Türk Bilim İnsanın’dan Büyük Başarı! Betül Kaçar Kimdir?

Türk bilim insanından çok büyük başarı

Türk bilim insanı Betül Kaçar, Twitter hesabından Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi’nin (NASA) evrende yaşamın izlerini araştırmak için oluşturduğu ekibe kabul edildiğini duyurdu.

ABD’deki Arizona Üniversitesi’nde doçent olarak görev yapan Betül Kaçar, şu mesajı paylaştı: “Güzel bir haber. Kelimelere dökmekte zorlanıyorum ama şöyle: Evrende yaşamın izlerini araştırmak için oluşturulan yeni bir NASA ekibine kabul edilmişim.”

Paylaşımının devamında bu yıla küçük bir sağlık sorunuyla başladığını açıklayan Kaçar, “İlaç gibi geldi bu haber sabah sabah. Her şeyin başı sağlık diyerek bitireyim” ifadelerini kullandı.

BETÜL KAÇAR KİMDİR?

Marmara Üniversitesi’nde kimya eğitimi alan Betül Kaçar, 2010 yılında Emory Üniversitesi’nden biomoleküler kimya alanında doktora derecesi aldı.

Evrimin molelüler mekanizmalarına yönelik anlayışımızla ilgilenen Kaçar, doktora sonrası çalışmalarını NASA’da sürdürdü.

2012 yılında Harvard Üniversitesi’ne katılan Betül Kaçar, burada Organizma ve Evrimsel Biyoloji Departmanı’nda görev aldı.

Türk bilim insanı, 2017 yılından bu yana Arizona Üniversitesi Astronomi, Moleküler ve Hücre Biyolojisi alanından çalışıyor.

Betül Kaçar, NASA Astrobiyoloji Enstitüsü’nün “önde gelen üyelerinden biri” olarak tanımlanıyor.

Emrah Serbes Kimdir ?

İzmir’de 22 Eylül’de gerçekleşen ve baba-kızın hayatını kaybettiği trafik kazasını kendisinin yaptığını itiraf eden Behzat Ç. kitaplarının yazarı Emrah Serbes, tutuklandı. Serbes’in, 2 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasıyla yargılanabileceği bildirildi.

Emrah Serbes Kimdir

İzmir’de 22 Eylül’de otomobil sürücüsü ve kızının öldüğü, eşinin ağır yaralandığı kazaya karışan otomobili kendisinin kullandığını sosyal medya aracılığıyla itiraf eden yazar Emrah Serbes, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.

”TESLİM OLUYORUM. İTİRAFIMDIR”

Serbes, sosyal medya hesabından yayımladığı fotoğraftaki notta, kazaya karışan otomobili kendisinin kullandığını, yaşadığı şokla kazayı itiraf edemediğini, kazayı üstlenen arkadaşının cezaevinde kendisinin yerine tutuklu bulunduğunu, vicdan azabı çektiğini belirterek, “Teslim oluyorum. İtirafımdır” yazılı mesaj paylaştı.

TUTUKLANDI

Notu paylaşmasının ardından Torbalı Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuran Serbes, işlemlerinin ardından çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.

Emrah Serbes Kim ?

emrah serbes behzat ç

Ünlü dizi Behzat Ç.’nin ve birçok sinema filminin senaristi Emrah Serbes, 22 Eylül’de İzmir-Aydın otoyolunda iki kişinin hayatını kaybettiği kazayı yapanın kendisi olduğunu itiraf etti. Serbes’in yaptığı kazayı itiraf etmesinin arkasından bir gerçek daha ortaya çıkmış oldu. 22 Eylül günü yaptığı kazayı, o esnada yanında bulunan arkadaşı Kenan Doğruüstlenmişti.

Kaza ile ilgili yapılan adli soruşturmada, şüpheli Kenan Doğru’nun suçlu olmadığına dair kanıtlara ulaşılmıştı. Vicdanın azabından kaçmanın mümkün olmadığını belirten Emrah Serbes baba ve kızının ölümüyle sonuçlanan kaza ile ilgili paylaşımında; “Kendimi kaybettim ve bu şok nedeniyle olay anında kazayı üstlenemedim. Kazayı yanımda oturan arkadaşım Kenan Doğru üstlendi. Şu an suçsuz olduğu halde cezaevinde yatmaktadır. Savcılığa geldim ve teslim oluyorum.”sözlerini sarf etti.

Kazadan 6 gün sonra kazayla ilgili olarak Emrah Serbes, twitter hesabından bir açıklama yaparak, kaza sırasında aracı kendisinin kullandığını itiraf etti ve savcılığa teslim olduktan sonra, çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklandı.

İşte, o itiraf mektubu…

emrah serbes
Emrah Serbes’in itiraf mektubu
Sinemada Oryantalizmin Yansıması: 300 (300 Spartalı)

Sinemada Oryantalizmin Yansıması: 300 (300 Spartalı)

Frank Miller’in grafik romanından sinemaya uyarlanan, Zack Snyder imzası taşıyan 300 Spartalı; Yunanlılar ile Pers İmparatorluğu arasındaki M.Ö. 480 yılında geçen Thermopylae savaşını kendine konu edinen bir filmdir.

‘Çağdaş’ Batı Uygarlığı bakış açısıyla yansıtılan filmde doğal olarak Yunanlılar güçlü, yenilmez, sayıları az da olsa binlerce kişilik orduları yenebilecek güce sahip erkeklere sahipken; Persler güçsüz, korkak, aşırı süslü erkeklere sahip bir topluluktan oluşmuştur. Zaten batı bakış açısıyla yazılan romanlar ve yönetilen filmlerde genellikle şehvetin, eğlencenin ve ‘süslü’ erkeklerin merkezi olarak konumlandırılan doğu, 300 Spartalı ile bu konumunu belirginleştirmekten öteye gidemiyor. Kahramanlık destanı olarak sunulan bu yapım aslında her sahnedeki doğu-batı ayrımı ile arka planda başka bir mesaj verdiğini açıkça belirtiyor. Daha Fazlasını Oku

Ayşe Tükrükçü Kimdir ?

Ayşe Tükrükçü Kimdir ? Hayatsız Kadın Ayşe Tükrükçü!

Hayat Hikayesi İle Herkesi Derinden Sarsan Ayşe Tükrükçü, Bana Göre TV adlı Youtube Kanalında Katarsis X-Tra Adlı programa konuk olmasıyla Türkiye’de tanındı. 1967 doğumlu olan Ayşe Tükrükçü, doğumundan sonra babannesine verildi.

Ayşe Tükrükçü

Ayşe Tükrükçü ile Yapılan Br röportaj ise şöyle;

Ayşe Tükrükçü, yaşadıklarınız inanılır gibi değil! Biz sadece Türk filmlerinde bu tür şeyler görüyoruz ve “Amma abartmışlar!” diyoruz. Hikâyeniz nerede, nasıl başladı?
-Antep’te. Gurbetçi bir ailenin çocuğuyum. Annem ve babam, ablamla beni Antep’te bırakıyor, yanlarına iki abimi alıp Almanya’ya işçi olarak gidiyorlar. Ne yazık ki 9 yaşındaki abim, Berlin’de bir kanala düşüyor ve boğuluyor. O trajediden sonra aile kopmaya başlıyor. Bir tarafta fakirlik, cehalet, üstüne böyle büyük bir acı, bölünmüş aile, çocukların bir kısmı Türkiye’de babaannede… Abim boğulduğunda, aslında hepimiz birden o kanalda boğulmuş olduk!
Annenizi- babanızı ne zaman gördünüz?
-Annemi-babamı 4 yaşımda gördüm. Abimin cenazesi için Antep’e geldiklerinde. Sonra bir daha 7 yaşında gördüm. Annem Türkiye’ye geldi, kardeşim İlknur’u doğurdu, bırakıp gitti. Beni de 15 günlükken bırakmış. Bırakılan çocuklar hep babaanneyle büyüdü. Bölük pörçük bir hayat. Annenle babana yabancısın. 7 yaşından sonra beni de aldılar Almanya’ya, o zaman birlikte yaşamaya başladık. Çok sevgi gördüğüm söylenemez. Şiddetle büyüdüm. Annemin yaptığı yemek, babamın istediği gibi olmamış mı, başlıyordu annemi dövmeye. İşin kötüsü, dayağı yiyen annem de bizi dövüyordu. Şöyle özetleyeyim: Hatırlamak bile istemediğim bir çocukluk. Derken rahmetli babaannemden mektup geldi: “Çocukların hepsini alıp götürdünüz, ben çok yalnızım burada, bari birini gönderin.” Dayaktan, şiddetten bıkmıştım, hemen atladım, “Ben gideyim” dedim. Demez olmaymışım. Allah’ın belası Ali Rıza girdi hayatıma…

EVSİZLERE ÇORBA DAĞITTIK – FOTO GALERİ

İlk tecavüz amcamdan

Ali Rıza kim?
-Amcam demeye dilim varmıyor, babamın 8 yaş büyük ağabeyi. 
Neden kızgınsın ona?
-Antep’e dönünce, beni ve kızını Antalya’ya götürdü. (Ağlamaya başlıyor) Kazık kadar oldum, hâlâ o hayvanın bana yaptıklarını hatırlarken, küçük bir kız çocuğuna dönüşüyorum. Öz amcam, bana 9 yaşında tecavüz etti…
Nasıl oldu?
-Gecenin bir yarısında, üzerimde bir şey hissettim. 9 yaşında çocuğum henüz, ne olduğunu da anlayamadım. Ama o alkol kokan nefesi unutamam. Gözlerimi açtım, amcam. Ağzımı kapattı ve sus işaret yaptı. Kızı Şengül de yanımızdaki yatakta yatıyor. Dehşete kapılmış vaziyetteyim. Üzerindeki çamaşırları yırtarak çıkarttı. Ben ağlıyorum ve kaçmaya çalışıyorum. Kaçmayayım diye yatağın kenarındaki meyve bıçağını kaptı, sırtıma sapladı. Yetmezmiş gibi, elinde bıçakla bana tecavüz etti. Neyin ne olduğunu da anlamıyorum. O seyahat boyunca bu neredeyse her akşam tekrarlandı. Gündüzleri yataktan kalkacak halim yoktu, canım acıyordu. Akşama doğru, beni kızının önünde, yataktan kaldırıp, leğenin içine dikip banyo yaptırıyordu. Her yerimi kurulayıp, gene akşam için hazırlıyordu. Yıllarca kurulanmadım ben. Duştan çıktım, kendi kendime kurudum. O kadar iğrenirim kurulanmaktan, hep Ali Rıza aşağılığı gelir aklıma…
Babaanne nerede peki?
-Antep’te. Hiçbir şeyden haberi yok, torunları Antalya’da tatil yapıyor zannediyor…
Kuzeniniz niye ses çıkarmıyor?
-Yıllar sonra, “Benim her şeyden haberim vardı ama aynı şeyleri babam bana da yapar diye sesimi çıkarmadım. Kimseye de söylemedim. Affet beni” dedi.
Sonra?
-Sonra döndük. Bütün çocuklar pijama giyiyordu, Ali Rıza, bana gecelik giydirmelerini söylüyordu, kimseye çaktırmadan beni köşeye sıkıştırıp, iç çamaşırımı çıkartmamı istiyordu. “Yazık! Bu öksüz, babası yok” diye güya şefkat gösteriyormuş gibi de kucağına oturtuyordu. Dışarıdan kimse bir şey anlamıyordu. Karısı bile fark etmiyordu. Zaten sürekli, “Birine bir şey söylersen seni öldürürüm!” diyordu. O yaşta neyin ne olduğunu bilmiyorsun ki, korkuyorsun ve sana denileni yapıyorsun.
Sonra Almanya’ya nasıl döndünüz? 
-6 ay geçmişti, Almanya’ya giriş çıkış yapmam lazımdı. Allah’tan babam geldi, beni aldı ve götürdü. Ama Almanya’da da bu sefer dayak devam etti. Vücudumdaki morlukları saklamak için, okula boğazlı kazakla gidiyordum. Sonunda öğretmenim fark etti. Polise haber verdi ve mahkeme yoluyla ailemin yanından alındım, Berlin’de yetiştirme yurdu gibi bir yere verildim. Çünkü vücudumun 72 yerinde dayak izine ve çürüğe rastlandı…
Peki ya tecavüz? Hiç kimseye anlatamadınız mı?
-Hayır. O yurtta, her gün çeşitli aktivitelere gidiyordum, hayatımda ilk defa huzurlu ve mutluydum. 11 yaşındayken, görevli Alman bakıcım, “Ayşe, git duşunu al gel!” dedi, çünkü havuzdan gelmiştim. Çıktım duştan, havluya sarınmış duruyorum, çığlık attı, “Bu kan ne!” diye. Meğer bacağımdan kan akıyormuş. Regl olmuşum, âdet kanıymış, ben bilmiyorum tabii. Birden ağzımdan çıkıverdi: “Ali Rıza yaptığında da böyle olmuştu!” Sonra ağlama krizine girdim, bayılmışım. Tabii Alman bakıcım anlıyor ki, bir sorun var. Hemen ertesi gün hastane, psikologlar, pedagoglar… 11 yaşında, tecavüze uğradığım anlaşıldı. Bir hafta sonra da aileme karşı mahkeme açıldı. Sahiplenmek yerine, beni dışlamayı tercih ettiler…

İlk o..spu lafı annemden

Nasıl yani?
-Öyle işte! Annem 11 yaşındaydım bana, “Sen gittin kendini orada burada, bilmem ne ettirdin, suçunu da amcanın üstüne atıyorsun. O..spusun sen!” dedi. Cümle bu. Hiç aklımdan çıkmaz. O günden sonra annemi asla affetmedim.
O yurtta ne kadar kaldınız?
-5 buçuk sene. 16 buçuk yaşında bizimkilerin yanına tekrar döndüm. Üç ay her şey harika, sonra her şey eski eski tas, eski hamam. Ben tecavüze uğradığım için onların gözünde suçluydum, defoluydum. Annen bile yargılıyorsa seni, zaten kurtuluşun yok demektir. Yıllar sonra annem, Ali Rıza’nın kızı Şengül, “Ayşe doğru söylüyor, tecavüze uğradı!” deyince inandı bana, “Haklıymışsın!” dedi. Ama artık çok geçti… 
Sonra?
-23’üme kadar Almanya’da yaşadım. Bir alışveriş merkezinde personel müdürüydüm. Sonra bir yaz Türkiye’ye geldim ve bana ilk evlenme teklif edenle evlendim…
Kimdi o?
-Mersin İdman Yurdu’nda oynayan bir futbolcuydu. Maraşlıydı. Gerdeğe girmeden, başıma gelenleri anlattım. Tecavüzden sonra benim ilk ilişkiye girdiğim insandı Hasan. Bacağını bıçakla kesti, kanını çarşafa buladı ve kayınvalideme verdi. Kız olmadığım o gece öğrenilmiş olsaydı, beni asla kabul etmezlerdi. Biz köydeyiz, kerpiç bir evde yaşıyoruz, Hasan Mersin’de top peşinde. 6 ay hamileyken, Hasan’ın abisi bana kızdığı için, beni merdivenlerden itti. Neymiş, nasıl olur da aş erermişim, erik istermişim, bu ne büyük bir şımarıklıkmış…
Peki ya bebek?
– Hiç sorma! Kendime geldiğimde tuvalete gittim. Tuvalet de köy yeri, bir kuyu kazılmış, üzerine tahtalar konmuş, ortasına bir delik açılmış, tuvalet o. Çömeldim, birden başıma o felaket geldi, kanlar boşaldı ve ben çocuğumu o çukura düşürdüm. Çocuğum orada kaldı. (Ağlıyor) O tuvaletin, lağımın içinde kaldı benim oğlum. Oğlan olduğunu biliyordum çünkü her yeri belliydi. Ertesi gün gittiğimde, baktım hâlâ orada. Ama alamadım. Kimse gömmedi onu. Ondan sonra sessizleştim ben, Hasan’ın gelmesini bekledim. Doğru dürüst bir şey yemiyorum. Sadece suyla ayakta durmaya çalışıyorum. 3 gün sonra Hasan beni Antep’e götürdüğünde oğlan halen oradaydı. Oğlum hâlâ orada. O tuvalette… 
Çok fena bu anlattıklarınız! Çok üzücü. Siz de bir tane düzgün adama rastlamamışsınız. Nasıl bir kader bu?
-Daha da kötü şeyler geldi başıma! Hasan’la boşandık. Antep’te dul olmak sorun. Dul kadına ev verilmez, dul kadın bakkala gitmez. Almanca biliyorum ya, bir avukatın yanında çalışmaya başladım. Orada Bahri’yle tanıştım, ikinci eşim… Ama biz nedense memleket memleket gezmeye başladık. “Akraba ziyaretleri!” diyordu. Diyarbakır, Kütahya, Adana, Mersin… Nedense ben hiç kadın akraba da görmüyorum, hepsi erkek. Bahri de her gittiğimiz şehirde, “Aman berbere git, güzelleş, akşam yemeğinde bakımlı ol!” diyordu. Meğer derdi beni satmakmış. Genel ev patronlarına gösteriyormuş. İlk eşimden ayrıldıktan 9 ay on gün sonra, Bahri bana birtakım kâğıtlar imzalattı. “Evlilik için gerekli” dedi. Meğer beni genel eve satmış. 11’inci ayın 18’inde 240 milyon lira karşılığında ben Mersin Genelevi’ne satıldım. Hem de kocam olacak o ahlaksız tarafından! Kapısında bir polis, bir bekçi bekliyor. Bahri bana dedi ki, “Benimle yattığın gibi kimseyle yatma!” ve gitti. Ben de katıla katıla ağlamaya başladım. Bir umut kapıdaki polisten yardım bekledim, “Hadi, hadi alışırsın!” dedi ve beni içeri itti. Sonra hayatım değişti, genelev kadını oldum…

7 genelevde çalıştım

Kaç genel evde çalıştınız?
-Türkiye genelinde 7 genelevde… 
Oradaki herkes, sizin gibi kaderin sillesini yemiş insanlar mı? Kolayına geldiği için orada olmayı tercih edenler var mı?
-Hayır, çünkü kölelik bu! Kolayı-molayı da yok. Ben gün geldi, bir günde 60-70 kişiyle yattım. Bunun nesi kolay? 365 gün çalışıyorsun. 12 ayda, 12 kere regl olman gerekiyor değil mi? O günlerde de çalışmak zorundasın. Her müşteriden önce kanı kesmek için bir tampon yapıyorsun, yine işini yapıyorsun. Nesi kolay? İçerideki kadınların yüzde 70’i tecavüz mağduru.
Peki “Yeter artık gidiyorum” diyemiyor mu insan?
-Sıkıysa de. Kapıdaki polis seni tutuyor. Ya da başına kötü şeyler geliyor. Benim, kafası bedeninden ayrılan arkadaşlarım oldu. Ciddi yani. Girişi var, çıkışı yok. Ya da çok zor. O iki buçuk yıl, başıma gelmeyen kalmadı. Düşünebiliyor musun, adam üzerimdeyken yığıldı kaldı, öldü yani! Sonra o adamı üzerinden gelip aldılar, giydirdiler. Genelevde öldüğünü söylemediler. Sanki başka yerde kalp krizi geçirmiş gibi yaptılar. Genelevin girişinde, “18 yaşından küçükler giremez!” yazar. Ben neden 16 yaşındaki çocuklarla yattım peki? Her türlü rezillik var orada. Ve çoluk çocuk herkes şunu sorar: “Abla, iyi miydim?” “Teyze, ben nasıldım?” Bir de onlara moral vereceksin ki, ilerdeki cinsel hayatları kötü olmasın…

Hortum soksan, temizlenemezsin

Bir genelev kadınının zevk alması mümkün mü?
-Hayır. O bir şehir efsanesi, bir fantezi. İğrenç şartlarda çalışıyorduk, yaşıyorduk. Oraya gelen erkeklerin de insanlıklarından utanması lazım. Çünkü bir kadının zavallılığından faydalanıyorsun, sen daha zavallısın! Düşüksün! Evet, benim bedenim, 3 seneye yakın toplumun her kesiminden erkeğe hitap etti. Ama ben bunu isteyerek yapmadım. Ben, o noktaya getirildim. Beni bu hale getirenler utansın! Bu kadar yıl genelevde çalıştıktan sonra kadınla erkek arasındaki farkı da anladım.
Neymiş?
-Bir kadın, o haldeki bir erkekle yatmaz, yatamaz! Yüreği kaldırmaz. Ama erkekler yatabiliyor. Adam geliyor seninle yatıyor. Sonra, “Kızım, sen niye orospu oldun?” diyor. “Kızım” diyor, çünkü kızı yaşındayım.
Döven, söven, ağlayan, hakaret eden, sapık taleplerde bulunan… 
-Her tür adamla karşılaştım. Zaten bir süre sonra, daha bakışından ne istediğini anlıyor hale geliyorsun. Eşiyle yapamadığı şeyleri bizimle yapıyor. Bunu da cazibesiyle değil, erkekliğiyle değil, parasıyla yapıyor. “Benim orospum ol!” diyor. Hep de aynı laf. Bir de orijinal zannediyorlar kendilerini. Bir keresinde birine “Sen benim pezevengim misin ki, ben senin orospun olayım!” dedim, dayağı yedim tabii. Erkek, kendisine pezevenk dedirtmiyor. Ama bana orospuluğu yakıştırıyor. 
Bir günde 70 kişiyle yattıktan sonra insan ne hissediyor?
-Ölüm. İçine hortum sokarsın, yine de temizlenemezsin. Regl, kürtaj fark etmez, her zaman çalışacaksın. Benim 8 tane kürtajım var genelevden.
Ailenizin hiç haberi olmadı mı?
-Oldu, ben haber verdim. Geneleve girdikten sonra, anneme mektup yazdım: “Namussuz dedin, o..spu dedin, işte şimdi o..spu oldum! Ali Rıza’nın 9 yaşında bilmem ne yaptığı kızın, şimdi vesikalı çalışıyor. Gel gör istersen!” Babam öldüğünde, o zarfı, saçımla babamın kasasında buldum. Mektubu bulamadım ama saçımla zarfım duruyordu…
Kimse gelip kurtarmadı mı peki sizi?
-Eniştem geldi, müşteri olarak! 
Peki bu kıskaçtan kurtulmak mümkün değil mi?
-Çok zor. Ben 240 milyona satılmıştım. Kazanıyorsun zannediyorsun ki, borcunu ödeyebileceksin. Bir hesap çıkarıyorlar sana, sigorta parası, işçi parası, yemek parası, kuaför parası, vekil parası, yakıt parası, su parası, elektrik parası, bilmem ne parası… Sen hep borçlusun! 
Sonra nasıl kurtuldunuz?
-Bir müşterim âşık oldu bana. “Seninle evleneceğim!” dedi. Ama onun düğün yapacak parası yoktu. Benim borcumu ödeyip, o düğünü yapabilmek için 700’e yakın erkekle yatmam gerekiyordu…

Şimdi Çorbacı Ayşe oldum

Şaka bu!
-Yooo gerçek. Emniyet’in bana koyduğu şart şuydu: Genelevden çıkarken düğün yapacaksın, videoya çektireceksin. “Tamam” dedim. Videocu para, kına para, pasta para, en çok zoruma giden da imamın aldığı 30 bin lira oldu. Ama sonunda düğün oldu. O dönem, televizyon kanallarına haber oldum: “Bir kadın düğün yaparak genelevden çıktı!” diye. İşte Şefkat-Der Genel Başkanı Hayrettin Bulan o zaman bana ulaştı. O gün, bugündür Şefkat-Der’le kontağımı kesmedim. 6 sene sonra Ahmet’ten de boşandım. Çünkü hep genelevde çalıştığımı başıma kaktı. Bulaşıkçılık yaptım, yemek yaptım, hasta bakıcılığı yaptım, 4 buçuk ay sokakta bile yaşadım. Ama asla geneleve dönmedim, 20 yıl oldu. 
Milletvekili adaylığı neyin nesiydi?
-2007’de tüm bu yaşadıklarım için İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvururken, Şefkat-Der Başkanı Hayrettin Bulan, “Abla adaysın!” dedi. “Neye?” dedim, “Milletvekilliğine!” dedi. “Niye?” dedim. “Milletvekili olmayı en çok hak eden sensin de ondan” dedi. Meclise girmek değildi benim amacım, kamuoyunu oluşturmak ve farkındalık yaratmaktı. Türkiye’de hayatı çalınmış, hayatsız kadınlara dikkat çekmekti amacım. Tüm bunları anlattığım bir kitabım da var…
Kimsesizlere çorba dağıtmak nereden aklınıza geldi? Bu fikir nasıl doğdu?
-Ben de bir dönem sokakta yaşadım, dört buçuk ay. Son kocamdan ayrıldığımda. Uyumak için hastanelerin ‘acil’lerine sığındım. McDonald’s artıkları yedim. Kadınlar için evsiz olmak daha da zor, çünkü sokakta, taciz var, tecavüz var, her şey var. 
Siz ne mesaj vermek istiyorsunuz… 
-Vermenin erdemini anlatmaya çalışıyorum belki de. Ama para vermenin değil. Elini cebine atarak, 50 lira vereyim de her şeyden kurtulayım değil. Elini taşın altına koy! İhtiyacı olan biriyle elbiseni paylaş, çorbanı paylaş, sevgini paylaş… Tam 240 gündür her gece sokaklardayız. İstanbul’un neredeyse bütün evsizlerini tanıyorum ben, her akşam semt semt onlara çorba götürüyorum. Onlar battaniyelerinin içinde yatarken, yanlarına bir kap sıcak çorba koyuyorum. Onları düşünen, seven birileri var, bunu biliyorlar, hissediyorlar. Az şey mi?
Müthiş! Şimdi herkes sizden saygıyla söz ediyor… Bazen bütün bunlar size komik gelmiyor mu? Geçmişte de aynı insandınız ama o zaman orospuydunuz…
-(Gülüyor) Evet, şimdi çorbacı Ayşeyim! İşte toplumun iki yüzlülüğü…

2 Gündür Haber Alınamayan Devran Çağlar Evinde Ölü Bulundu!

Bir Zamanların Arabesk Şarkıcılarından Devran Çağlar Yaşadığı Residans Dairesinde Ölü Bulundu!

56 Yaşında ki şarkıcı Devran Çağlar evinde ölü bulundu. 90’lı yılların ünlü arabesk şarkıcılarından Devran Çağlar’dan bir süredir haber alamayan yakınları, Çağlar’ın çalıştığı iş yeri sahibine ulaştı. Ünlü şarkıcının yaşadığı Maltepe’deki rezidansa gelen yakınları, çilingir yardımıyla kapıyı açtı. Yapılan incelemede Çağlar’ın hayatını kaybettiği belirtildi. Oturduğu koltukta ölü bulunan Devran Çağlar, bir zamanlar Bülent Ersoy’un tahtına aday gösteriliyordu. Geçirdiği cinsiyet değiştirme ameliyatından sonra daha tanınır hale gelmişti.

Şarkıcı Devran Çağlar – Devran Çağlar – Devran Çağlar Evinde Ölü Bulundu

Cenazesi Adli Tıp Kurumuna Gönderildi

Olay yerine gelen savcının incelemelerinin ardında Çağlar’ın cenazesi Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. Sanatçının ölüm haberi, sahne aldığı mekanın sosyal medya hesabından duyuruldu. İşletmenin sahibi Yavuz Hancı da sosyal medya hesabından, “Değerli sanatçımız, canımız DEVRAN ÇAĞLAR Hakkın Rahmetine kavuşmuştur. Dualarımız bir olsun, dileğimiz tek olsun, mekanın cennet olsun. Tüm sevenlerinin başı sağ olsun..” mesajını paylaştı.

Devran Çağlar kimdir?

1 Ocak 1963 yılında Adana’da dünyaya gelen Devran Çağlar, cinsiyet değiştirme ameliyatı ile bir zamanların popüler isimlerindendi. 1990’lı yıllarda arabeskin yükselen isimleri arasından görülen Devran Çağlar, Bülent Ersoy’un tahtına aday gösterilmişti.

Devran Çağlar Kimdir
Devran Çağlar Kimdir

3 sinema filminde de rol alan şarkıcı zamanla popülerliğini yitirirken önünü kesen ismin Diva Bülent Ersoy olduğunu iddia etmişti. Geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden Yeşilçam’ın usta isimlerinden Eşref Kolçak’ın da daha önce babası, 90’lı yıllara damgasını vuran ünlü pop müzik sanatçısı Harun Kolçak’ın da ağabeyi olduğunu iddia eden Devran Çağlar’ın bu açıklaması Kolçak tarafından yalanlanmıştı. Çağlar 2000’li yılların başında cinsiyet değiştirme ameliyatı olmuştu.

devran çağlar cinsiyet değiştirme
devran çağlar cinsiyet değiştirme ameliyatı
Hastalıklı Ünlüler, Hastalıklı Hayranlar!

Hastalıklı Ünlüler, Hastalıklı Hayranlar! “Antiviral”

Yirminci yüzyıl modern yaşamın temel  taşlarının oturmaya başladığı;  tüketim, reklam, satın alma, marka değeri gibi kavramlarla tanıştığımız  bir çağdı. Bu çağ aynı zamanda en kanlı savaşların olduğu, büyük siyasi değişimlerin yaşandığı ve toplumların değişime uğramaya başladığı bir dönemdi aynı zamanda. Rekabet kavramının içinin dolmasıysa yirminci yüzyılın ikinci yarısından sonra ortaya çıkmaya başladı. Özellikle 1980’ler sonrası Soğuk Savaş’ın da bitmesi, Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla algı duvarlarımız da yıkılmıştı. 80’ler sonrası doğan gençliğe öğretilen belki de en önemli şey; “satın al, her zaman satın al ve daha iyisini satın almaktan geri kalma ki, seçkinleş!” idi. Peki tüketmenin ahlaki veya mantıksal sınırları ortadan kalkarsa insan kendi kendini de tüketmeye başlayabilir mi ?

Antiviral,  işte bu tüketim  çılgınlığının  en zorlayıcı ve rahatsız edici halini ele alıyor. Üstelik bunu normalleşen standartlara indirgemeye çalışan  sermaye sahiplerinin olduğu bir dünya var karşımızda. Burada yaşayan toplumun bireyleri de,  garip, uçuk, uyutulmuş  bir hale gelmişler veya getirilmişler.

Film,  yakın gelecekte geçen  ürkütücü öğelerin ve sorgulayıcı bir tavrın ağır bastığı bir bilim kurgu-psikolojik gerilim filmi. Dünyada artık  sinema oyuncularının, mankenlerin, hollywood yıldızlarının bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde  hastalıklı kanlarından,  halka pazarlanmak amacıyla   fantazi içeren  tatmin hislerinin kapsüllerde satıldığı, bunun da çok normal ve sıradanlaştığı bir dünya. Bu yeni dünyanın doğurduğu pazarın öne çıkarttığı iki şirketten birisi bu ürünlerin yasal  tedarikçisi ve geliştiricisi Lucas Clinic, onun rakibiyse Vole & Tesser adlı başka bir şirket. Lucas Clinic  kan kapsüllerinin enjekte edilmesi yoluyla ünlülerin öz varlığının halktaki hayranları tarafından onların varlığını hissettirmeyi amaçlıyor ve bunun güvenli olduğunu savunuyor. Bunun dışında konsol adı verilen ve yine ünlülerin kanı yoluyla kullanılan  bir tür sanal-halüsinasyon cihazı sayesinde,  ünlülerin varlığını hissetmenin bir üst boyutu sanal bir gerçeklik içersinde deneyimlenmiş oluyor. Fakat bu cihaz daha çok şirket kapsamında bir tür AR-GE bünyesinde kullanılıyor.Bu açıdan elde edilmesi ve özel olarak kullanımı yasa dışı.

Ana karakterimiz Syd March (Caleb Landry Jones) Lucas Clinic’te çalışıyor ve ürünlerin satış ve pazarlamasından sorumlu üyelerinden birisi. Her gün düzenli olarak şirketin satış bölümüne  gelip  sırası gelen müşteriyi ikna ediyor, ona ürün portföyündeki yeni gelen ürünlerden birisini tanıtıyor. İkna ettiği müşteriden ücreti aldıktan sonra  ilgili ürünü kana enjekte etme yoluyla müşteriye veriyor ve  yönlendirip yolluyor. Kendisi aynı zamanda gizliden gizliye, kullanılması yasak olan  konsollardan birisini şirketten alıp evinde barındırıyor ve bazen elindeki ürünleri yine gizli bir şekilde kullanıp bazense konsolda kullanarak kendini tatmin ediyor ve elbetteki şirketin bundan haberi henüz yok. Ayrıca March’in korsan bir tedarikçisi var. Bir gün arasında özel bir bağ da olan  o dünyanın güzel  ünlüsü Hannah Geist’in (Sarah Gadon) bir ürünü eline geçiyor ve onu da her zaman olduğu gibi keyfi olarak kullanıyor; fakat bu sefer başına bela oluyor çünkü Geist  sonradan rakip şirket tarafından kanına karıştırıldığı düşünülen bir virüs dolayısıyla ölümcül bir hastalığın pençesinde ve bu virüs  Syd March’a da bulaşıyor ve olayların açığa çıkmasıyla işler sarpa sarıyor.

Filmde  konsollar,  doğrudan insana enjekte edilen ürünler dışında, piyasada  yine ünlülerin iç organlarından, kas dokularından genital bölgelerinden ve bu yerlerdeki sağlıklı veya sağlıksız  hücrelerinden yapay etler  tıpkı kasaplardaki etler gibi  garip ürünler de var.

Bu ürünlere özgü kasaplarda, halkın satın alabileceği şekilde sanki normal bir et ürünüymüşcesine satılıyor. İşte  burada akıl tutulmasını görüyoruz.

Ürünler, insan temelli ve bir tür yamyamlık ki bu filmde de geçiyor; ama  insanlar her şeyi kanıksamış bir haldeler.  Bir NBA sporcusunun parfümü çıktığında kullandığı bir şey fenomen halini aldığında insanlar elbette ki bunu satın alır. Peki iş  bir yıldızın kök hücresinden elde edilen biftek olunca değişir mi? Hayır çünkü ”tüketiciye  ne sattığının değil, satın aldığında edindiği tatminin  hayalini   ne kadar  meşrulaştırabildiğin,  somutlaştırılabildiğin önemlidir” mesajı vurgulanmış. Artık dünya öyle bir hale gelmiş ki insanlar  bir tür saplantısal  davranış bozukluğunun içerisinde neyin parçası  olduklarının farkında bile değiller. İşte Syd March bu uyutulmuş toplumun en uç halini temsil ediyor. Hannah Geist’e olan platonik aşkı ve hayranlığı,  satışını yaptığı   ürünle, ürünün temeli olan Geist onun için bir saplantı  halini almış durumda. Aslında o   kadına değil, sunulan, pazarlanan ve tepeye çıkarılan tanrısal bir figüre  aşık, adeta ona  tapıyor. İşte halk da,  bu çizgide  veya altında bir yerlerde özgür iradesinin dışında, tüketimin en yozlaşmış çarkının dişlilerinden başka bir şey değil esasında.

Hastalıklar, enfeksiyonlar da bu pazarın hareketlenmesi ve farklı boyutlar kazanması için  şirketlerce  önceden planlanan bir tür oyunun parçası gibi. Üstelik ünlüler ve halk da görünürde öyle gösterilmelerine karşın bu işin karlı çıkan asıl tarafı değil. Bir tür sağlık ve ahlak kumarhanesinin içindekiler, piyonlardan ibaret onlar. Bir yandan  göz kamaştıran , olağanüstü hayatlar yaşayan veya öyle gösterilmeye çalışılan dünya çapındaki  sosyetik camianın insanları adeta  kumar makinalarıyken, öte yandan  sıradan vatandaş ”duygularının zenginleştirme vaadiyle kandırılan” kumarbazlar. Peki kumarhanede kim büyük pastayı götürür ? Tabi ki kumarhaneni sahipleri, yani  bu ürünleri pazarlayan ve bu işten para kazanan şirketler.

Caleb Landry Jonesgerçekten oyunculuğuyla, dudak uçuklatan cinsten bir performans sergiliyor. Syd March olarak  önce olayların farkında değil. Sonra sisteme direniyor ve sonra bunlarla baş edemeyeceğini anlayıp sisteme adapte olarak kurnaz ve şeytani bir fırsatçı insanın doğuşu sürecine kadar bütün gelişmelerin bir tür aynası konumunda. O an geliyor, Lucas Clinic’i, yeri geliyor çaresiz ama savaşan halkı, en sonundaysa  Vole & Tesser’ın  üç maymunu oynayan şaklabanına dönüşüyor. Düzenin insanı ne hale getirdiğini görüyoruz March’in gözlerinde.

Filmde tanrı kavramına dair keskin bir dialog da göze çarpıyor.Görsel anlamda  yönetmen ve senarist Brandon Cronenberg özellikle beyaz bir arka plan hassasiyeti içersinde  kırmızının  ön planda olması söz konusu. Sürekli olarak elit, ideal bir dünya perdesinin ardındaki  perdeyi temsil ediyor o beyaz duvarlar. Öyle ki,  March’in mütevazi dairesi bile o dünyaya ait. Aslında o dünyanın kefeninin   perdelenmişlikten başka bir şey değil  beyazın yoğun varlığı. Bordoya çalan koyu kırmızı da saflığının yitirmeye başlamış beyaz dünyanın  kan kaybedişini resmediyor.

Özellikle March’ın ağır çekimde kırmızı çiçeklerle dolu koridordan Geist’e doğru gidişindeki  cenaze ritüeli metaforunu anlatmasındaki güçlü etki, konsol deneyimindeki  halüsinasyondaki  son derece rahatsız edici hali  (ve bu sahnede “Matrix’de makinelere bağlı insan”a bir göndermenin söz konusu olduğunu düşünmekteyim ama Antiviral bu konuda cidden ürkütücü işler çıkarmış),  filmdeki etkileyici görsel öne çıkışlar izleyici açısından önemli etkiler bırakmaya gebe.

Çok fazla dialoğun olmadığı Antiviral’de az ama öz replikler son derece yerinde kullanılmış. Senaryodaki  ufak boşluklar, bazı karakterlerin zayıf kalması dışında, bir sinema yapımı olarak son derece başarılı. Farklı insanı zorlayan, zorlatan ve çokça düşünmeye ürkütmeye sevk eden bir  eser.Sıra dışı bir sistem eleştirisi ekseninde gerilimli anlar yaşamak için bire bir bir iş olmuş.

Devlet Bahçeli’den Grup Toplantısında Önemli Mesajlar…!

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisinin grup toplantısında konuştu. Bahçeli konuşmasında, Meksika’da düzenlenen Ampute Dünya Futbol Turnuvası final maçında penaltı kaçırdıktan sonra “Türk milleti hakkını helal etsin” diyen takım kaptanı Gazi Osman Çakmak’a seslendi. Devlet Bahçeli, “Kahraman kardeşim müsterih ol bizim sende hakkımız yoktur ama senin bizlerde hakkın pek çoktur. Hakkını helal etmesi gereken biri varsa o da sensin ve arkadaşlarındır. Sizin bu millet için yaptığınız fedakarlıkları unutursak kanımız kurusun” dedi…!

İşte Bahçeli’nin konuşmasından satır başları:

Türkiye Cumhuriyeti her türlü bozguncu fikre rağmen ayaktadır 29 Ekim 1923’ün 95. yılında 200 milyon yolcu kapasiteli yeni İstanbul Havalimanı’nın devreye girmesiyle gurur duyduk.

Bilinsin ki Türkiye Cumhuriyeti kavuşmanın adresi kardeşliğin ahlakıdır. Türkiye Cumhuriyeti geleceğin süper gücüdür. Bu hafta sonu karşılayacağımız 10 Kasım’da Aziz Atatürk’ün aramızdan ayrılışını yad edeceğiz.

Onun mizacında karamsarlık yoktur. Anadolu’yu düşman postallarından temizleyip Türk milletini yüksek hedeflere yöneltmiştir. Atatürk zorluğu yenmiş zorbalara direnmiştir. İmanın işgali def edeceğini bir kez daha göstermiştir. Atatürk Türk milletinin ortak değeridir. Türkiye’nin iftiharıdır. Atatürk demek “ne mutlu Türküm diyene” sözüne sadakattir.

“ATATÜRK DEMEK TÜRK DEMEKTİR”

Atatürk demek Türk demektir. Cumhuriyet demektir. Samsun’dan İzmir’e kadar adım adım aşama aşama sahnelenen kahramanlık demektir. “Keşke Yunan galip gelseydi” diyenler emin olunuz ki bizden değildir. Türk milletinden asla sayılmayacaktır. Düşmana alkış tutmak zulme ortaklıktır.

Atatürk’ün naçiz vücudu 80 yıl önce toprak olmuştur. Bu hepimizi bekleyen bir akıbettir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün manevi hatırası önünde eğiliyorum ruhu şad mekanı cennet olsun.

“MAALESEF TRAFİKTE KAVGA, İŞ YERİNDE KAVGA, EVDE KAVGA, SİYASETTE KAVGA HAKİMDİR”

Asayiş ve adalette sorunlar birikmiştir. Sokaklar huzursuzdur insanımız kaygılıdır. Geleceğimiz risklidir. Maalesef trafikte kavga, iş yerinde kavga, evde kavga, siyasette kavga hakimdir. Çatık kaşlar asık yüzler sinirli suretler hoşgörülü ve merhametsiz suratlar giderek yaygınlaşmıştır. Türkiye sosyal bunalımın kapısındadır. Konkordato ilanları sanki otomatiğe bağlanmıştır. Fabrika yangınları soru işaretlerine neden olmuştur.

Böylesi bir zamanda fabrikalar neden yanar hatta neden yakılır. Kimse aklımızla alay etmesin. Küresel operasyonlara karşı aslanlar gibi mücadele etmiş, istihdam meşalesini söndürmek bu bahaneyle simsarlık yapmak rezilliktir. Buna hiç kimsenin hakkı yoktur.

Türkiye içine çekildiği kur savaşından ağır yara almıştır. Ekonomideki derin yaraları iyileştirmek milli bekamızın gereğidir. Dün açıklanan enflasyon rakamlarını herkes gördü, herkes aklı yettiği kadar değerlendirdi. Analiz etti. Bir gerçek vardır ki enflasyon canavarı kafasını çoktan kaldırmıştır. Dün açıklanan enflasyon rakamı son 15 yılın en yüksek rakamıdır.

“DÖVİZ ARTINCA FİYATLARI HEMEN ŞİŞİRENLER DÖVİZ DÜŞÜNCE AYNI HAREKETİ NEDEN YAPMIYORLAR”

Gıda enflasyonu yüzde 30 a yaklaşmıştır. Binlerce firmanın yaptığı yüzde 10’luk fiyat indirimleri sınırlı olmuştur. Dileğimiz ekonominin hareketlenmesi piyasaların canlanması Türk Lirası’ndaki değer kaybının tamir edilmesidir.

Döviz artınca fiyatları hemen şişirenler döviz düşünce aynı hareketi neden yapmıyorlar. Dolar 7 lirayı aştığında zam butonuna hemen zam yapanlar, dolar düşünce neden indirim yapmazlar. Haksız kazanç vurgunluk ahlaksızlıktır edepsizliktir.

İyiye iyi kötüye kötü demeye devam edeceğiz. Milletimize tercüman olmak en temel hedefimizdir. Aynı zamanda da ertelenemez görevimizdir. Bu onurlu görevden kaçmayacağız kralı gelse korkmayacağız. Bir Türk milleti uğuruna Kerem’in arpa tarlası gibi yanmaya devam edeceğiz. Tencerede pişirip kapağında yiyen kıt kanaat geçinen aç yatıp aç kalkanların korkusuz gözcüsüyüz ve gönüllerindeyiz.

Terörizmle mücadele gevşemeden sürdürülmeli ve muhakkak süratle sonuca ulaştırılmalıdır. Teröristler nerelere yuvalandıysa acilen dağıtılması sağlanmalıdır. Fırat’ın doğusundaki yılan delikleri yok edilmelidir. Türkiye sözünü yere düşürmemiştir. TSK sınırlarımızın diğer yakasındaki beton mevzilere yaptığı Ayn El Arap ve Tel Abyad’da milletimizin net mesajını açıkça vermiştir. Türkiye ile ABD ile ortak mutabakat gereği 18 Haziran’da başlayan devriyeler ortak icraya dönüşmüştür.

Türkiye’nin Menbiç’e obüs atışları sonrasında ABD ve YPG’nin sınırda ortak devriyeye çıktığı ortaya çıkmıştır. Bu yanlıştır, çifte standarttır samimiyetsizliktir. ABD yeni bir aldatma oyalama sürecini devreye almıştır. ABD’nin Türkiye’yi meşgul ederek stratejik amaçlarını gerçekleştirmek Suriye’nin kuzeyinde terör devleti kurmaya çalışması ortadadır.

ABD’nin iki bakanımızla ilgi yaptırımların kaldırılması Halkbank’la ilgili gelişmeler gecikmiş adımlardır. Erdoğan ve Trump arasındaki telefon diplomasisi anlamlıdır. ABD ve Türkiye arasındaki gerginlikten kimse kazanç sağlayamayacaktır.

Teröristlerle müzakere yapılmaz. Akan kan durmaz cinayetler son bulmaz geçmişte yaşananlar tecrübedir. Terörizmin bitişi konuşmakla son bulmaz. Teröristlere Kürt kökenli kardeşlerimizi eşitlemek şerefsizliktir.Doğu Akdeniz’de sabır ve sinirlerimizi zorlayan durumlar söz konusudur. Oldu bittiye getirilip haklarımızdan ödün veremizi bekleyenler yanlışa düştükleri er ya da geç anlayacaklardır. Aba altından sopa gösterilmesi tehdit vari bir dille söylenmesi meşru haklarımızı kesinlikle gölgeleyemez. Sabrımızı yanlışa yormasınlar. Türk milleti yeni Barbaros Hayreddin paşaları sinelerinden çıkaracak iradeye sahiptir. Fatih sondaj gemimiz deniz yetki alanlarımızdaki faaliyetlerine gittiği yere kadar gitmeleri beklentimizdir. Türkiye’nin nünü kesmek için küresel ve bölgesel ayak oyunları uzun süredir devrededir.

IRAK SEÇİMLERİ

Irak Türkmenleri varlık mücadelesini kanları canları pahasına sürdürmektedir. Bildiğiniz gibi 12 Mayıs günü Irak’ta seçimler yapılmıştır. Bu seçimlere 204 parti katılmış katılım oranı ise 44.5 düzeyinde gerçekleşmiştir. Seçimlere şaibe karışmıştır, Kerkük’te kullanılan oylar Süleymaniye’deki sisteme eklenmiştir. Oyların tutulduğu Bağdat’taki depoda kuşku verici bir yangın çıkmış demokratik irade darbelenmiştir. Irak seçimlerinin üzerinden altı ay geçmesine rağmen hükümet henüz kurulamamıştır. Irak Türkmenleri yeni hükümette görev bekliyorlar. Irak Türkmenlerinin sayı ve temsil kabiliyetleri açısında doğru olan budur. Biz Irak Türkmenlerini ön şartsız destekledik. Onların hakları korumak boynumuzun borcudur.

“SÖYLEYİN BİZE ASIL SİZ KİMSİNİZ”

Son günlerde televizyon ekranlarında Türklük konuşuyor. Türk milleti masaya yatırılıyor. Sözde uzmanlar yarım aydınlar koltuklarına oturup ileri geri ağızlarına ne gelirse söylüyor. Nedir meseleniz nereye varmak emeliniz. Kırdığınız ceviz 40’ı geçti. “Türk milleti kimdir” sorusuna cevap arayanlar söyleyin bize asıl siz kimsiniz.

Kimin ne olduğuyla ilgilenmiyoruz herkesin aidiyet ve meşrebinin kabulüne saygı duyuyoruz ama Türk milletini tartışmak düşmana koz vermek emperyalizme selam yollamaktır. Hiçbir ülkücü ve milliyetçi buna onay vermez. Televizyonlardan virüs aşılayan kripto ajanlardır Türklükte ırk arayan Türkçülüğü ırkçılıkla bir gören kim varsa tarihi bir hatanın tam ortasındadır.

Biz Türklüğümüzle övünürüz çünkü Türk oğlu Türküz. Türkçülüğümüzle onur duyarız. Türküz Türkçüyüz ve Türk milleti için sadece yaşamak için gerekirse koşa koşa ölmesini biliriz. Ne ezan sussun ne vatan bölünsün ne de Türkçülüğümüz budansın. Gaye kimliksiz insan yığınlarından oluşan kolay yönetilen bir dünyadır. Senaryonun özü ya üste bağlan egemenliği paylaş ya da alta in çözül şeklinde oluşmuştur.

Meral Akşener Yeniden Genel Başkan Seçildi…!

Meral Akşener Yeniden Genel Başkan

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener partisinin 2. olağanüstü kurultayında konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a seslenen Akşener, “Şimdi, yeni sisteminin sonuçlarını hep birlikte, acı acı yaşamaya başladık..Damad Berat’a teslim edilen ekonominin ateşi, bacayı sarmaya başladı..Türkiye bu çılgınlığa son vermeli diyoruz. Devlet kurumları daha fazla yıpranmadan, bu yanlış yoldan dönülmeli diyoruz. ” diye konuştu. Kurultaya tek aday olarak giren Meral Akşener, 881 oyla yeniden İYİ Parti’nin genel başkanı seçildi.

Saat 10.00’da başlayan kongrede meral Akşener ile ilgili kısa film gösterildi ve “Sen sona yaklaşırken ben daha yeni başlıyorum” mesajı verildi. Kurultay’da tek  başkan adayı olan Meral Akşener 881 oyla yeniden başkan seçildi. Kurultayda 80 üyeli genel idare kurulu ve 11 merkez disiplin kurulu üyesi de belirlenecek. Kurultayda Akşener’e blok liste için tam yetki verildi. Seçimde bin 124 delegenin imza kullanması bekleniyor.

İYİ Parti Genel Sekreteri Aytun Çıray konuşmasında şunları söyledi;

Akşener yeniden genel başkan

“Olağanüstü kurultayın ilkini kurulması muhtemel tuzakları bozmak için yaptık. İkinci olağanüstü kurultay çok çetin bir dönemde gerçekleşiyor. Bizim yapacağımız Türkiye’de kapı kapı dolaşarak yaşananlara ilişkin gerçekleri anlatacağız. Seçimlerde dilediğimiz sonuçları alamamış olabiliriz. Ama hayal kırıklıklarını büyütmemeliyiz. Rakiplerimiz İYİ Parti’nin kısa ömürlü, konjonktürel bir parti olmasını istiyor. Onların heveslerini kursaklarında bırakmak boynumuzun borcudur. İYİ Parti’yi Türk milleti için geleceğe taşıyacağız”

resimid_5735570

Kurultay divan başkanı Adana Milletvekili İsmail Koncuk bir konuşma yaptı.

AKŞENER: TÜRKİYE BU ÇILGINLIĞA SON VERMELİ

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener kurultayda şu konuşmayı yaptı;

“Sayın Divan Başkan ve üyeleri, kıymetli delege arkadaşlarım, saygıdeğer büyüklerim, milletvekili arkadaşlarım, çok değerli başkanlarım, değerli yabancı misyon , siyasi partilerin ve Türk basınının mümtaz temsilcileri, gönlü iyi, niyeti iyi değerli dostlarım hepiniz hoş geldiniz.  Peygamber efendimizin yolunun yolcuları..Hazreti Ömer’in adaletini rehber edenler.. Alparslan gibi kapılar açanlar..Fatih gibi gönül fethedenler..Mustafa Kemal gibi çağı okuyabilenler..

Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman olabilenler, hoşgeldiniz.. Hoş geldiniz ve emin olun ki Türkiye’ye, Türk siyasetine iyi geldiniz.İYİ geldik evet… Onca badire atlattık, bin bir yalana, iftiraya, hileye, desiseye göğüs gererek geldik.Devletin devasa imkanlarıyla karşımıza dikilenlerin duvarlarını yıkarak geldik..Kurulan tuzaklara düşmemek için, her adımımızı hesaplayarak geldik..Bugün, Meclis’te grubu, her ilde her ilçede teşkilatı, binlerce üyesi, gönüllüsü, hasılı, Türk siyasetinde söyleyecek sözü ve gücü olan bir partiyiz.

Bugün sözümüz var..Ama dün, susma orucu tutan Meryem gibiydik…İYİ Parti’den önce;

Konuşursak sesimiz kısılırdı. Talep edersek, iftira atılırdı. Dur dersek tehdit ederler, git dersek kovarlar,söz söyleyecek olsak, üzerimize çullanırlardı… O uzun suskunlukta bir bebek büyüttük. İşte o bebeğin artık konuşma vakti gelmiştir.. Bu memleketin namuslu, dürüst çocukları olduğumuza şahitlik etme vakti gelmiştir. İYİ Parti, sesi kısılan, sözü kesilen, iftiraya uğrayanların partisidir.. İYİ Parti, memleketi avucuna alan ehliyetsizliğe, terbiyesizliğe, yozlaşmaya karşı kalbiyle buğzedip Allah’a sığınanların partisidir.

Bugün buradayız.Milletin Meclisi’ndeki sayımız belli.. Ama yarın, evet yarın mutlaka, iktidarda olacağız. Fakat o gün bir şeyi asla yapmayacağız; Nereden ve nasıl geldiğimizi unutmayacağız !

Bir zamanlar, iyi niyetimize, vatan sevgimize, yüksek ahlakımız ve hasletlerimize rağmen, nasıl zulme uğradığımızı unutmayacağız ! O gün de, bir zaman nasıl zayıf düşürüldüğümüzü, yokluklar içinde bir araya gelip, kardeşliğe, yoldaşlığa sığınarak, nasıl ayakta kaldığımızı unutmayacağız ! Allah’ın izni, milletimizin teveccühüyle, o gün geldiğinde; Memleketin evlatlarının, şehirleri zapteden militanlarca, üniversitelerde nasıl güpegündüz öldürüldüğünü unutmayacağız ! Çözüm süreci denen o lanetli günlerde mağdur olan, yaşam ve eğitim hakkı gasp edilen gençlerimizi unutmayacağız!

resimid_5735568

 

Vaktiyle iktidarla kol kola pozlar veren, cemaat görünümlü terör örgütünün elemanları soru çalarken, adamını bulur atanırken; boğazından kesip okuttuğu çocuklarının geleceği çalınan annelerin, babaların uykusuz gecelerini unutmayacağız ! Talebini dile getirdi diye görevinden atılan, ekmeğiyle oynanan kardeşlerimizi unutmayacağız! Sırf bize oy veriyor, destek veriyor diye standı basılan, şiddete maruz kalan gönüllülerimizi,,, unutmayacağız! Biz, şu 16 yılın ezdiği, sindirdiği, kul köle etmek için uğraştığı milyonların sesiyiz.Omzumuzdaki vebal büyüktür. Hakkı yenenin, kanı dökülenin, canı alınanın temsilcisiyiz. Attığımız her adımda, yaptığımız her faaliyette, gözü yaşlı bir anayı, hayalleri çalınmış bir genci, ekmeğiyle oynanmış bir babayı hatırlayacağız..

Aklımızda hep, helalin resmi olan alın terinin, efkarla uzaklara dalan bir çift mahzun gözün sureti olacak.. Bileceğiz ki, onları unutmamak, boynumuzun borcudur.Nereden geldiğimizi unutmamak, boynumuzun borcudur… Hep bileceğiz ama,nereden geldiğimizi gelin bir kez de burada hatırlayalım, hatırlatalım..Henüz 10 ay önce, Türkiye’de “yeni parti” tartışmaları yaşanırken bir şeyi idrak etmiştik;

Türkiye’de bir siyasi partiler enflasyonu varken,,, tartışılması gereken “yeni bir parti” değildi. Türkiye’nin,yeni bir siyasi partiye değil, İYİ bir partiye ihtiyacı vardı… Çok şükür ki, onu da biz kurduk!

Peki ne oldu? Bakın ne diyor Cenap Şahabettin; “Muvaffakiyet en müessir leke sabunudur” İyi Parti ve gönüldaşlarımız, 10 aydır, asılsız isnatlarla, haksız tenkitlerle mücadele ediyor.. Bugün geldiğimiz nokta ve başardıklarımız,, ne kadar iyi, ne kadar güçlü bir iş yaptığımızın kanıtıdır. Bu bakımdan bir kez daha söylemek lazım; İyi ki bir araya geldik, iyi ki biriz, birlikteyiz, iyiyiz.

Değerli arkadaşlarım;

resimid_5737148

Fotoğraf: AA

İyi Parti, bir kişiye, bir zümreye, bir kuruluşa, bir başka partiye karşıt olarak değil;Adalete, eşitliğe, hakkaniyete, huzura, refaha taraf olarak kuruldu. Bu parti, birilerine ikbal sağlamak amacıyla değil,,, falanca gruba iltimas aramak amacıyla da değil,memleketin ikbali, milletin istikbali için kuruldu. Bu parti ismi ile müsemma, iyilik için, doğruluk için, adalet için kuruldu.”Ağaca yaslanma kurur, insana yaslanma ölür” özünün bilincindeyiz. Buradan hatırlatmak istiyorum; Bu parti, bir iyiler hareketidir..Ve, kimseyle baki değildir! Beşer fani, fikirler bakidir.Bu yüzden, herkesin adaletinden emin olduğu güne kadar, bu birliktelik sürecektir.

Dünden bugüne, el ovuşturup pusuya yatanlar bilsinler ki;Kötü ile mücadele devam ettikçe, iyilik hareketi de, var olacaktır..Siz İYİ insanlara kardeşlerime hatırımdır;”Baki bir iş yapmak istiyorsanız, faniye bel bağlamayın!” Adalete, iyiliğe, doğruluğa sıkı sıkıya sarılın. O vakit mutluluğa, ülkümüze, hedeflerimize varacağız. Biz Türkiye’ye, adalete, iyiliğe, doğruluğa, gönül verdik.Ne diyordu Abdürrahim Karakoç?

Bu ülkü candadır, sokakta yatmaz.Güneştir, bir doğdu, bir daha batmaz. Menfaat uğruna kimseyi satmaz.Bir güzel ülküdür, gönül verdiğim. Şiddeti, kavgası, kanı olmayan.İçinde öfkesi, kini olmayan.

Sonsuza uzanan, sonu olmayan.Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.Sevgili İYİ Partililer, biliyorsunuz, yola çıkarken bir iddia koyduk ortaya. ‘Başaracağız’ dedik. ‘Başaracağız, başaracağız, başaracağız’ dedik. Bunu derken, bir yerlerden zafer garantisi almış değildik. Bir yerlere sırtımızı dayamış değildik.

Kimseye, zafer garantisi falan da vermedik.Mesele inanmaksa, mesele iddialı olmaksa, işte yine söylüyorum: Başaracağız, başaracağız, başaracağız!

Evet bir iddia koyduk ortaya, seçimlere öyle girdik.Meclise girmiş olan bütün partiler oy kaybettikleri halde, kendilerini başarılı ilan ettiler… Biz ise,50 yıllık partiler kadar oy almamıza rağmen, iddiamızla sınanmayı esas aldık, sorumluluğu üstlenerek çekildik. Meşhur sözdür, bilirsiniz: “Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler.” ‘Kendi partimde ihtilaf konusu olmaktansa, noktayı koyarım’ dedim. ‘Fitneye sebep olmaktansa, örter kapımı otururum’ dedim. ‘Çekildim, İzzet ü ikbal ile bab-ı siyasetten’ dedim. Türkiye’ye yakıştırdığımız demokrasi anlayışımız da,şahsi prensiplerim de bunu gerektiriyordu.Allah şahittir ki, meselenin altı da budur, üstü de budur. Önü de budur, ardı da budur.O andan sonra ise içinde yer almadığım ve asla müdahil olmadığım bir süreç yaşandı. İYİ PARTİ camiası, kararımın hilafına ortaya bir irade koydu, ısrarcı oldu.

resimid_5736145

Fotoğraf: AA

Veda niyetine ‘ben sizi çok sevdim be’ demiştim. Bu sözümü alıp,,, elimi ayağımı bağlayan bir hamleye çevirdiniz:’Biz de seni çok sevdik be’ dediniz. Kararınıza teslim oldum. Görev, töre gereğidir.. Töre konuştu, Han sustu.İradenize boyun eğdim. ‘GEL’ dediniz, geldim. Bilinsin isterim ki;Aklımızı karartacak hırslarımız yok bizim. Kariyer planlamasıyla, siyaset yapmıyoruz. ‘Kazanmak için gerekirse papaz cüppesi giyerim’ diyenlerden de değiliz. Dik dururuz,

düz yürürüz, hak söyleriz. Zira biliriz ki, bir doğrunun imanı, bin eğriyi düzeltir! Ne kazanınca vicdanımızı kaybederiz, ne de kaybedince vakarımızı.Kuralsızlığını bilerek girdiğimiz bir yarışın sonunda, mızmızlanmayız.Dedikoducunun dedikodusundan, yılmayız. Her ne olacaksak, adam gibi oluruz. Olmayacaksak da olmayız.

Kişi karşısındakini kendisi gibi bilirmiş.Hayatı yalan-dolanla, sahtekarlıkla, dalavereyle geçmiş olanların,bunu anlamasını beklemiyoruz. Yanardönerlerin, her kilide girip, her kapıyı açan, siyaset maymuncuklarının,bunu anlamasını beklemiyoruz.Menfaatperestler, yağmur nereye yağarsa, tarlayı oraya çekenler,İYİ Parti’nin feragatini, diğerkâmlığını elbette anlayamaz. ‘Öyle derin sev ki,seni öldürmeye gelen bile, sende dirilsin’ diyor şair. İYİ PARTİ, işte o derin sevginin, örgütlü halidir. Bütün bu yaşadıklarımız, aynı zamanda bir demokrasi dersidir. Bir katılımcılık örneğidir. Değerli yol arkadaşlarım, kul bazen bir şeye niyet ederek, adım atar,ama Cenab-ı Hak o adımı bir başka şeye sebep kılar. ‘Kaza her feyzini, her lütfunu, bir vakt için saklar.’ Hakkımızda ne hayırlıysa, Rabbim onu nasip etsin. Rabbim, beni size karşı mahcup etmesin. Allah, eksikliğinizi göstermesin. Şimdi sizlere soruyorum; Eteğinde taş kalmış olan var mı? ‘Şunu da söyleseydim’ diye, içinde ukde kalmış olan var mı? Tekrar soruyorum;Var mı? Öyleyse, Nerde kalmıştık? Şimdi yeniden Bismillah diyor muyuz?Öyleyse;DAHA YENİ BAŞLIYORMUYUZ? Haydi, Bismillah!

Sevgili yol arkadaşlarım;

‘Sizlere kolay bir başarı vadetmiyorum.Sabaha iktidar umanlar, bizimle yola çıkmasın. Yolumuz uzun ve çetin.Bu yolda karşınıza menfaat teklifleri, tehditler ve daha bir yığın engel çıkacak.Bu çetin fakat kutlu yolu, yufka yüreklilerle, korkaklarla, hesapçılarla yürüyemeyiz. Cesur olanlar, kuvvetli olanlar, gerçekten inananlar katılsın kafilemize.Biliniz ki, varlığımız çok anlamlıdır.. Ve bunu daha da anlamlı kılacak olan, gerçeği görüyor olmamızdır..

Şöyle bir bakın;5000 yıllık Türk Devlet geleneğinin, arsız doymaz bir parti aparatına dönüştürülmesi, varlığımızı anlamlı kılmak için, yeterli değil mi? 1300 yıl önce, Orhun’da milletine hesap verebilen bir kağanımız vardı. Bozkırdan Anadolu’ya geldik.Doğuyu batıyı sentezleyen bir yüksek medeniyet inşa ettik.Yalnız doğuda değil, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının kurduğu cumhuriyet, bütün dünyada birçok alanda öncü oldu.Kadın haklarından eğitime, güçler ayrılığından düzenli seçimlere.Şimdi bu koskoca medeniyeti, devlet birikimini, ilkel kabilelerin yönetim anlayışına, onun şefinin heveslerine mi kurban edeceğiz?

Yarın, ruz-u mahşerde karşılaştığımızda,toprağımızı kanıyla sulayanlar, mukaddesatımızı, hürriyetimizi müdafaa için, canlarını verenler, biz bu yurtta özgür, şerefli, mutlu yaşayalım diye, hayatını vakfedenler, yüzümüze tükürmezler mi? Bir milletin kaderi, bir adamın heveslerine, iki dudağından çıkacak keyfi kararlara ve onun dalkavuklarına terk edilemez. Bu bereketli topraklarda çok şey yetişir evet;ama, en iyi de insan yetişir insan! Yetişmiş milyonlarımız, o milyonların, onları yetiştiren memlekete katacakları varken; bir adamın ve yakınlarının keyfi olsun diye, bahtımız, onlara emanet edilemez. Bu memleket hepimizindir..Bu memleket, kimsenin babasının, yahut kayınbabasının malı, tepe tepe kullanacağı arpalığı değildir.

Değerli arkadaşlarım, emir komuta ile sevk ve idare edilen bir yapının, Türk siyasetini dönüştürmesinin mümkün olmadığının, bilincindeyiz. Türkiye’de uygulanmasına ve yerleşmesine karşı çıktığımız ‘tek adam’ modelini partimizde de uygulamıyoruz, uygulamayacağız. Partimizde, insan çok, Allah’a çok şükür.Yılgınlığa, yorgunluğa mahal yok. İYİ PARTİ, Ak Parti ve CHP’nin bir kumpas ağzı gibi konumlandığı, yanlarına da her işe yarayan, İsviçre çakısı rolündeki, MHP’nin iliştirildiği siyasi tabloyu değiştirmiştir.Türkiye, memleketi beslemek yerine, türlü oyunlarla birbirlerini besleyen, siyaset erbabı yüzünden, bu günlere geldi.. İYİ Parti; Siyaseti ve milleti iki kamp arasında sıkıştırmış bir toplum mühendisliğine nokta koymak için, yola çıktı..Karşıt- mış gibi yapan, ama birbirinden beslenen iki yolun dışında, doğru-temiz ve haklı bir üçüncü yol olarak, sahne aldı.. Türk siyaseti, İYİ Parti’yle derinlik, yükseklik kazandı.. Kazananı baştan belli olan, kamplar çatışması şeklindeki seçim düzeni, artık işlemeyecektir.

‘Birini döverek, birini severek büyüttükleri’ iki tarafa da,milleti dert etmek yerine, varlık ve koltuklarını korumak için,kimlik tokuşturma konforunu yaşatan, bu kamplaşmaya son vereceğiz.Gönüller arasına, yeni çeperler örmeyeceğiz. İYİ Parti’nin sağdan soldan preslenerek, yeni bir çepere dönüştürülmesine, izin vermeyeceğiz. Mevzi kazanmak için, bir sağımıza, bir solumuza, omuz atacak ya da omuz verecek değiliz.İYİ Parti’nin Türkiye sevdası, bulunduğu yeri, bir çekim merkezine dönüştürecek kadar, derindir. ’81 milyonun birliği’ şuuruyla, siyasette yeni bir dil kuracağız, yeni bir yol açacağız.

16 yıldır, ‘kırk katır mı kırk satır mı’ tercihine zorlanan milletimiz, İYİ PARTİ ile nefes almıştır.

Bu konumuyla, İYİ PARTİ, siyasi hayatın yaşam odasıdır .İYİ Parti gelince, kendini vazgeçilmez, yıkılmaz, yenilmez zanneden iktidar, stepneye muhtaç hale gelmiştir.İYİ Parti gelince, iktidarla dalaşmaktan başka politikası olmayanlar,sadece bu kısır kavgadan beslenenler,kendini vazgeçilmez, iktidara karşı tek ve kale zannedenler, silkelenmek zorunda kalmıştır..İYİ PARTİ ile, siyaset yeniden başlamıştır.

Her türlü engelleme çabasına, imha gayretine rağmen, İYİ PARTİ, ayağını sağlam basıp, dimdik duracağı bir alan kazanmıştır.Sorumluluğumuzu, yükümlülüğümüzü arttıran %10 oy, İYİ Parti’nin sıçrama tahtasıdır.Biz, kınayanların kınamasına aldırmadan, siyaset yapacağız.Neye inanıyorsak, onu söyleyeceğiz. Doğru bildiğimiz ne varsa, sonuna kadar savunacağız. Yanlış saydığımız ne varsa, eğilip bükülmeden, karşısında duracağız.İçten dıştan hiza almayacak, yalnızca büyük Türk Milletiyle hizalanacağız.

İYİ Parti, bir aktarma istasyonu değildir..İYİ Parti, emanet kabulcüsü hiç değildir.Bir hışımla evden kaçıp, sonra da köşe başından kapıyı gözleyen, pişmanlar değiliz.Birileri kendi hayal dünyalarında, bizi imtihan ediyormuş. O birilerinin kimler olduğunu, gayet iyi biliyorsunuz;Kimin imtihan edildiğini,ve saray muhafızlığına, hem de kadrolu yazıldığını, biliyoruz. Bugün, kasıla kasıla oturdukları ‘saray yancılığı koltuğunda’, dün, apo’nun, feto’nun oturduğunu da biliyoruz! Bunlar öyle insanlar ki; Uzattığın eli dahi, bir gün sonra fitneye dönüştürmeye kalkacak kadar, izansızlar..’İlkeye sadakatin olmadığı yerde, kişiye itaat olmaz’ düsturuyla, duruşumuzu kimselere, meze ettirmeyiz! İYİ Parti’nin varlık gerekçesi, birilerinin yaptıkları ya da yapmadıkları değildir..İYİ Parti’nin varlık gerekçesi, Türk’e ve Türkiye’ye dair hissettikleridir. Durduğumuz yeri göstermek için, birilerinin pozisyonuna atıf yapmaya gerek duymuyoruz. Milletin git dediği yere gideriz, ol dediği yerde oluruz, dur dediği yerde de dururuz. İYİ PARTİ,

kalbi ve hasbi siyaset yapar.Propaganda uğruna hakikati ters yüz etmez. Yalana, tenezzül etmez. Zulme, gerdan kırmaz. Korkuya, boyun eğmez. İftirayla gerilemez. İYİ PARTİ, Türk Milletinin vicdanıdır, sonuç gözetmeden de hep öyle kalacaktır. Biz, bugüne kadar duyulmamış bir söz söylemek peşinde değiliz.Kimsenin aklına gelmeyenler, bizim aklımıza geliyor değil. Şapkadan, tavşan çıkarmayacağız. Sihirli değneğimiz de yok.Ama, kalpten söylenen her sözün, tesir edeceğini biliyoruz. Dert edinerek yapılan her eleştirinin, karşılık bulacağını biliyoruz.İnanarak atılan her adımın, sonuç alacağını biliyoruz.

Selim kalpler ülkeye baktığında ne görüyorsa, onu söylüyoruz.Selim akıllar ülke için ne öneriyorsa, onu yapalım diyoruz. İYİ PARTİ, bunun için var, iyi ki var. Gelecek hayallerini Türkiye üzerine kuran, her hal ve şartta birlikte yaşama iradesini beyan eden kim varsa, müstakbel bir İYİ Partilidir.Milletimize bakışımız budur. Cumhuriyetçilik de, demokratlık da, muhafazakarlık da, milliyetçilik de bizimdir.

Bu başlıklara dair söz söylerken, kimsenin ağzına bakacak değiliz. Bir kıyamet sahnesinden çıkıp, kurduğumuz cumhuriyetimizin, siyasete azık edilmesine, izin vermeyeceğiz ! Darağaçlarına çekilmiş demokratlığın, tek adamlık trenine, vagon yapılmasına izin vermeyeceğiz ! Türkün, bayrağı olmuş mukaddesatımızın, din bezirganlarının katığı olmasına, izin vermeyeceğiz !

Devletimizin kurucu iradesi olan, tabutluklarda dahi boyun eğmemiş milliyetçiliğin, saraylarda paspas edilmesine, izin vermeyeceğiz ! İnsanından, adaleti, hürriyeti, demokrasiyi esirgeyenlerin, ne milliyetçilik, ne de millet sevgisiyle alakası olabilir.Adalet ve liyakata sadakatımız, nitelikli demokrasi arayışımız, Milliyetçiliğimizin esasını teşkil eder.Bu konularda bize sicil notu verebilecek, tek bir kişi bile yoktur.Bu, özgüvenle yürüyeceğiz.

Siyasetin aktörlerine, tek tek bakın ve şunu not alın; Bizim geçmişimizde, pkk’yla çözüm ortaklığı yok, fetö’yle işbirliği yok, darbe şakşakçılığı yok,hele saray yancılığı, hiç yok.İYİ Parti’nin bagajı, angajmanı, gizli ajandası yok. İYİ Parti,tertemiz bir harekettir. Bu kimlikle milletin emrinde olacağız.Onun bunun çizdiği yollarla, projelere, eş başkanlıkla değil, iktidara, milletimizin kalbinden yürüyeceğiz.Türk Milletini mutlu, Türk Devletini güçlü kılacağız.Açı doyuracak, açığı örteceğiz.Bengi taşlara kazınmış bu idealin peşinden koşmaktan, asla vazgeçmeyeceğiz.

Ne dedim, en başta;Geldiğimiz yeri unutmayacağız..Harun gibi gelip, Karun gibi olanların pişkinliklerini de, unutmayacağız..İYİ PARTİ genel merkezi, bir fildişi kuleye dönüşmeyecek.

İYİ PARTİ, kendi üstüne kapanan, kendi kendini doğrulayan bir kapalı sistem olmayacak.İYİ PARTİ, asla milletle irtibatını koparmayacak. Milletin her ferdinin katkısına imkân tanıyan, açık kodlu bir yapı olacağız.Ve bir kez daha, kesin bir inançla söylüyorum: Başaracağız!

Değerli arkadaşlarım;

Türk Milleti’nin vereceği göreve hazır olun. Çünkü, mevcut siyasi ve ekonomik tablonun sürdürülebilmesi, mümkün değil. Bakın, daha bir ay dolmadan, Türkiye’ye dayattıkları tek adam rejiminin, acı meyveleri düşmeye başladı.Ekonomi tepetaklak oldu. Hukuk yerle bir. Dış politika fiyasko. Devlet darmadağın. Anayasa’nın askıya alındığı, bir süreçten geçiyoruz. Anlaşılıyor ki, Tayyip Bey’in gönlündeki sistem, komünist idarelerin politbüro sistemidir. OHAL, olağan hal oldu. Valiler, Ak Parti il başkanı olarak görevlendirildi.Galiba, ‘Milletin Adamı’nın içine, bir FÜHRER kaçtı. Millete sürekli dört parmağını sallayan Tayyip Bey, artık beşinci parmağını da açmıştır: Dili,tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet derken, ruhu TEK ADAM, TEK ADAM diyor.

Değerli arkadaşlar,Biz, ‘cihadın en üstünü, zalim idareciye karşı hakkı söylemektir’ buyuran, hazreti peygamberin yolundayız..Muhalefet ölçümüz, ne pahasına olursa olsun, hakkı söylemektir.

Ve buradan sesleniyorum;Sayın Erdoğan,, sonda söyleyeceğimi şimdi hemen başta söyleyeyim: Adaletsizsin!, Basiretsizsin!, Kifayetsizsin!.

Hem aldanıyorsun, hem aldatıyorsun. Kullanışlı müttefikinle ülkeyi içine sürüklediğin, hale bir bak. ‘Tek adamlığı verirseniz, Türkiye uçacak’ dedin. Millet verdi. Döviz, faiz, enflasyon uçtu.

Borç, işsizlik, cari açık uçtu. ’24 Haziran’da seçilirsem, her şeyi düzelteceğim’ dedin. Seçildin, daha beter hale getirdin. Beş bin yıllık devletin hazinesini, maliyesini, fetö okulundan yetişmiş Damad Berat’a, teslim ettin. Sizin lale devriniz başladı ama, milletin ekmeği küçüldü, öğünü eksildi. O kadar hukuksuz, güvensiz bir ortam oluşturdun ki, ekonominin canlanması imkânsız. Kendi kendine kurduğun ekonomi teorileri, memleketi batırmak üzere.’Ben ekonomistim’ diyorsun. Sen ekonomist değilsin, Muhterem. Sen, ‘ekonomik boy bir Muhterissin!’

Aziz milletim;

Üzülerek söylüyorum ki, Türkiye ekonomisi, iktidarın uyguladığı yanlış politikalarla, çıkmaz sokağa girdi..Ve, sokağın sonu yaklaşıyor. Bugün, “bize oyun oynuyorlar” diye suçladıkları batılı ülkelerden, yıllar boyunca alınan borçlar, üretime, ihracata değil, ithalat ağırlıklı tüketime, inşaata harcandı. Ne acıdır ki, “100 günlük eylem planı” diyerek, şaşaa ile anlattıkları paketin içinden de, beton çıktı..İktidara ve liderine hatırlatmak istiyorum; Aynı kafayla, 5753 günde bozduğunu, 100 günde tamir edemezsin! Üretmezsen, sadece tüketirsen ve sonunda da tükenirsin.

Kasım ayında Sn. Erdoğan Hükümetlerinin 16. Yılı dolacak. Geride bıraktığımız 16 yıl içinde ne Erdoğan, ne de partisi bir özeleştiri yapmadı.Bu zamana kadar iyi şeyler yapılmışsa, onlar yaptı.

İşler kötüye gittiyse, sorumlusu Siyonizm, Amerika, Avrupa veya dış güçler. Hiç bir şey bulamazlarsa, iktidar onlar, ama sorumlu, muhalefet partileri. Siyonizm, Amerika, Avrupa ya da dış güçler diyorlar ama, ne zaman yurt dışına çıksalar, onlara da, hep “Söylediklerimize bakmayın, yaptıklarımıza bakın” diyorlar.İçeride başka, dışarıda başka konuşuyorlar.

Ülkemizin en önemli sanayi kuruluşlarını, kelepir fiyatlarla yabancılara satmadılar mı? “Paranın dini, milliyeti olmaz “demediler mi? Satılan fabrikaların bir kısmı kapatıldı. Arsa yaptılar.Özelleştirilen fabrikaların bir kısmı da, yüksek fiyatlarla el değiştirdi. Satın alanlar da sattıklarında, büyük karlar elde ettiler.Oysa, bu fabrikalar Milletindi.. Kar edilecekse, millet kar etmeliydi..Öyle yapmadılar, ya yabancıyı, ya da yandaşı daha da zengin ettiler..Üretim yapmak yerine, ithalat özendirildi.Türk milletine, Türk sanayicisine, Türk üreticisine değil, hep el aleme çalıştılar.. Yerli üreticilerse, yüksek enerji giderleri, yanlış teşvikler nedeniyle, üretime son vermek zorunda kaldı.Ülkemizdeki raflar, ithal mallar tarafından işgal edildi.

Tarımda kendi kendine yeten bir ülkeden, nohut, fasulye, buğday, mısır, mercimek, et hatta, saman bile ithal eden ülke haline geldik. Bakın; Türkiye, beş yüz milyar dolara yaklaşan dış borcu nedeniyle, artık, kredi riski en yüksek ülkelerden biri haline geldi. Ülkemiz dış kredi bulmakta zorlanıyor. Bulunan krediler ise, çok yüksek faizli. Üstelik şantaj için, taviz için kullanılıyor. Sanayici artık, dış kredi kullanarak, yatırım yapamaz durumda. Diğer yandan devlet, bir israf kapısı haline geldi. Lüks ve şatafat devletin her kademesine hakim. Neymiş, itibardan tasarruf olmazmış. İtibar, milletin kesesinden yaptırıp içine tünediğin saray değildir. İtibar, bulduğun kredidir, ciddiye alınmandır.. İtibar, önüne gelen yabancı bürokratın, parmağını sallayıp iç işlerine karışamamasıdır. İsraf, almış başını gidiyor. Devlet, lüks araçları, binaları yüksek fiyatlardan kiralıyor. Gelir garantisi verilerek, yaptırılan köprü, otoyol, havalimanı, şehir hastaneleri içinse, büyük paralar garanti bedeli olarak ödeniyor. Yeni sistemde, sözde bakanlık sayısı azaltılıyor gibi gösterilirken, birçok yeni makam ihdas ediliyor.Her bakanlığa, üç dört bakan yardımcısı atanıyor. Devlet kadroları şişiriliyor.Devletin gelirleri azalırken, masrafları hızla artıyor.

Dolar altı buçuk, avro yedibuçuk TL oldu. Birçok zammın ertelenmesine rağmen, enflasyon şimdilik %16.

Değerli Arkadaşlarım;

Gidilen yol, yol değil. Ekonomik göstergeler hızla daha da kötüleşiyor. Açıklanan 100 günlük programda, enflasyona çare yok. Mutfakta yangın var, ama mutfağa çare yok. Sözler, seçimin ertesi günü unutuldu.. Mesela, 100 günlük programda, memura sözü verilen, 3600 ek gösterge zammı yok. Ekonomiye yön vermesi gereken bürokrasi, güven vermek şöyle dursun, yatırımcıyı kaçırıyor. Dövizi kontrol etmek için Cumhurbaşkanı, vatandaşın 3-5 kuruşluk birikimlerine göz dikmiş, çağrı yapıyor. Sayın Erdoğan’a bir kez daha soruyorum:Madem siz bu on altı yılda hep doğru işler yaptınız, ülkemiz niye bu halde?Niye çare olarak vatandaşın üç kuruşluk birikimlerine kaldınız? Hiç düşündünüz mü bilmem ama, ülkenin Cumhurbaşkanı olarak siz, vatandaştan döviz bozdurmasını istediğinizde hatta buna bir milli beka meselesi dediğiniz halde, niçin vatandaşlar döviz büfeleri önünde kuyruk olmadı? Olmadı, çünkü, Cumhurbaşkanı bu yolu daha önce denedi, ona inananlar %50 zarar ettiler. Şimdi de, onun sözüne itibar etmiyorlar. Ne acı değil mi? İşte itibar böyle bir şey. İtibar için, tek başına ünvan yetmiyor.. Güvenilir olmak gerekiyor..Güvenilir olmak için de ,işin ehli olmak gerekiyor.. Seçimden önce ne diyordu Tayyip Erdoğan? Cumhurbaşkanlığı sistemine geçince; Türkiye prangalarından kurtulacak, Türkiye ekonomisi uçacak, Başkanlık sistemi ile yatırımlar artacak, Dolar 3 liraya düşecek, Yurt dışından yatırımcılar gelecek. İktidarın propaganda makineleri manşetlerini, köşelerini bu sloganlarla doldurmuşlardı. Şimdi, yeni sisteminin sonuçlarını hep birlikte, acı acı yaşamaya başladık..Damad Berat’a teslim edilen ekonominin ateşi, bacayı sarmaya başladı..Türkiye bu çılgınlığa son vermeli diyoruz. Devlet kurumları daha fazla yıpranmadan, bu yanlış yoldan dönülmeli diyoruz. Türkiye’nin bir orta Afrika diktatörlüğüne dönüşmesine, mâni olalım.

Sn. Cumhurbaşkanına buradan sesleniyorum:

Gelin bu hatadan, geri dönün. Bu aklı size verenleri, etrafınızdan uzaklaştırın. Millet bahçelerinde yuvarlanmayı vadederken, Türkiye’yi uçurumdan aşağı yuvarlıyorsunuz. Seçim sürecinde de öncesinde de, bu sistemin yanlış olduğunu ısrarla belirttim. Bugün, sonuçlarını görüyoruz.. Borç vereceğiz diye hava atıyordunuz, ama bu gidişle korkarım Türkiye’yi, IMF’lik edeceksiniz.

Türkiye’yi, 2001’in bile gerisine götüreceksiniz. Sn. Erdoğan, cilan dökülecek, forsun sökülecek. Seni ilk önce, beytülmalden beslediğin yalakaların terk edecek.Ben bunları söylüyorum ama, bunlarda numara çok.Yarın çıkıp şöyle demeyeceğini kimse garanti edemez; “Biz iktidara gelmeden önce benim vatandaşım 100 dolarını bozdurduğunda 150 lira alıyordu. Şimdi, 100 dolarını bozdurduğunda 650 lira alıyor.” Vallahi der mi, der.. Yıllardır faiz lobisi, döviz lobisi, dış güçler diyerek geçiştirdi.Ama iş geldi mutfaklara dayandı, harçlıklara dayandı artık. Şunu aklından hiç çıkarma Sayın Erdoğan; Tencereler kaynamazsa, kadınlar seni de, lobilerini de, dış güçlerini de yerle bir eder.Millet, yatıp-yuvarlansın diye planladığın Millet bahçelerinde, sen debelenirsin, haberin olsun..

Öyle bir düzen kurdun ki, bak ne diyor şair;

“Allah’ın on pulunu bekleye dursun, on kul,

Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.

Bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa,

Yaşasın kefenimin kefili, karaborsa!”

İşte senin kurduğun düzen bu, Sayın Erdoğan. On pulun, dokuzu yabancıya yandaşa, biri vatandaşa..

Torununun canı öyle istiyor diye, eğitim sistemini değiştiriyorsun. Alfabeden rastgele harf çekiyor, her seferinde yeni bir sınav ismi uyduruyorsun.Bu millet bunu hak etmiyor. Tekrar ediyorum, onca adam yetiştiren bir ülke, ekonomiden anlamayan, sürekli aldanan, aldatılan, aldandıkça öfkeyle köpürüp, faturayı millete çıkaran bir tek adamı, haketmiyor!

Aziz Milletim;

George Orwell, ünlü romanı “1984”te ne diyordu? “Geçmiş yok olup gitmişti, geleceği düşlemek imkansızdı.” Bir de bizim iktidarın yaptıklarıyla okuyalım o romanı..İktidar sayesinde, 95 yıllık birikim gitti, yeni nesil artık geleceği düşleyemiyor!

Bakın, yakın zamanda sonuçları açıklanan YKS’de, öğrencilerimiz, matematikte 10 sorudan birini, Türk Dili ve Edebiyatı alanında ise 5 sorudan birini doğru cevaplamış. Çocuklarımızın değil, Bu 16 yıllık AKP iktidarlarının karnesidir. “Yeni nesiller atalarının dilini anlamıyorlar” diyerek, hamasi nutuklar atan bir iktidarın, eğitim politikasında, öğrenciler günden güne kendi dillerini okuyamaz, anlayamaz oldular.

İktidar, eğitimde fırsat eşitliğini yok ederken, bir taraftan da “kendi için” bir nesil yetiştirme gayretiyle, orduyu ve dini yaptığı gibi, eğitimi de siyasallaştırdı.Bu sonuçların tek izahı, iktidar eli ile oluşan kayırmacı tutumdur.İktidar liyakati silerek, yeni nesle, öğrenerek değil, biat ederek bir yere gelebilecekleri inancını yaydı. Yıllardır gördüğümüz de, bunun kanıtıdır. Üst düzey atamalar, her nedense, akrabalık ilişkileriyle yürüyor.. Oysa Peygamber Efendimiz, “iş ehline verilmezse, kıyamet yaklaşmış demektir” diyerek, liyakatsizliğin doğuracağı sonuçları işaret ediyordu.

Gençler için kıyamet, hali hazırda yaşanmaktadır.Durmadan değişen sınav sistemi, atanamama korkusu,işsizlik, geleceğe dair duydukları kaygı, gençlerimizin kıyametidir.40 sorunun ortalama 4 tanesini, ancak cevaplayabilen bir nesil yetiştirdin, ey Erdoğan!Bu senin eserin. Dijital kaynakları engelleyip, bu nesli A habere mahkûm ettin.Sayın Erdoğan, “doğmadan önce gittiğin” 50 kişilik sınıflar hala duruyor. Ama senin için ‘müşteri’ garantili hastaneler, araba garantili, Deli Dumrul köprüleri, daha önemli.

Eğitimle ilgili tek ilken, “nazar değmesin” diye diplomanı milletten saklamak.Başka da bir şeyi umursadığın yok. Ne kadar değer varsa, istismar ettin. Ne kadar ihtilaf varsa, körükledin. Ve ne kadar bahane varsa, artık tükettin. Devleti fetöye rehin verip sokağa düşürdün, bu aziz millet, devleti sokaktan topladı. PKK ile çözüm ortağı olup, ülkeyi hendeğe sürükledin, Mehmetçik, kanıyla engelledi. Her şey oldun, her kılığa girdin, ama bir gün, Türk olamadın. Türk milliyetçiliğini sana paspas etmeye kalkan bir ortak bulup, ekran koruyucu yaptın, işi geçiştirdin. Dün şehitlerimize ‘kelle’ diyordun, bugün elini mübarek naaşlarına koyup, ‘idam gelirse imzalarım’ diyorsun.Gökten zembille inmeyecek.. Tek adam sensin.. Getirecek olan sensin.. Allah’tan kork, bari acılarımızı istismar etme, be kardeşim. ‘Yapmayacağınız şeyleri, niçin söylüyorsunuz’ diye, buyrulduğunu hatırla. Eşini, yavrusunu kaybetmiş Serkan Astsubayın vakarından kendine bir pay biç, bir hisse çıkar, bir ders al.

‘Vatan sağ olsun’ diyen kahraman, vatan sana minnettardır.Allah eşini Hz. Fatma’ya komşu eylesin. Yavrunu sana şefaatçi kılsın. Allah’ın laneti PKK’nın üzerine olsun. Aklına esiyor, AB’ye gireceğiz deyip gündüz havai fişek patlatıyorsun. Aklına esiyor, seçim ağzı, bir çakma Nene Hatun gönderip, Türk Devleti’ni çekiciye yükletiyorsun. Şam’da Cuma kılacağım diye çıkıyorsun, gece karanlığında, ceddimizin kabrini yıkıp dönüyorsun. Caber, ya Caber. Ecdadımızın mezarı, sınırlarımızın ötesinde kalsa da, bayrak dalgalandırdığımız, meşhur Mezar-ı Türk. Ne diyordu Muallim Naci?

“Zikre şayandır, Fırat’ın her yeri, Ben ki bir Türk’üm, unutmam Caber’i.” Unuturuz sandınız. Yuttururuz sandınız. Ne apar topar, ecdat kabrini kaçırdığınızı unuttuk, ne de vaktiyle “Türkiye’ye bir kedi bile vermem” deme cesaretini, sizden alan Peşmerge ağalarına verdiğiniz desteği… Stratejik derinlik diye tutturdunuz. Dış politikada, çukura gömüldünüz.Komşularla sıfır sorun dediniz. Herkesle dalaştınız.”Layık”ların değil, “sadık”ların riyasetinde yürüyen, dış politikada vahim bir haldeyiz. Dün, dış politikayı kademe kademe, FETÖ’ye terkedip, bataklığa sapladılar..Bugün de, basiretsizlik ve beceriksizliğin hakimiyetiyle, milli güvenlik riskleriyle karşı karşıyayız..Sayelerinde,,, masa başında yürüyen diplomasi, seviyesiz bir biçimde sosyal medyada, tasnif ve tahlil ediliyor.

Orta Doğu’da, mezhepsel saiklerle iş gören, şahsi ikbalini milli ikbalin önüne alan, Ege’de, Akdeniz’de, Avrupa’da “kapalı kapı”lar ardında mutabakatlar yapan iktidar, topyekûn ülkemizi sıkıntıya sokuyor, uluslararası itibarımıza zarar veriyor. Keza, Amerika ile geçtiğimiz hafta yaşadığımız papaz sorunu da, bu şahsi ikbal hesabının bir sonucu. Amerika ile, her ne görüştülerse, neyi taahhüt ettilerse, bu küstahlığa, Amerikalı yetkili-yetkisiz simlerin hadsizliğine, kendileri sebep oldular.  Ancak yine de bilinmelidir ki;Amerika Birleşik Devletleri’nin, pastör Brunson’ı gerekçe göstererek,

İçişleri Bakanı ve Adalet Bakanına karşı “hedefli yaptırım” kararı alması, tarafımızdan mazur görülemez.Ülkemizi, “müstemleke” gibi gösterecek, seçilmiş küstahça sözcükler ile yapılan açıklamalar, kadim devlet geleneğimizde, diplomasi anlayışımızda, müsamaha gösterilecek bir mahiyette değildir. 20 ay boyunca tutuklu bulunan pastör Brunson konusunda, bugüne kadar ciddi bir girişimde bulunmayan,sosyal medya diplomasisi ile meseleye uhulet ve suhuletle yaklaşan Amerika’nın son tutumu, yakın zamandaki jeopolitik gelişmelerin bir yansıması, yargımızın bağımsız olmadığını bilmelerinin bir sonucudur.

Ancak, 16 yıldır, iktidarınızın içini boşaltmaya çalıştığı devlet geleneğimiz,hiçbir şart ve koşulda bu gibi bir yaklaşıma, tehdide boyun eğmemelidir.Brunson’ın tutukluluğu konusunda, bir twitter iletisi ile tutum değiştiren yargı sistemimiz, aşikardır ki, iktidarın politikalarına göre muamele ediyor. Hasbi bir şekilde hem Amerika’ya, hem de dünyaya “yargı bağımsızlığı” hatırlatması yapabilmek için, yargıyı bağımsız bırakmak, adaleti temsil ettiğini unutan, hâkim ve savcıları tasfiye etmek şarttır.

“Bal, bal demekle, ağız tatlanmaz” der atalarımız. “Türkiye, bir hukuk devletidir” diyerek, hukuk teşekkül etmez! Ayrıca bilinmelidir ki, iktidarın, Amerika’nın bu restine cevabı, “hukuka müdahale” olup olmadığını da gösterecektir.Ancak yine tedirginiz. Apar topar uçağa bindirilen heyetin, Amerika’da, Dışişleri ve Hazine koridorlarını arşınlarken ne yaptığını, ne istendiğini, ne verildiğini bilmiyoruz..

Bir başka devletin, ekonomik yaptırım gibi araçlarla, içişlerimize karışmasını engellemenin yolu, bu araçları etkisiz kılacak, bir yönetim sistemi inşa etmektir.Bu sistemse, sizin tek adamlığınız gibi ucube bir sistem değildir. Ancak, hatırlatmak isterim ki; Ne Amerika’nın, ne de başka bir devletin, hükümet üzerinden, ülkemizi kendince ve küstahça cezalandırmaya kalkmasına asla, prim vermeyiz, hükümetimizin yanında ve yakınında oluruz. Hükümete çağrımız açıktır; Adaleti tesis edin, Demokrasiyi inşa edin, Girişimde ve eğitimde fısat eşitliği ile bir kesimin değil, herkesin büyümesine, gelişmesine müsaade edin ki, ülkemizin itibarı, itibarıyla birlikte, gücü artsın..Başkaları bize küstahlık etmeden önce, on kere, yüz kere düşünsün..Değerli dava arkadaşlarım,Bizim durduğumuz yer belli. Evet, buralara iktidarın hataları ile geldik. Dışarıda caydırıcılığını, içeride güvenirliğini kaybeden bir ülke olduk.Bu iktidardan, uygulamalarından, ortaya çıkardığı ülkeden ve yönetimden memnun değiliz..

Ama, bizim oğlanı da, başkasına dövdürmeyiz! Peşinen söyleyeyim, her ne sebeple olursa olsun, Türk Devleti’nin bakanlarına yaptırım kararı alınması, asla kabul edilemez. Yargının nasıl işlediğinin, mahkemelerimizin adaletinin hesabını Amerika’ya verecek değiliz. Bunlar Türk Milleti’nin meselesidir. Sırf Amerika bahane ediyor diye de, adaletsizliğe razı olmayız ama sanki temyiz makamıymış gibi, herhangi bir ülkenin Türkiye’ye parmak sallamasına da, müsaade etmeyiz.

Sayın Erdoğan’a sesleniyorum; Sakın ha, bunu da yüzüne gözüne bulaştırmayasın. Bir kabadayılık yaptın, bari bu defa arkasında dur. İsrail ile Mavi Marmara gemisi işine benzemesin. Şunu bil, Türk devleti, oğlunun gemiciği değil.İster batırırım, ister yüzdürürüm diyemezsin.Türkiye Cumhuriyeti aile şirketiniz değil.Batırmana müsaade etmeyiz.

Türkiye’nin itibarı, neyi gerektiriyorsa, tereddütsüz yap. Sonra da, ilk fırsatta otur bir düşün; Devlet nedir, tarih nedir, Türk kimdir, diplomasi nasıl yürütülür? Bir bilene sor, öğren. Çevrende bilen yoksa, gel anlatalım. Gel bizden öğren ki, hiç değilse uluslararası meselelerde bir devlet adamı gibi davranabilesin. Bu halinle, yarın yerine geçecek olan, müstakbel nesillerin itibarını da zedeliyorsun.

Bakan yaptığın kişilere de söyle, seni örnek almasınlar.Devlet katı, sokak kabadayıları gibi, birbirine omuz atma, racon kesme yeri değildir. Adil ol. İnsanlara olan kinin, seni adaletsizliğe sürüklemesin.

Cami yeri meselesinde valisini uyarıp; ‘Bilesin ki, ben Nuşirevan’dan daha az adil değilim’ diyen, Hz.Ömer’i aklından çıkarma. Unutma ki, bu topraklar Fatih’i bile yargılayabilen, Kadı Hızır Bey’leri gördü.

İyilik hareketinin değerli mensupları, Anlatacak çok şey var, dertleşeceğimiz, dertlendiğimiz çok şey var..Gönül ister ki, sizlerle yalnız iyi üzerine, doğru üzerine, güzel üzerine konuşalım. Ne mümkün..

Bütün bu sorunları aşabilmenin yolları var.. Kısa vadeli çözümlerle krizi derinleştirmek yerine, daha kalıcı, köklü çözümlere mecburuz.Bizler İyi Parti’ye gönül vermiş cesur insanlar,

16 Nisan referandumunda parlamenter demokrasiyi ortadan kaldıran teklife, hayır dedik. Ancak bir şerh koyduk;

Eski sistemin devamını değil, insan hak ve hürriyetlerinin teminat altına alındığı, demokrasinin, temsilde adaletin sağlandığı, fırsat eşitliğinin tesis edildiği, yargının bağımsız olduğu ve kuvvetler ayrımının daha net biçimde yapıldığı bir parlamenter sistem istiyoruz.. İktidarın düştüğü hatanın bir benzerine düşerek, ülkemizi rutinlerle sandığa gitmekten alıkoymak için, kısa vadede bu sistemin en azından aksaklıklarının giderilmesini öneriyoruz. Milletimizin iradesine şeksiz-şartsız saygımız var. Lakin milletimizin iradesi ile tesis edilen bu yeni sistemin eksikliklerini de bir an evvel ortadan kaldırmamız gerekiyor.

Yeni sistemin, daha fazla hürriyet diyecek ve adaleti tesis edecek şekilde güncellenmesi gerekiyor. Bu anlayışla bildiriyoruz ki; -İnsan onuruna saygılı olunmalıdır.Türkiye Cumhuriyetiyle vatandaşlık bağı bulunan herkes, bu ülkenin eşit haklara sahip vatandaşıdır. -24 Haziran seçimleri öncesi haykırdığımız gibi, ağa da, paşa da, Türkiye Cumhuriyeti nüfus cüzdanımızdır. -Eşitlik ilkesi, dil, din, etnik kimlik, cinsiyet açılarından güvence altına alınmalıdır.Dışlayıcı ifadelerden uzak durulmalı, özgür, mutlu yurttaşlardan oluşacak ulus bilinci güçlendirilmelidir.

-Kişi özgürlükleri güvence altına alınmalı, temel hakların dokunulmazlığı korunmalıdır. Haklara yönelik sınırlamaların da, mutlaka bir sınırı olduğu, açık biçimde tanımlanmalıdır. -Seçme ve seçilme hakları önündeki anti-demokratik engeller kaldırılmalı, Yürütmenin güç ve sınırı, modern çağın gereği olan, kuvvetler ayrılığı korunarak belirlenmelidir. -Bir asırlık geleneğimize uygun olan parlamenter sistem, yeni denge mekanizmalarıyla, güçlendirilerek, yaşama geçirilmelidir. -Cumhurbaşkanı’nın görev ve yetkileri, Türkiye Cumhuriyeti’ni ve ulusun birliğini, temsil sıfatından doğan işlerle sınırlandırılmalıdır. -İnanç ve inancı ifade etme özgürlükleri, en kapsamlı ve özgürlükçü biçimde sağlanmalıdır. -Adil yargı hakkı, hiç kuşkusuz Türkiye’nin en hayati sorunlarından biridir. Sadece yargı aşaması değil, öncesi, sonrası da, tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmeler ve insan hakları hukuku göz önüne alınarak düzenlenmelidir. Bireylerin adil yargılanma hakkı, yargılayacak olan makamın tarafsızlık ve bağımsızlığından ayrı düşünülemez. -Lâiklik ilkesi gereğince devlet, farklı din ve mezheplerle, felsefi inançlarla, eşit mesafede olmalıdır. -Diyanet İşleri Başkanlığı, bir hutbe-fetva kurumu olarak değil; din, inanç ve vicdan özgürlüklerini gözeten,- bir kurum olarak yeniden yapılandırılmalıdır. Ezcümle, bugün huzur ve refahımızın önündeki engellerin sebebi olan yasa ve uygulamalardaki değişiklikler, toplumsal mutabakatla yapılmalıdır. Sorunlarımız, ifade hürriyeti, inanç hürriyeti, girişim hürriyeti temelinde, adaletle çözüme kavuşturulmalıdır.İnanıyoruz ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası, bu adımlar ve sonuçlarıyla korunabilecektir. Buradan milletimize sesleniyorum, Aziz Türk Milleti, Ülkemizi zor günler bekliyor. Sayın Erdoğan’ın Türkiye’ye maliyeti her geçen gün daha da artıyor. Az önce ifade ettiğim gibi ekonomide, dış politikada, yargıda, eğitimde hızla dibe vuruyoruz. Ekonomiyi soktukları darboğazdan kurtarmak için, büyük bedeller ödeyebiliriz. Dış politikada, sürekli milli menfaatlerimize aykırı kararlar alınıyor. Bunları telafi etmek için, yarın çok daha büyük tavizler vermek zorunda kalabiliriz. İYİ PARTİ olarak, bütün bu konuların takipçisi olacağız. Milletin hakkını, hukukunu var gücümüzle koruyacağız.

Biz, Türkiye’yi yönetmeye talibiz. Bizim davamız da, sevdamız da Türkiye’dir, Türk Milletidir. Bizim Türkiye sevdamız hesaba kitaba gelmez, sandığa pusulaya sığmaz. Bizim anlayışımızda, ‘Türkiye sevgisi imandandır.’ Biz, bunun için varız.İYİ PARTİ, bunun için var. Bin yıldır, bu topraklarda filizlenip duran ne kadar hayal varsa, gerçek olsun diye varız. Ne kadar acı varsa, son bulsun diye varız . Aziz milletimizin, tarih sarkacı, yeniden yükselişe geçsin diye varız .

Bu yüzden, yandaş medyanın boy hedefiyiz. Bu yüzden, Sarayın uykuları kaçıyor. Bu yüzden, küçük ortağın sinirleri bozuk. Ama, zulümden başka yapabilecekleri bir şey yok. Aydınlıktan, hakikatten korkanların yöntemleri, tarih boyunca hep aynı olmuştur.. Yok sayarlar, satın almaya kalkarlar, iftira ederler, boykot uygularlar ve sonunda topyekûn imha etmeye kalkarlar.

Ne yaparsanız yapın, hakkı haykırmaktan vazgeçmeyeceğiz. Sanıyorsunuz ki, biz sussak mesele kalmayacak. Halbuki, biz sussak, tarih susmayacak. Tarih sussa, hakikat susmayacak. Sanıyorsunuz ki, bizden kurtulsanız mesele kalmayacak. Halbuki, bizden kurtulsanız vicdan azabından kurtulamayacaksınız. Vicdan azabından kurtulsanız, tarihin azabından kurtulamayacaksınız. Tarihin azabından kurtulsanız, Allah’ın gazabından kurtulamayacaksınız.’ Değerli dava arkadaşlarım; Millet bizi bekliyor. Tarih bizi çağırıyor. Bunun için çalışıyor, didiniyor, koşturuyoruz. Toparlanın, gitmiyoruz. Hazır olun, geliyoruz. Önümüzde mahalli seçimler var. Yarından tezi yok, hazırlıklara başlayacağız. İYİ PARTİ, mecliste de, meclis dışında da, en çalışkan parti olacak. Allah’ın izniyle, milletimizi iyi yönetim modeliyle buluşturacağız. İnanacağız, yaşatacağız, iftihar edeceğiz. İYİ’nin parolası budur! Bugünkü imanımızla ortaya koyduğumuz değer, partimizdir. İYİ Parti’yi yaşattıkça, Türkiye’nin umudu var olmaya devam edecek. Ve İYİ Parti, amaçlarına ulaştığında, Türkiye’nin yaralarına merhem olduğunda, iftihar edeceğiz.

Şu fani hayatta, yurduna, milletine, üzerinde emeği olanlara, kendi insanına faydalı bir iş yapmış, insanın bahtiyarlığından daha büyük bahtiyarlık var mıdır? Biz, mal, mülk, gemicik, makam değil, bu bahtiyarlığı tatma gayesiyle siyaset yapıyoruz. Yürüyüşümüz alelade bir yürüyüş değildir.Bir asır önce, kardeş ülke Azerbaycan’ın, yolbaşçısı Mehmet Emin Resulzade ne diyordu; “Bir kere yükselen bayrak, bir daha inmez!” Bir asır sonra bu söz bizim şiarımızdır. Bayrağı düşürmeyeceğiz, onu lekelemeyeceğiz. “Her birimizin, birer bayrak olduğunu” unutmayacağız.. Türkiye’yi bu karanlıktan kurtarıp, güneşin doğuşuna şahitlik ettiğimizde, Kırım’dan Bosna’ya, Urumçi’den Tebriz’e, Kerkük’ten Deliorman’a, köklü ama sahipsiz bir coğrafyada, çocukların gözleri ışıldayacak. Güneşin huzmelerine binmiş, Vefalı Türkler gelecek, elimizin uzandığı her iklimde,Kafkaslardan esen yelde, ayrı düşmüş kardeşlerin nefesleri söyleşecek.Şimdi sizlerin ve tarihin derinliklerinden bugüne, bizlerin hürriyeti, istiklali, selameti ve huzuru için can vermiş, kan dökmüş, çile çekmiş, emek harcamış ecdadımızdan, devraldığımız manevi bayrağın huzurunda, İYİ Parti’nin yüklendiği misyonu, tekrar ediyorum:

Bir kere yükselen bayrak, bir daha inmez! Bu yolda niyaz ediyorum ki;

Allahım, şu karanlık yolları, Bizi sana ulaştıran yollar et! İhtirasla kilitlenmiş kolları, Birbirini kucaklayan kollar et! Muhabbetin gönlümüzde hız olsun, Güttüğümüz Hakk’a veren iz olsun,

Önümüzde uçurumlar düz olsun, Yolumuzda dikenleri güller et! Dalaletle bırakıp da insanı, Yapma arzın en korkulu hayvanı, Unutturma doğruluğu vicdanı, Bizi sana layık olan, kullarından et!

Büyük Türk Milleti, İYİ insanlar;Allah devletimize, milletimize zeval vermesin. Allah yar ve yardımcımız olsun. Sağ olun, var olun. Allah’a emanet olun.

AĞIR TOPLAR YİNE LİSTEDE…

İYİ Parti’de Genel İdare Kurulu (GİK) ve Merkez Disiplin Kurulu (MDK) listeleri belli oldu. GİK üyelerinin neredeyse yarısı değişti. Genel İdare Kurulu Listesinde, Aytun Çıray, Hayrettin Nuhoğlu, Koray Aydın, İsmail Koncuk, Ali Türkşen, Durmuş Yılmaz, Nuri Okutan, Müsavat Dervişoğlu, Kazım Ataoğlu, Yener Yıldırım, Cihan Paçacı gibi isimler tekrar yer aldı. 6 yıl önce öldürülen Dr. Necip Hablemitoğlu’nun eşi Şengül Hablemitoğlu da GİK üyeleri arasına girdi. Sincan eski Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz da GİK listesinde yer aldı. 13 Temmuz’da İYİ Parti GİK üyeliği ve ekonomiden sorumlu genel başkan yardımcılığı görevlerinden istifa eden Ayfer Yılmaz da yeniden listeye girdi. Seçim öncesinde evine silahlı saldırıda bulunulan İYİ Parti kurucular kurulu üyesi Mehmet Aslan ve Eski Devlet Bakanı ve eski DYP Milletvekili Mehmet Salim Ensarioğlu da 80 kişilik GİK listesinde yer aldı. İYİ Parti 2. Olağanüstü Kurultay Merkez Disiplin Kurulu asil listesinde yer alan isimler ise şöyle oldu: Feridun Bahşi, Adnan Şefik Çirkin, Ali Işıner Hamşioğlu, Baha Cankut Sarıtaş,Ethem Baykal, Mine Baş, Kadriye Ünler, Ali Kamış, Özcan Pehlivanoğlu, Beril Gümüş, Adil Erkoç.

liste1

liste2

CHP SÜRPRİZİ

Kurultay için AKP, CHP, BBP ve Saadet Partisi’ne davetiye gönderilirken, MHP ve HDP ise çağrılmadı. İYİ Parti Kurultayına CHP Genel Sekreteri Akif Hamzaçebi katıldı.

NOTLAR

Kurultayı’nı izlemeye gelenler, yoğun güvenlik önlemleri altında salona alındı. Kurultayın yapılacağı ATO Congresium’daki salona Türk bayrağı ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün posterleri asıldı. Genel Başkan Meral Akşener’in sinevizyonda fotoğrafının yansıtıldığı salonun sahne kısmında “Daha yeni başlıyoruz” yazısı dikkat çekti. Delegeler için salonun orta kısmındaki alanda yer ayrıldı.

68edac9a-30eb-4046-a98e-d9de56063547

 

Kanseri Tedavisi Gören Esma Esad, Suriye Halkına Mesaj Gönderdi

Kanser teşhisi konulan Esma Esad, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada “Güç ve zorluklara göğüs germeyi öğreten halkın bir parçasıyım” dedi.

Meme kanseri teşhisi nedeniyle hastaneye kaldırılan Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın eşi Esma Esad Suriye halkına seslenerek “Benim kararlılığım, sizin kararlılığınızdan geliyor” ifadelerini kullandı.

“ZORLUKLARA GÖĞÜS GERMEYİ ÖĞRETEN HALKIN PARÇASIYIM”

Hastalık haberinin bildirilmesinin ardından Twitter’dan açıklama yapan Esma Esad “Ben dünyaya sebat, güç ve zorluklara göğüs germeyi öğreten halkın bir parçasıyım. Benim kararlılığım sizin son yıllarda gösterdiğiniz sebat ve kararlılıktan geliyor” ifadelerini kullandı.

CHP’de Kritik Gün: İmzalar Bugün Teslim Ediliyor

CHP’de 24 Haziran seçimleri sonrası başlayan değişim tartışmasında sona gelinirken, parti içerisinde olağanüstü kurultay isteyen muhalifler, topladıkları imzaları bugün CHP Genel Merkezi’ne sunacak.

Hürriyet’ten Rifat Başaran’ın haberine göre, CHP’de Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve parti yönetiminin değişmesini isteyen muhalifler, olağanüstü kurultay talebiyle topladıkları imzaları bugün Genel Merkez’e sunacak. Muhalif grubun sözcülerinden Parti Meclisi Üyesi Gaye Usluer, sosyal medya hesabından, “Değişim ve Umut Kurultayımız için verilen noter tasdikli imzaları 2 Ağustos 2018 Perşembe günü saat 16.00’da Genel Merkezimize teslim edeceğiz” mesajı paylaştı.

CHP kurultay delegelerinin 16 Temmuz’da olağanüstü kurultay talebiyle noter kanalıyla başlattıkları imza sürecinin 30 Temmuz Pazartesi günü tamamlanmasının ardından yeni bir aşamaya geçilecek.

İmzalar incelenecek
Edinilen bilgiye göre imzalar, Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek’e teslim edilecek. Hukuk İşleri, tutanakla teslim aldığı imzaları yeniden inceleyecek. İnceleme sonrası delege hazirun cetveline ölüm, mükerrer, sahte imza gibi durumların işlenmesi ile ortaya çıkacak tabloyla kurultayın yapılıp yapılmayacağına karar verilecek. Genel merkezin, imzaların tesliminden sonra incelemek için yaklaşık bir aylık süresi bulunuyor. Ancak tartışmanın uzamaması için bu sürenin kullanılmayacağı da konuşuluyor. Kararın en kısa sürede açıklanacağı belirtiliyor.

Geri çekilen ve cepte tutulan imzalarla ilgili tartışmalar da sürüyor. Kulislere yansıyan bilgilere göre muhaliflerin elinde 618 imza verildiğine ilişkin beyanname bulunuyor. Ancak bu beyanname sahiplerinin en az 22’sinin notere giderek imzalarını geri çektiği belirtiliyor. 17 imza sahibinin ise ıslak imzalı asıl belgeyi cebinde tutarak, muhaliflere sadece beyannamenin fotoğrafını gönderdiği iddia ediliyor. 17 delegenin son iki günde ıslak imzalı belgeyi muhaliflere gönderip göndermediği bilinmiyor. CHP yönetimi ise noterden verilen 15 günlük süre içinde imzasını geri çeken delegenin beyannamesinin kabul edilemeyeceğini savunuyor. CHP kulislerinde geri çekme ve imza attığı halde belgesini göndermeyenler yüzünden muhaliflerin salt çoğunluktan çok daha yüksek bir imza sayısını Genel Merkez’e sunmaları durumunda kurultay toplanabileceği konuşuluyor.

“Hiçbir CHP’li partisini mahkeme koridorlarına taşımaz”
CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, gazetecilerin kurultay sürecine ilişkin sorusu üzerine, “Hiçbir CHP’linin, partisini mahkeme koridorlarına taşıyacağına inanmam, ihtimal vermem” dedi. Altay, kurultay süreciyle ilgili, parti genel merkezinin kamuoyunu rahatlatacak bir yol izleyeceğini bildirdi.

Muhaliflerin imzalarla ilgili olabilecek bir tartışmayı yargıya taşıyabileceği konuşulmuştu ancak Muharrem İnce’nin yakın çevresine partinin mahkemeye verilmesine sıcak bakmadığını söylediği öğrenildi. Bu durumda muhalifler ikinci planı devreye sokacak. Buna göre yeterli imza olmaması halinde muhaliflerin, imza atan delegenin iradesinin yok sayılmaması gerektiğini vurgulayarak Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun olağanüstü kurultayı toplaması gerektiği konusunda baskı kuracağı konuşuluyor.