Leonardo Da Vinci: “La pittura é cosa mentale”

Leonardo, vaktinden önce gelişmiş dehalardandır. Oğlunun yüksek kabiliyetini gören Ser Piero, onu o zamanki Floransa’nın en ünlü sanatçılarından biri olan Andrea del Verrochio’nun atölyesine, 1470 yı­lında yerleştiriyor. Verrocchio, atölyesinde Botticelli, Fiorenzo di Lorenzo, Peruguino ve Lorenzo di Credi gibi bir çok tanınmış ve eşsiz eserler vermiş ressamlar yetiştirmişti. Fakat sanatçılar arasında ve üstünde göz kamaştıran bir ışık gibi Leonardo parıldıyordu.

O zamanın atölye geleneğine göre çıraklar, ustalarına ısmarlanan eserlerin ikinci üçüncü derecedeki yerlerini kendileri doldururlardı. Vallombroso Manastırı papaslan tarafından, İsa’nın vaftizi konulu bir tabloyu üzerine alan Verrocchio, tabloya konulacak bir melek figürü işini de Leonardo’ya vermişti. İşte o zaman usta, tablosuna çırağı tarafından eklenen melek karşısında sanatının ne kadar aşılmış olduğunu anlar. Vasari’ye göreyse, bir çocuğun kendisinden daha iyi resim yaptığını görmekten öfkelenen Verrochio o günden itibaren bir daha eline fırça almamaya karar verir. Bugün halâ Floransa’da Uffizi müzesinde görülebilen bu diz çökmüş melek, o tertipli ve soğuk tabloda, yolunu şaşırmış bir güneş huzmesi gibidir.

Leonardo’da göze çarpan ilk şey, bilimle sanatı beraber yürütmesidir. Sanatçı, sanatı için önce dış dünyayı gözlemlemiş, oradan iç dünyanın labirentlerine dalmış; sanatı bu bilgilerle kuvvetlenmiş, kuvvetlenen sanat yeni bilim araştırmalarına imkân vermiştir.

 “Bütün kesin bilginin anası tecrübedir. Tecrübeden doğmayan bilimler boştur ve yanılmalarla doludur. Hiçbir araştırma matematik ispattan geçmedikten sonra bilim adını alamaz.” diyor Leonardo.  

1519’da öldüğüne göre, altmış yedisine kadar yaşamış olan bu sanatçının sanat hayatı ile 37 yaşında ölen Raffaello’nun sanat hayatı biribirile kıyaslanırsa büyük bir ayrılık göze çarpar. Raffaello dar çevreli bir ömür içine sayısız eserler, büyük kompozisyonlar, türlü portreler, göz kamaştıran freskolar sıkıştırdığı halde, Leonardo yılları, bir avuç eserin emrinde kullanmıştır. Sanatın bir ilham ve coşkunluk ürünü olmayıp bir düşünce, hesap ve sabır ürünü olduğunu Leonardo’nun sanat hayatından ve çalışma tarzından daha iyi hiçbir sanatçı gösteremez.

Önemli eserlerinin yanında, aşağı cinsten eserler vermiş olan büyük sanatçılar vardır. Leonardo’da da böyle bir şeyi görmeye imkân yoktur. Yorgunluk veya para kazanmak hırsı yüzünden aşağı bir eserin onun atölyesinden çıktığı görülmemiştir. Eserlerinin bazıları kaybolmuş; kendisinin sanılan bazı eserlerin sonradan başkalarının olduğu anlaşılmıştır. Bugün Leonardo’nun kendi elinden tamamlanmış olarak çıkan ve zamanımıza kadar gelen önemli eserleri şunlardır:

 

Kayalıklarda Meryem, Louvre Müzesi

 

Son Akşam Yemeği,  Santa Maria delle Grazie Yemekhanesi 

 

Mona Lisa, Louvre Müzesi

 

Meryem, Çocuk İsa ve St. Anne, Louvre Müzesi

 

Saint Jean – Baptiste, Louvre Müzesi

 Onbeşinci ve onaltıncı yüzyılın sanatı hakkında eşsiz bir kaynak olan Giorgio Vasari’ye göre Leonardo Floransa zenginlerinden Francesco del Giocondo’nun karısı Monna Lisa Gherardini’nin portresine 1503 de çalışmaya başladığı zaman Mona Lisa 24 yaşlarında imiş, resim bittiği zaman otuzuna yaklaşıyormuş. Böyle ağır ve devamlı çalışmaya her model katlanamaz.

1483’de Milâno’daki Confréries de la Conception, ondan bir madonna istemişti. Bu eser bir çok defa bırakılıp ele alındıktan sonra 1506’da yirmi sene sonra tamamlanacak ve kayalıklarda Meryem adını alacaktır.

Leonardo’nun hiç bir eseri Milâno’da Santa Maria delle Grazie Manastırının yemekhanesi duvarına yaptığı freskosu kadar işaret ettiğimiz noktayı aydınlatamaz. Cenacolo bir freskodur. Taze anlamına gelen bu kelime, taze bir sıva üzerine konulan bir sulu boya tarzını ifade eder. Sıva rengi emer, bu nedenle resim duvarın ömrü kadar dayanır. Bu taze sıva, sönmüş kireç ile ince kumdan yapılmış olduğuna göre, kurumakla sertleşir ve taş kadar dayanıklı olur. Eğer duvarın bulunduğu yer nemli değilse ve kullanılan renkler sıvanın kireci ile bozulabilir değilse, bu resim zamanın silip süpüremeyeceği hayret verici bir sağlamlık kazanır.

Raffaello’nun, Michelengelo’nun freskoları gibi ilk bakışta çok basit görünen bu tarz aslında çok güç­tür ve büyük bir el çabukluğu ve ustalık ister. Çabuk kuruyan sıva, resim yapılacağı zaman duvara konulmalı ve kurumadan önce renkle kapatılmalıdır. Sıva kuruyunca rengi emme özelliğini kaybettiğinden, rötuşlara imkân yoktur. Bunun için çabuk, mümkün olduğu kadar çabuk ve mümkünse ilk fırça denemeleriyle resmi yapmak lâzımdır.

“Gecenin sessizliği içinde, gözden geçirmiş olduğunuz şeyleri hatırlayınız. Zihninizde, gündüz görmüş olduğunuz figürlerin konturlarını çiziniz. Zekâ ile elin birlikte çalışmadığı yerde sanatçı yoktur.”

Leonardo sıva üzerine çalışmağı kabul etmekle beraber, tekniğini değiştirmiş, sıva kuruduktan sonra yağlı boya ile çalışmayı tercih etmiştir. Böylece bez üzerinde tekrar çalışma imkâ­nını bulmuştur. İşte Santa Maria delle Grazie Manastırının freskosu böyle bir teknikle geceli gündüzlü denecek bir çalışmadan sonra, ancak üç sene içinde tamamlanabilmiştir. Ressamın çalıştığı manastırda o zaman baş rahip bulunan hikâyeci Matteo Bandelli, Leonardo’nun gün doğar doğ­maz iskeleye tırmandığını ve fırçayı ancak karanlık basınca elinden bıraktığını, bu süre devamınca yiyip içmeyi tamamen unuttuğunu; sonra günlerce elini resme sürmediğini, bazen eseri önünde saatlerce ve saatlerce hiç bir şey yapmadan durduğunu ve bütün ruhuyle onu gözden geçirdiğini anlatıyor. Yine bu rahibin ifadesine göre Leonardo bazı defalar manastıra koşar ve bir figüre bir iki fırça sürdükten sonra derhal uzaklaşırmış.

Bu durumu göz önünde bulundurursak sanatçının resim hakkındaki ünlü tarifini daha iyi anlarız. Leonardo, resim için: La pittura é cosa mentale, yani resim akıl işidir derdi. Vinci’nin her eseri gibi bu eseri de teknik sahada olduğu kadar fikir sahasında da sonsuz araştırmaların konusudur. Ressamın, desenine yeni bir ruh vermek için uyumadan geçirdiği günler, aydın-gölgenin oyunlarını sonsuz şeffaflıkları içinde yakalayabilmek için potalarda bir sihirbaz gibi yeni renk imkânları aradığı günler sayısızdı.

Leonardo’nun her sahadaki araştırmaları sanatı içindi. Işığı, renkleri, gölgeleri, perspektifi bu nedenle inceledi. İnsan ve hayvan bedeninin en gizli köşelerini bu nedenle keş­fetmek istedi. Herkesin kolay bir şöhret ve tükenmez bir para aradığı zamanda Leonardo güçlüğü aradı, sanatı her çıkarın üstünde tuttu.

Giorgio Vasari’ye göre Leonardo gördüğü ve dikkate değer bulduğu bir adamın çehresini tespit etmek için onu günlerce takip eder ve karakterini yakalamaya çalışırmış. Çıplak vücut krokileri yapmak için cumartesi günleri hamama gider; bazen de köylüleri yemeğe dâvet eder, ağırlar, ve birkaç dost aracılığıyla onları neş­elendirir, güldürür ve buruşan çehrelerinin hafızasında tutabilmek için onları mümkün olduğu kadar uzun süre bu halde bulundurmaya çalışırmış.

Doğayı ve insanı bu kadar dikkatle gözden geçiren, inceleyen bir sanatçının realist cinsten olması gerekmez mi? Fakat buna rağmen Leonardo bir realist olmak bir yana, on beşinci asrın realizmini yıkan sanatçıların başında gelir. Leonardo’nun hem realiteye dayanan hem de idealizme yükselen sanatını, sanatçının bir zevki hakkında Giorgio Vasari’nin anlattığı şu fıkra gayet iyi belirtir. Vasari’nin anlattığına gö­re Leonardo, yalnız başına girdiği bir odada kertenkeleleri, yılanları, kelebekleri, çekirgeleri, yarasaları ve buna benzer başka cinsten garip hayvanları toplar; onların değişik taraflarını birleştirerek; ateş­ten bir havanın yaladığı, zehir ve alev saçan molto orribile e spaventoso (çok korkutucu) bir hayvan vücudu haline getirmiş.

Onun amacı, tabiatın çizdiği yolda doğadan daha ileriye gitmekti. Hiçbir sanatçı onun kadar duyguya zekâ, sevgiye anlama merakı, göz zevki için yapılan suretlere o kadar ruh koymamıştır. Hiçbir sanatçı onun kadar amacınıı düşünceye yaklaştırmamıştır. Leonardo, portrelerinde ve kompozisyonlarında daima ruhtan bedene, içten dışa gider ve bize duyguları hareketlerin ve çehrenin dili ile kuvvetle hissettirir. Resimde, insan ruhuna, ruhun ışığına en çok yaklaşan sanatçı Vinci’dir.

Leonardo’nun resim sanatındaki büyüklüğünü anlamak için her şeyden önce, iki şey üzerinde, ilk olarak kompozisyon üzerinde, sonra ışık ve gölge üzerinde durmak gerekir. Onun en büyük kompozisyonu Cenacolo (Son Akşam Yemeği) olduğu için bu eserdeki üstünlüğünü belirtmek yeter. Santa Maria delle Grazie’nin yemek salonunda bulunan bu freskonun her tarafı aradan yarım asır geçmeden çatlamış, boyaları dökülmüş; beceriksiz ellerin tamirler ile eser büsbütün berbat bir duruma düşmüştür. Bu gün, son şekli ile onda gölgeleri andıran figürlerden başka bir şey görülmez. Fakat buna karşılık, Leonardo’nun öğrencilerinden Marco d’Oggione’nin 1510 senesinde, aslının bütün parlaklığı içinde bulunduğu sıralarda, yapmış olduğu kopyalar vardır; Paris’de Louvre müzesinde bulunan kopya ile Londra’da Güzel Sanatlar Okulundaki kopyanın bu ressama ait olduğu düşünülmektedir.

Leonardo’nun kompozisyonda gösterdiği üstünlüğü gölge anlayı­şında da görüyoruz. Leonardo, aynı zamanda plâstik şekli ve atmosferi içine alan ve birinci yeri insan doğasına veren fakat onu atmosfer içinde gösteren eden bir resim uslübunun yaratıcısıdır. Bu nedenle o, yalnız bir unsuru yani insanı değil aynı zamanda doğayı da gerçekleş­tiriyor.

İnsanla, içinde insanın bulunduğu dopayı birleştirecek olan, perspekifin boşluğunu dolduracak ve figürü kuşatacak olan unsur nedir? Bu unsur, Leonardo’ya göre gölgedir. Ressam, gölgeye olan sonsuz sevgisini şu sözlerle ne güzel belirtir: “Akşam üstü, kapalı havalarda, sokaklarda geçen erkeklerin ve kadınların çehrelerine iyi bak! Bu çehrelerde nasıl bir çekicilik ve tatlı­lık vardır, o zaman görürsün. ” 

Leonardo’ya göre en tatlı güzellik akşamdan gelir, çünkü ışık tatsızdır, çok gölge görmeğe engel olur; her ikisinin ortası iyidir. Güzellik gölgenin bir derecelenmesinden gelir. Bu gölge içinde sert konturlar yumuşamakta, şekil katı bir cisim olacağı yerde eriyen bir atmosfer olmaktadır.

İşte sanatın ruhu olan bu gerçekleri kendinde ve sanatında topladığı içindir ki, İtalyan Rönesansı’nın dehalarla kaynaşan sanat tarihinden, Leonardo da Vinci’nin yeri başkadır.

 

 

 

(Suut Kemal Yetkin’in yazısından derlenmiştir.)

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.