Gerçek Bir Kaçış Öyküsü – Kelebek Filmi (Papillon)

Gerçek bir kaçış öyküsüne hazır mısınız? Fransız mahkum Henri Charrière’in çok satan kitabından uyarlanan filmin yönetmeni Franklin J. Schaffner. Henri “Papillon” Charièrre müebbet hapis cezasına çarptırılarak, cezasını çekmek üzere Fransız Guyanası’na gönderilir. Bu yolculuk sırasında Fransa’nın en ünlü kalpazanıyla, Louis Dega’yla tanışır ve aralarında yıllar boyu yok olmayacak bir dostluk gelişir. Aslında Dega ilk başta Papillon’a güvenmez ama onu tanıdıkça ve hayatındaki insanlardan farklı olarak onun, kendisi için ölümü bile göze alabilecek karakterde bir insan olduğunu gördükçe bu dostluk hikâyesi başlar. Haksız yere müebbet alan Papillon’un aklında tek bir düşünce vardır: Kaçmak. Hapishane şartları berbattır. Aslında berbat demek bile iyimser kalır. İlk kaçış denemesi dostu Dega’yı acımasız bir gardiyanın elinden kurtarırken gerçekleşir. Ne yazık ki tekne için anlaştığı kişi hem parasını alır hem de kendisini kelle avcılarına teslim eder. İlk kaçış denemesi için iki sene tecrit cezasına çarptırılır. Tecrit sırasında beş adımlık bir hücrede, çok az bir yemekle idare etmek zorundadır. Dega, bazı ayarlamalar yapıp her öğünde kendisine hindistan cevizi gönderir ama bu durum bir süre sonra ortaya çıkar. Yemeği yarıya indirilen Papillon; açlık, karanlık, yalnızlık gibi sorunlarla baş eder. Bütün zorluklara rağmen hindistan cevizini kimin gönderdiğini söylemez. İkinci kaçış teşebbüsü ilkine göre daha başarılıdır. Papillon; Dega ve Maturette isimli başka bir mahkumla kaçmayı başarırlar. Dega ayağının sakatlığı sebebiyle yakalanır ama Papillon kaçmayı başarır. Hatta yerlilerle birlikte bir süre huzur içinde yaşar. Papillon’un göğsünde bir kelebek dövmesi vardır. Kabile reisi kendi göğsüne de bir kelebek dövmesi ister ve Papillon saatler süren bir çalışmanın ardından güzel bir kelebek resmi çizer. Ertesi gün kabile gitmiştir ama yerliler geride Papillon için yedi inci tanesi bırakırlar. Bir inci tanesini kiliseye bağışlayarak kendisine kalacak yer ister. Hatta teminat için kalan altı inciyi de baş rahibeye emanet eder. Emanete hıyanet olmaz sözünün burada yeri olmadığını çok geç anlayan Papillon yine yakalanır. Baş rahibe kendisini ele vermiştir. Bu ikinci kaçış teşebbüsü için beş yıl daha tecrit cezasına çarptırılır. Buradan çıktığında, birlikte kaçtığı diğer mahkum olan Maturette’nin ölümüne şahit olur. Papillon bu tecrit cezasının ardından etrafı yüksek kayalıklarla çevrili ve kaçışın imkansız olduğu bir adaya gider. Adanın ismi Şeytan Adası’dır. Bu adadan ayrılmanın tek yolu teknedir. Bu yüzden adada sıkı güvenlik önlemleri yoktur. Eğer kaçan olursa bu için çaresine köpekbalıkları ve gelgit bakacaktır. Burada eski dostu Dega’yı bulan Papillon son bir kez kaçış teşebbüsünde bulunacaktır.

Filmi keyifle izlediğimi belirtmek istiyorum. Elbette iç açıcı olmayan sahneler fazlasıyla mevcut ama hapishane şartlarının ne durumda olduğunu sansürleyerek gösteremezsiniz. Gerçekten içinde bulunduğu duruma katlanamayan ve bundan kurtulmak isteyen bir adamın özgürlüğe kavuşma hikâyesi olarak başarılı bir film ortaya çıkmış. Filmin sonunda artık kullanılmayan hapishaneden çeşitli görüntüleri izleyebilirsiniz.

Film Hakkında İlginç Bilgiler

  • Dustin Hoffman (Louis Dega), takmak zorunda kaldığı kalın gözlük sebebiyle lens takmak zorunda kaldı ve bu sayede önünü görebildi.
  • Oyuncu Steve McQueen (Papillon) uçurumdan atlama sahnesinde bizzat kendisinin oynaması yönünde ısrar etti ve bunu “hayatının keyif verici anlarından biri” olarak değerlendirdi.
  • Gerçek Papillon olan Henri Charrière, Şeytan Adası’na gönderildiğinde 25 yaşındaydı.
  • Steve McQueen ile Dustin Hoffman’ın profesyonelliklerine gölge düşürmeyen tatlı rekabetleri eminim şahit olmaya değerdi.
  • Henri Charriere Jamaika’daki çekimlerde bulundu ama Temmuz 1973’te, filmin düzenlenmesi ve yayınlanmasından birkaç ay önce akciğer kanseri sebebiyle öldü. Projenin bittiğini göremedi.
  • Papillon, Fransızcada “Kelebek” anlamına gelip, Henri Charrière’in göğsündeki kelebek dövmesine bir göndermedir. Aynı zamanda Charrière’in takma ismiydi.
  • Filmin hem yönetmeni hem de bestecisi, film müziklerinin ekonomik kullanımından yanaydılar. Yani, müzik filmin bazı sahnelerinde vurucu etki yapmalıydı. Bu yüzden iki buçuk saatlik filmin sadece 40 dakikasında müzik eklendi.
  • Filmin çekimlerine bitmemiş bir senaryo ile başlandığını duymak ilginç gelebilir.
  • Filmin son sahnesinde Papillon’un üstünde durduğu hindistan cevizi torbasının altındaki dalgıç film hatası olarak gözlerimizi kamaştırsa da bu durum sahnenin etkileyici müziğini ve yaratılan etkinin muazzamlığı gölgeleyemedi. Şortlu ve paletli bir dalgıç kaçmasına yardım etmeye karar vermişse biz ne yapalım?
  • Güneşin azizliğine bolca uğranılan bu filmde çeşitli yerlerde kameranın veya ekipmanın gölgesini fark edebilirsiniz. Mesela 42:10’da adamların teker teker geçişleri sırasında, 18:26’da raylı arabanın geçişi sırasında, uçurumdan atlama sahnesinde sol üst taraflarda gezinir görünen helikopter kameralar, vs. Diğer kamera hatalarını belki de izlerken siz keşfedebilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.