahçeli gün geldi Fethullah olayını rakiplerine zarar vermek için kullandı.

Yazarın Önsözü

Bu çalışma, ülkücüler ile MHP’ye dair küçük bir tarih kitabıdır.

Peşin hükümle yazılmamıştır, yani taraftarlık ya da karşıtlık eksenli değildir.

40 yıldır dinlediklerimin ve tanıklıklarımın bakiyesidir.

MHP ile ülkücü hareketin ortaya çıkışından bugüne kadar olan seyrinin bütün boyutlarıyla sunulup sorgulanmasının özetidir.

Hem Milliyetçi-ülkücü camia, hem ana aktörler, olaylar çerçevesinde irdelenmiştir.

Kitabın yazılış amacı, amiyane tabirle birilerini parlatmak veya yermek değildir.

Tarihe kaynaklık edecek ölçüde objektif ve bağımsız bir çalışmadır.

Yazıların tamamı somut hadiselere dayanmaktadır, yani belgelidir.

İyi okumalar diliyorum…

(20 Aralık 2016)

Sabahattin Önkibar Kimdir? (Kitaptan Alıntı)

Ülkücüler
Sabahattin Önkibar Kimdir ?

Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu. 29 yıllık gazeteci. Star TV, TGRT, Flash TV, Avrasya TV ve Ulusal Kanal’da 20 yıldır siyasi programlar yapıyor. Star, Posta, Türkiye, Yeniçağ, Yenimesaj ve Aydınlık gazetelerinde 25 yıldır Politika Günlüğü köşesiyle siyaset yazıları yazıyor. Doğan Grubu, İhlas Grubu, Flash TV ve Yeniçağ gazetelerinde 20 yıldır aralıksız Ankara Temsilciliği yaptı. Daha önce yayımlanan kitaplar:

*İşte İslamın ve Türklüğün Katilleri (Kaynak Yayınları, 2014)

*Takkeli Firavunlar (Kırmızı Kedi Yayınevi, 2014)

*İmamlar ve Haramiler Medyası (Kırmızı Kedi Yayınevi, 2015)

*Mehdi’nin Darbesi (Kırmızı Kedi Yayınevi, 2016)

 

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.