Bilimkurgunun Kraliçesinden Öyküler (İçdeniz Balıkçısı)

İçdeniz Balıkçısı (Ön Kapak Resmi)

İsminin içinde bilim kelimesi geçtiğinden mi, bilimkurgunun insanda yarattığı acayip bilinmezlik duygusundan mı kaynaklanıyor emin olamasam da bilimkurgu türüne şüpheyle yaklaşıldığını gözlemledim. Gereksiz bir şüphe bu. Ursula öyküler kitabının giriş kısmına koskoca “Bilimkurgu Okumamak Üzerine” diye bir yazı yazdığına göre bunun evrensel bir sorun olduğunu söylemek yanlış olmaz. Star Wars, Star Trek tarzı aksiyon dolu filmler ve kitaplardan ibaret olmayan bilimkurgunun ne demek olduğunu size yazarın ağzından anlatmak isterim.

İçdeniz Balıkçısı (Arka Kapak)

Bilimkurgu Okumamak Üzerine
“Kendiliğinden ilginç, güzel, insanlık durumuna uygun olan bazı konularla oynayan kurgular sadece. Kaba ve kusurlu “bilimkurgu” adında dahi, “bilim”, “kurgu”nun hizmetindedir, “kurgu”nun anlamını tamamlayıcı bir işlevi vardır. ….Sürekli bilimkurgu okumasalar da en azından bir kere hakkıyla bilimkurgu okumaya çalışmış insanlar genellikle onu gayri insani, elitist ve kaçışçı bulduklarını söylerler. Bilimkurguların bütün karakterlerinin hem geleneklere uygun olmalarından, hem de olağandışı birer dâhi, uzay kahramanı, süper-hacker, erdişi uzaylı olmalarından dolayı bu kurguların gerçek insanların hayatta uğraşmak zorunda oldukları şeylere değinmekten kaçtığını ve böylece kurgunun temel işlevlerinden birini yerine getiremediğini söylerler. Jane Austen’in İngilteresi bize ne kadar uzak olursa olsun, kitabın içindeki insanlar akla yatkın ve bir şeyleri açıklayıcı gelir-onlar hakkında okurken, kendimiz hakkında bir şeyler öğreniriz. Bilimkurgunun kendimizden kaçmaktan başka bize sunduğu bir şey yok mu? ….Bazı insanlar için sadece diğer insanlar ilginçtir. Bazı insanlar gerçekten de ağaçları, balıkları, yıldızları veya makinelerin nasıl çalıştığını, gökyüzünün neden mavi olduğunu hiç umursamaz; onlar, genellikle de dinlerinin etkisiyle sadece insana odaklıdır; bu insanlar ne bilimi ne de bilimkurguyu sevebilirler. Antropoloji, psikoloji ve tıp hariç tüm bilim dalları gibi, bilimkurgu da sadece insan odaklı değildir. Diğer varlıkları ve varlığın diğer safhalarını da içerir. Bilimkurgu, gerçekçi romanın en büyük konusu hakkında, yani insanlar arasındaki ilişkiler hakkında olabilir ama bir insanla başka bir şey arasındaki, başka bir çeşit varlık, fikir, makine, deneyim veya toplum arasındaki ilişki de olabilir. Son olarak da, bazı insanlar bana, bilimkurgular kasvetli olduğu için bu kitaplardan kaçındıklarını söylüyorlar. Eğer felaket sonrası olabilecekler için insanlığı uyaran öykülere, birbirlerinden daha fazla zırlamayı marifet bilen yeni moda yazarlara ya da gevşek-metal-boş-sanal karakter ortamlı Kapitalist Gerçekçiliğe dayanan romanlara denk geldilerse bu anlaşılabilir bir şey. Ama bence genellikle bu suçlama okurun kendi zihnindeki bir ürkekliği veya bir karamsarlığı yansıtır daha ziyade: değişime güvensizlik, hayal gücüne güvensizlik gibi. Birçok insan gerçekten de tam anlamıyla tanımadığı herhangi bir şey hakkında düşünmek zorunda kalmaktan ürker veya böyle bir şey karşısında karamsarlığa kapılır; denetimini yitirmekten korkar. Zaten son derece iyi bildikleri bir şey hakkında değilse okumazlar, başka bir renkse nefret ederler, McDonald’s değilse yemezler. Dünyanın onlardan önce de var olduğunu, onlardan büyük olduğunu ve onlarsız da yoluna devam edeceğini bilmek istemezler. Tarihi sevmezler. Bilimkurguyu sevmezler. Tanrı onlara McDonald’s’ta yemek ve cennette mutlu olmak nasip etsin….” ~Ursula Kroeber Le Guin

Ursula K. Le Guin

Bilimkurgu Korkusu
Yazarın değindiği ve benim katılmadan edemediğim görüşlerden en önemlisi bence bilimkurguya duyulan güvensizlikte yatıyor. Bilim kelimesine bile şüpheci yaklaşan zihinlerin bilimkurguyu nasıl zevk alarak okumasını beklersiniz? Hepimizin dünyası değişkendir, kendi eksenimizde yarattığımız dünyaların yıkılmasının bir pamuk ipliğine bağlı olduğunu fark edemiyoruz yine de bunu bize kıyısından köşesinden hatırlatan romanlara duyduğumuz korkunun pençeleri arasında kıvranıyoruz. Asıl mucize olan bu sıkı sıkıya sarıldığımız tekdüze yaşantımızın bir şekilde bozulmadan gittiği yönündeki hayal gücümüz. Teknolojiyi bilmiyor olabilirsiniz, teknik terimlerden anlamıyor olabilirsiniz, fen derslerini en son lisede görmüş olabilirsiniz ama bu neden bilimkurguyu anlamayacağınız anlamına gelsin? Okumayı sökmüş birinin anlayabileceği yine de üniversite mezunu birisinin anlayamayacağı şeyler söz konusu bile olabilir. Yazarın değindiği gibi bu korkunun altına kendine güvensizlik yatıyor. Romanın altından kalkamayacağım, romanın içeriğini anlayamayacağım, boş dünyalarda ve boş diyaloglarla geçen hikayeler beni gerçek dünyamdan uzaklaştıracak düşüncelerini yıkmanın vaktidir. Bence bilimkurgudan alınabilecek çok güzel hayat dersleri var ve bunları keşfetmek de bizlere düşüyor. Bence kendinizden korkmamayı ve kendinizi tanımaya başlamanın zamanı geldi de geçiyor.
Sekiz Harika Öykü
1.Gorgonidlerle İlk Temas (The First Contact with the Gorgonids)
2.Newton’un Uykusu (Newton’s Sleep)
3.Kuzey Yüzüne Tırmanış (The Ascent of the North Face)
4.Her Şeyi Değiştiren Taş (The Rock Thar Changed Things)
5.Kerasyon (The Kerastion)
6.Şobilerin Masalı (The Shobies’ Story)
7.Ganam’a Dans (Dancing to Ganam)
8.Bir Başka Masal ya da İçdeniz Balıkçısı (Another Story or a Fisherman of the Inland Sea)
Çörtme Teorisini barındıran üç harika öykü (Şobilerin Masalı, Ganam’a Dans ve Bir Başka Masal), çok sıradışı bir hikaye olan Gorgonidlerle İlk Temas, uyanış ve direniş hakkında Her Şeyi Değiştiren Taş, bir atölye çalışması olan Kerasyon….. “Mantığın Uykuya Dalışı Canavarlar Doğurur” Hepinize keyifli okumalar^^

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.