Silent Hill:Sessiz Bir Tepenin Ardındakiler…

Bugüne  kadar   Amerikan  sineması,   özgün  senaryolar  dışında  sürekli  farklı  yerlerden  ekmek yedi desek,  çok da  yanlış  söylemiş  olmayız. Kimi  zaman  edebiyat  uyarlamaları, modern dünyanın  etkisiyle de  bilgisayar  oyunları  bu  ekmeğe  kapı  oldu. Fakat  çoğu oyun uyarlaması yapım ;   büyük  ölçüde  ticari  amaç  barındırdığı  bariz   belli  olan  ucuz  yapımlardan  öteye  geçemedi. Bu  furyanın  etkisiyle  yapılan  filmlerden  birisi de  2006  yapımı Silent Hill. Furya  olmasının  nedeni , neyse ki   sadece   bir  oyun  uyarlaması  olması. Yani elimizde  ticari  klişelerden  sıyrılmayı  biraz  olsun başarmış;  hatta bundan çıkıp  özgün olma çabası içinde olan,   seyircinin  gözünü boyamak  yerine,  ona bir  film  sunma  açısından  oldukça  özenli  olmuş gibi  görünüyor.

Öncelikle  uyarlamanın  temelini  oluşturan,  orijinal  oyuna  bir göz  gezdirelim. 1999 Konami öncülüğünde  sadece  playstation 1 (psx)  platformuna  o dönem  çıkmış  olan ve  konsol  çağının  altın dönemi  olarak  nitelendirebileceğimiz  1999 yılının bir  başka  incisi Silent  Hill. Üçüncü  şahıs  survival – horror  shooter  olarak  nitelendirebileceğimiz  yapım  playstation  dünyasına  bomba gibi düşmüş, özellikle  kasvetli atmosferi  ve zorlayıcı  bulmacalarıyla  oyun severleri  uzun süre  meşgul  etmiş  ve etkisi  altına  almayı başarmıştı.Hikayede  Silent Hill kasabasına  bir şekilde  yolu  düşen Harry  Mason  ve  evlat edindiği   kızı  Cheryl  özel  araçlarıyla  beraber   kasabaya girerken  bir  kaza  yaparlar  ve olaylar gelişir.Kaza  sonrası  bilincini  yitiren Mason,  kendine  geldiğinde  araba  kapısının açılmış ve kızının ortadan  kaybolmuş  olduğunu fark  eder.Kendimizi  çok  fazla  oyuna  kaptırmadan,  yavaş  yavaş  filme  geçebiliriz  bu kısa  girişten  sonra.

Film,  başlangıcı ve  ilerleyişi  itibariyle   hemen  hemen  oyunla  benzerlik  gösteriyor.Bu  hem  senaryo  içeriği  anlamındaki,  hem  de ortaya  koyduğu  atmosfer  derinliğiyle  alakalı  bir  uyumluluk. Orjinal  oyundan  farklı  olarak   ana  karakterimiz,  baba olan  Harry  Mason  yerine, üvey  anne göreci  üstleniyor. Bu  arada  ailemizin  isim  ve soy isimleri  oyundakinden  farklılık  gösteriyor.Yapımdaki  yan  karakterlerin  ismi  özgün  olarak  alınmışken,  neden  Cherly’ın  üvey  ailesinin isimlerinde  bir farklılığa  gidilmiş  bu  merak  konusu. Özellikle  oyuncu  kitlesinin de  yapıma  olan  ilgi  ve hasılat  potansiyeli  göz önüne  alındığında,  bu  isim değişikliklerinin  olmuş  olması  bana  biraz  gereksiz  gibi geldi açıkçası.

Filmde  baba  ve  annenin isimleri Christopher (Sean Bean)  ve  Rosa  Da Silva( Radha Mitchell).Oyundan  bildiğimiz,   Cybil  Bennett (Laurie Holden),  Dahlia Gillespie (Deborah Kara Unger)  ve Cheryl  gibi  karakterlerin  isimleri olduğu gibi  filme  aktarılmış. Özellikle  müzikler,  oyunun atmosferinin filme  aktarılmasına  önemli  bir kapı  açıyor.Klasik,  sisli, puslu  terkedilmiş  Silent Hill kasabasının  nerdeyse  aynısını  filmde  bulabiliyoruz. (Aslında  filmin  eleştirisini  yaparken,  oyundan  bağımsız  bir  yol  haritası  çizmek istedim; fakat  bir  uyarlama  yazısı  olması  dolayısıyla  oyunla  olan  fark  ve benzerliklerinden  giden bu yazımda  bundan  çok da  çıkmak  istemiyorum. Çünkü   başarılı  bir  oyunun  başarılı  bir uyarlamasını  beyaz perdede görmek  özellikle  bir video oyunu uyarlamasıysa  bu,  nadir  olan  bir  şey.)

Oyunculuk  anlamında  en çok gözüme  çarpan  kişi,  polis memuru Cybil  Bennett karakterine hayat  veren Laurie Holden seçimi ve performansı.O kendine  has sert kadın havası  ve gözlerindeki  heyecan, yaşadığı  kaçış psikolojisiyle,   hikayenin içinde  en çok  olan  kişi gibi adeta.Zaten kendisi,  bu yapımdan  sonra  The Walking Dead dizisinde  oldukça  başarılı   bir  korku  oyuncusu  olarak  görüyoruz.Temelini de, bu çalışmada  atmaya  başlamış gibi ironik  bir  durum var. Bunun  dışında, ondan daha da yoğun bir biçimde,   filmin  bir  demirbaşı  olmayı  başarmış,  bir  karakter  olmaktan çıkmış, adeta  atmosfere ait bir done gibi olan  Deborah Kara Unger’ın  oyunculuğu da,  çok başarılı.

Silent Hill  kasabasının  bu  ayırt  edilemez  benzerliği  dışında  dikkatimi  çeken  bir başka   önemli  benzerlik de,  Cybil  Bennett  karakterinin  görünüşünden,  jest  ve  mimiklerine  kadar  eş değer  bir  karakteristik  bütünlüğün  oyundan  filme  adeta  uyarlanılmaktan ziyade   dönüştürülmüş  olması.Sanki  bu  karakter   filme  doğrudan inmiş  gibi  aynı.Hatta biraz  abartıya  kaçmış  bir şekilde  vücut  hareketleri  video oyunundaki gibi  taklit  edilmiş.  Özellikle ,  benzin  istasyonundaki  anne ve  kızla  ilk  karşılaşma  sırasındaki arabayı  incelemesindeki hal tavırları,  giderlerken   plakayı  alması gibi kareler  çok çarpıcı.  Oyuncu  kitlesinin  özellikle  düşünülmüş  olduğu  göze  çarpıyor.Oyun dinamikleri  doğası  gereği  sayısız bulmacalarla dolu  ve oyunlar,   süreleri  olarak ortalama 4-5  saati baz  alır. Haliyle  bir filmdeyse  aynı  çeşitliliği  bulmak  zaten  filmlerin  maliyeti  ve ticari  kaygıları dolayısıyla  pek  mümkün  değildir.Film  bu açıdan  zaten  bulmacalarla  bizi zorlamıyor.Oyunun  yansıttığı  kasvet,  depresif   ve  hastalıklı  klinik  etkiyiyse  oldukça  doğru  parçalarla  bize sunuyor. Oyundan  bağımsız  olarak  filmin  bu etkisine  bir sinema sever olarak  bakıldığındaysa bütünüyle  bir  gerilim  etkisini  oyundaki  derinlikten ziyade,  filmde  ancak  yer  yer  bizi sarsan  şeyler  bulabiliyoruz. Salt  bir korku-gerilim  anlamındaysa  ortalamanın belki  biraz  üstü  bir  etki  söz  konusu.Özellikle  şeytani  bodrum  katında  geçen sahneler,  hastane  ve okula  girişte  bu  etkiyi görüyoruz.Filmin sonunda  mücadelelerde de,  gerçekten  rahatsız  edici  duygu hali  bize  iyiden iyiye hissettiriliyor.Hatta  bu açıdan  oyundan  çok daha başarılı  bir  final var karşımızda.

Filmin  müzikleri de  yapımı  taşıyan  önemli  bir  unsur  olarak  göze  çarpıyor.Zaten bu konuda  oyundan  yardım  alıyor.Serinin 1,2 ,3 ve 4üncü  oyunlarında  duyduğumuz  şeylerden bir  toplama  filme serpiştirilmiş. Akira Yamaoka  yaratıcılığıyla  müziklerin  mimarı  olarak  mirasını  filme de bırakıyor  ve  fazla  kumar  oynanmadan  özgünlük  işitsel  olarak  muhaza  edilmiş  bir şekilde  bize  sunuluyor. Filmin  verdiği en temel  mesaj, inançlarımızla  ne  kadar  hayatta kalabileceğimiz  veya  bu  inançların  bizi  körleştirdiğinde,   insanın  ne  kadar  şeytani  bir  yaratığa  dönüşebileceği üzerine. Toplumsal  değerler,  ritüeller  karşısında  ebevyn  iç güdüsüyle  hareket  eden, bütün  bu  değerlere  karşı  çıkan  bir  annenin savaşı anlatılıyor  filmde. Bu savaşı  verirken,  aynı  zamanda  kararlar  verilmesi,  bu  kararlarının  sorumluluğu  ve  bedelinin  olduğunu    fazlasıyla görüyoruz.

Silent  Hill,  bir  efsanenin  uyarlaması  olarak  onun  kadar  kült  bir noktaya  sinema filmi  boyutunda  ulaşamasa da,  atmosfer  ve  nispeten  senaryonun sadakatiyle  izlenmeye  değer  bir çalışma.

Silent Hill:Sessiz Bir Tepenin Ardındakiler…” üzerine bir düşünce

  • 30 Haziran 2015 tarihinde, saat 14:05
    Kalıcı bağlantı

    En sevdiğim filmlerden bir tanesi hakkında yazı yazılması çok hoşuma gitti. Oyunlarını oynamadım ama filmden sonra çok oynamak istedim. O karanlık atmosferi ve insanı geren karakterleriyle adeta film içine çekmişti beni. Polis memuru Cybil Bennett ise filmdeki favori karakterimdi. Tavırları, bakışları, duruşu ve o saçlarıyla bu filme bu kadar yakışabilir bir insan. Filmde en çok aklımda kalan ise üvey annenin eteği ve çizmeleri olmuştu. Benzer bir kombinasyon oluşturmuş fakat havalar sıcakken giyilebilecek eteği çizmelerle bir türlü bağdaştıramamıştım. En iyi giyilecek yer filmdeki gibi bir atmosfere sahip bir yer olmalı 🙂

    Güzel bir yazı olmuş^^ Akira Yamaoka kadar Mary Elizabeth McGlynn’ni de unutmamak lazım 🙂 İkisi birlikte harika film müzikleri çıkardılar.

    Yanıtla

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.