Sınıf Ayrımcılığını Eleştiren Yazarımız ~ Ahmet Mithat Efendi ve Çingene Romanı

Ahmet Mithat Efendi ~ Çingene Ön Kapak
Ahmet Mithat Efendi ~ Çingene Ön Kapak

Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde ırkçılık şu şekilde tanımlanmaktadır: İnsanların toplumsal özelliklerini biyolojik, ırksal özelliklerine indirgeyerek bir ırkın başka ırklara üstün olduğunu öne süren öğreti, rasizmdir. Bir diğer tanım ise şu şekildedir: Irkçılık; kişinin bağlı olduğu ulus ya da ırkın üstünlüğüne inanarak onun dışında kalan toplulukları aşağı ve hor görmesine dayanan tutum ve davranıştır. Ahmet Mithat Efendi kitabında, çingenelerin insan dahi kabul edilmediğini belirterek toplumdaki ırkçı yaklaşımları son derece açık bir şekilde ortaya koymuştur. Hani hoşgörülüydük? Hani bütün insanlar birdi? Hani Osmanlı Devleti bütün ırkları bünyesinde sorgusuz bir şekilde toplayan büyük bir imparatorluktu? Bu tarz söylemlerde bulunmadan önce tarihi iyice bir araştırmak, yazılanları ve çizilenleri iyice okumak ve anlamak gereklidir. Herkes kendisini hoşgörülü zanneder. Avrupalılar bile Kızılderilileri katlederken, onları zorla kendi dinlerine geçirmeye çalışırlarken oldukça hoşgörülü olduklarını iddia ederler lakin bunun gerçek olmadığını biliriz. O sömürgeci olarak tanımladığımız Avrupalıları eleştirirken kendimize ve yaşadığımız topraklara dönüp iyice bakmalıyız. Dünyanın büyük imparatorluklarından biri hâline dönüşen Osmanlı’nın bunu hoşgörüyle yaptığını söylemek dünyanın en adî ve cahil yorumu olur. Evet, ırkçılık bizim genimizde var. Kendimizi bile çevremizden üstün görerek ırkçılığın en basit şeklini yaşamımızda uygulamaya koymuşuzdur.

Ahmet Mithat Efendi ~ Çingene Arka Kapak
Ahmet Mithat Efendi ~ Çingene Arka Kapak

22 yaşında, elâ gözlü ve gayet düzgün bir delikanlı olan Şems Hikmet Bey arkadaşlarıyla bir sandal sefasındayken güzel Çingene kızı Ziba’yı görerek ona vurulur. Ziba’nın Çingene olması sebebiyle Şems Hikmet Bey kendi çevresinden hiçbir onay göremez. Her şeye rağmen Ziba’yı bir hanımın yanına yerleştirerek iyi bir eğitim almasını sağlar. Ziba sadece güzel değildir; zekidir, yeteneklidir ve iyi huyludur. Müziğe de son derece yatkındır, çok da güzel bir sesi vardır. Özellikle kemanı kısa sürede öğrenerek müzik öğretmenini bile şaşırtır. Bu eğitimlerin yanı sıra nerede nasıl davranması gerektiğini, nasıl konuşulacağını da öğrenir. Ahmet Mithat Efendi, Şems Hikmet Bey aracılığıyla bütün insanların aslında eşit doğduğunu ve ırkından dolayı yargılanamayacağı mesajını vermeye çalışır. Ne yazık ki etraf (toplum) son derece ön yargılıdır, kendilerine öğretilen ve tartışılmaz oldukları varsayılan düşünce kalıplarını ezberlemiştir ve bu kalıplaşmış düşünceleri değiştirmek çok zordur. Bir çingene ne olursa olsun çingenedir düşüncesi, çingenelerin uzak durulması gereken bir ırk olduğu düşüncesini pekiştirir. Kitabın sonunda bu ırkçı düşünceler içerisinde olanlar Ziba’yı tanıdıkça bu düşüncelerinde ne kadar haksız olduklarını anlarlar ama artık her şey için çok geçtir. Kitabın sonu hakkında bilgi vererek kitap keyfinizi bozmak istemiyorum. Bunun için mutlaka kitabı okuyunuz. Herkese keyifli okumalar diliyorum.

Kitaptan Alıntılar

“Bir hatayı daha büyük bir hata ile düzeltmeye kalkışmak, o hatadan daha müthiş neticelerin doğmasına yol açar.”

“İnsan evladından bir kızı eğiterek, fazilet sahibi olabilip olamayacağını tecrübe merakına düştüm. Meğer bu merakım affedilmesi mümkün olmayan bir kabahat imiş. Gırtlağına kadar suça batmış olanları ve hatta katilleri bile valideleri mazur görerek hakkındaki analık duygularını yitirmedikleri hâlde, benim bu kabahatimi validem bile affedemedi.”

“İstanbullu Osmanlılar Anadolu Türklerini nasıl kendilerinin aşağısında görüp, kendilerini ne şekilde onlardan üstün sayarlar ise Hindistan’ın şerefli kavimleri arasındaki seviye oranı dahi böyledir.”

“Biz, Çingenelerde öyle bir kirlenmişlik farz ederiz ki başkaca hiçbir halkta o kirlenmişliği aklımıza getirmeyiz. Meselâ Yahudi ve Hıristiyan kızlarını nikâhımıza aldığımız hâlde Çingene kızını nikâhlamayız. Halkımızın çoğunluğu, Çingene kızının yatağından sonra ne kadar yıkanılsa insanın temizlenemeyeceğine inanmaktadırlar.

“Gönlüm, ‘Yaradılışça başkalarından hiçbir farkı olmadığı ve o da tohumun mahsulü olduğu hâlde, sırf aşağı seviyede tutulan bir kavimden gelmiş olduğu için neden insanlık mertebesinin dışında görülsün?’ diyor. ‘Terbiyesiz ise onun terbiyesizliği kavminin yaşayış biçimine bağışlanabilir. Ama bazı üstün tutulan kavimlere mensup olanların daha terbiyesiz olduğunu da gördüğümüzden, bunları onların nesine bağışlayacağız?’ diyor. ‘Bu Çingene kızında bir terbiye bilinci yok ise de, kötü yolda almış olduğu bir terbiye de yoktur. Terbiyeli addolunanlar içim yüzkarası sayılması lâzım gelen nice günahlarla kirlenmemiştir. Bir boş tarla ise de dikenler istilâ etmemiştir. Her ne tohum eksen yetişir.’ diyor.”

“Delikanlının bir Çingeneye gönül vermiş olmasından başka yerilmeye değer hiçbir hâlini göremiyorlar idi. “

Sözlük

  • kasr-ı hümayun: Padişahlık köşkü
  • kâselis: Çanak yalayıcı, dalkavuk, yalaka
  • hemşire: Kız kardeş
  • dandini beyim hoppala paşam: Eğlendirilmesi çok zor, nazlı ve müşkülpesent kimseler için söylenir.
  • kumbaros: Vaftiz babası
  • kesret içinde vahdet: Varlık içinde yokluk
  • ruba: Giysi, elbise
  • salâvat parmağı: İşaret parmağı
  • gusto: Kişisel zevk, şahsi beğeni duygusu; özgün tarz
  • prezante: Tanıştırmak
  • nev-nihal: Yeni yeşermiş filiz, körpe fidan
  • derre-i müşgîn: Simsiyah bir inci tanesi
  • gülizar: Gül gibi kırmızı yanakları olan
  • hodbin: Kendini beğenmiş, kibirli ve bencil
  • irşat: Doğru yolu göstermek, aydınlatmak
  • gaşy: Kendinden geçerek bayılmak
  • rical: Üst düzey bürokratlar
  • Kibar: Sosyete; asilzade
  • Hayr-hah: Hiçbir karşılık beklemeksizin başkasının maddi ve manevi iyiliğini isteyen
  • çare-cu: Bir buhranı atlatmak için çare ve çıkış yolu arayan
  • kec-bin: Şaşı; yamuk gören
  • kec-endîş: Çarpık düşüncelere sahip olan; olayları çarpık bir düşünce tarzı ile yorumlayan
  • halimane: Yumuşak bir tarzda
  • dürüştane: Kabalığa varan sert üslup
  • müşateme: Karşılıklı olarak sövüp sayışma, birbirine hakaret dolu sözler sarf etme
  • hanüman: Yuva. Ev, bark
  • tire’dîl: Kara kalpli
  • Fürs: Doğu kavimleri. Fars.
  • hergele: Yaban eşeği. Yük veya binek hayvanı olarak yetiştirilmemiş beygir, merkep, katır.
  • Esb-i tazî: Arap atı
  • zemmiye: Yergi; kötüleme
  • Ve illallah-ü müşteka: Tek şikâyet merci, Allah’tır.

Ahmet Mithat Efendi (Kitaptan Alıntı) (d. 1844 – ö. 1912)

Babasının ölümü üzerine çocuk yaşta çalışmaya başlamıştır. 1854 yılında ağabeyinin görevi dolayısıyla bulunduğu Vidin’e gitmiş ve orada başladığı öğrenimine Tophane Sıbyan Mektebinde devam etmiştir. 1863 yılında Niş Rüştiyesini bitirerek Rusçuk’a bir devlet dairesine memur olarak atanmıştır. Çalıştığı dönemde Fransızcayı öğrenmiş ve bu nedenle Tuna Vâlisi Mithat Paşa’nın takdirini kazanmıştır. Bunun üzerine asıl adı olan Ahmet’in yanına Mithat da eklenerek, bu şekilde anılmaya başlanmıştır. 1869 yılında Mithat Paşa Bağdat Valiliği’ne atanınca o da onunla birlikte gitmiştir. Bağdat’da hem gazete yönetmenliği yapmış hem de sanat okulu öğrencileri için ders kitabı hazırlamıştır. 1871 yılında ailevî sebeplerden dönmek zorunda kaldığı İstanbul’da kendi matbaahanesini kurmuş, eserlerini basmıştır. Bu dönemde edebiyatımızın ilk hikâye koleksiyonu olan Letaif-i Rivayat adlı eseri yazmıştır. 1873 yılında kendine ait Dağarcık mecmuasında yazdığı yazılar ve Yeni Osmanlılar’la yakınlığı nedeni ile Rodos’a sürülmüştür. Abdülaziz’in ölmesi üzerine İstanbul’a geri dönmesine izin verilmiştir. 1878’de çıkarmaya başladığı Tercüman-ı Hakikat gazetesi Osmanlı basım tarihinin en uzun ömürlü ve etkili yayınlarından biridir. İki yüze yakın eser yayımlayan Ahmet Mithat Türk edebiyatının gerçek anlamda ilk popüler yazarıdır.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.