Sergey Lavrov Kimdir?

Sergey Lavrov Kimdir? Sergey Lavrov Kaç Yaşında? Sergey Lavrov’un Hayatı

Türkiye ile ilgili yaptığı açıklamalarla dikkat çeken ve Rusya Dışişleri Bakanlığı görevini üstlenen Sergey Lavrov, tam adı ile Sergey Viktoroviç Lavrov, 21 Mart 1950’de Moskova’da dünyaya gelmiştir. Yaklaşık 16 yıldır ise Rusya Dışişleri Bakanı olarak görev yapmaktadır. Peki Sergey Lavrov Kimdir? Sergery Lavrov’un Hayatı…

Sergey Lavrov, Sergey Lavrov Kimdir,

Sergey Lavrov Kimdir?

Lavrov, 21 Mart 1950’de, Moskova’da, bir Ermeni baba ve Rus annenin çocuğu olarak doğmuştur. Annesi Sovyet Dış Ticaret Bakanlığı’nda çalışıyordu. Liseyi gümüş madalyayla bitirdi. Lavrov’un en sevdiği ders fizikti. Bu yüzden hem Ulusal Nükleer Araştırma Üniversite’si, hem de Moskova Üniversitesi Fizik ve Teknoloji Enstitüsü’ne girmek istiyordu; fakat sonradan Moskova Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’ne girdi ve 1972’de oradan mezun oldu. Üniversitedeki yıllarında uluslararası ilişkilere çalıştı. Yakın zamanda Singalaca, Dvihei (Maldivler), İngilizce ve pek akıcı konuşamadığı Fransızca’yı öğrendi. Üniversiteye kabul edildikten sonra diğer öğrencilerle beraber bir aylığına Ostankino Kulesi inşasına yardım etmeye gitti. Lavrov, yaz tatillerinde Hakasya, Tuva ve Rusya Uzak Doğusu’na çalışmaya gitti. Üniversitenin üçüncü yılında Maria Lavrova ile evlendi.

Sergey Lavrov’un Kariyeri

1972 yılında Moskova Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nden mezun oldu. 1972 yılında SSCB’nin Sri Lanka büyükelçiliğinde göreve başladı. 1976-1981 yılları arası SSCB Dışişleri Bakanlığı Uluslararası Örgütler Dairesinde görev aldı. 1981-1988 yılları arası SSCB BM daimi temsilciliği 1.Sekreteri olarak görev yaptı. 1988-1990 yılları arasında SSCB Dışişleri Bakanlığı Uluslararası Ekonomik İlişkiler Dairesi başkan yardımcılığı görevini yürüttü. 1990-1992 yılları arasında Rusya Dışişleri Bakanlığı Küresel Problemler ve Uluslararası Teşkilatlar Dairesi Başkanlığı görevini yürüttü. 1992-1994 yılları arasında Rusya Dışişleri Bakan Yardımcılığı görevini yürüttü. 1994-2004 yılları arası Rusya’nın Birleşmiş Milletler’de daimi temsilcisi olarak görev yaptı. Son olarak 2004 yılında Rusya Dışişleri Bakanlığı görevine atandı.

2004 Yılından Beri Rusya Dışişleri Bakanı

16 Yıldır Rusya Dışişleri Bakanlığı görevini yürütüen Sergey Lavrov, 9 Mart 2004’te, Vladimir Putin, tarafından Dışişleri Bakanı olarak atandı. Sergey Lavrov görevi Igor Ivanov’dan devraldı. 21 Mayıs 2012’de Dmitri Medvedev tarafından aynı göreve tekrar atandı. Sergey Lavrov, selefleri gibi hem başarılı bir diplomat olduğu hem de politikayı halka hizmet amacıyla kullandığı için takdir edilir. Sert, güvenilir ve aşırı sofistike bir anlaşmacı olarak tanınır.

Sivasspor Ne Zaman Kuruldu? İşte Tarihçesi

Sivasspor Ne Zaman Kuruldu?

1960’lı yılların ikinci yarısı ile birlikte Türk futbolunda yaşanan gelişmenin etkisiyle Anadolu’nun hemen her yerinde profesyonel şehir takımları kurulmakta ve Türkiye liglerinde karşılaşmalara hazırlanmaktadırlar. İşte bu ortamda Sivas’ta da bir futbol takımı kurma hayalleri gerçeğe dönüştürülmek üzere harekete geçilmiştir.

Sivasspor Ne Zaman Kuruldu?

9 Mayıs 1967 Tarihli Sivasspor Kuruluşu

1967 Mart ayında Nusret Akça, Hüseyin Yıldırım, Hüseyin Pala, Nurettin Tarıkahya, Yalçın Özden gibi isimler ilk olarak o günün Belediye Başkanı Ahmet Durakoğlu’na ve dönemin Valisi Vefik Kitapçıgil’e giderek durumu anlatırlar. Vali olaya çok sıcak yaklaşır ve kurulacak olan kulübün yalnızca sportif açıdan değerlendirilmemesi gerektiğini dile getirerek bu oluşumu şehrin kültürel, ekonomik ve sosyal hayatına da büyük bir hareketlilik getireceğini belirtir. Valinin dile getirdiği son derece olumlu sözlerini duyan kurul üyeleri sevinirler.

Sivasspor kurulacaktır. Hemen kuruluş hazırlığına başlanır. Çünkü 1967-1968 sezonuna Sivasspor yetiştirilmelidir. Mayıs ayının ilk günlerinde hazırlıklar hemen hemen tamamlanmıştır.

Takımın renkleri konusuna da açıklık getirildikten sonra, 9 Mayıs 1967 tarihli gazeteler Sivassporun kurulduğunu yayınlamaya başlar. “Osman Paşa Caddesi, numara 1” Sivasspor’un kulüp binası olarak belediyeden 50 liralık sembolik bir ücret karşılığında kiralanır. Kulübün ilk telefon numarası da 2283’tür.

Sivasspor tarihinde ilk Yönetim Kurulunu oldukça zor görevler beklemektedir.

Kollar sıvanarak büyük bir heyecanla işe başlanır.

Bu kulübü kuranlar başlangıçta takımın doğrudan ikinci lige alınacağını düşünürler. Ama evdeki hesap çarşıya uymaz ve bu iş göründüğü kadar kolay olmayacaktır. Kulübün ikinci lige alınması isteminin iletilmesi için, Kulüp Başkanı Ahmet Durakoğlu, Genel Sekreter Nurettin Tarıkahya, Kulüp Amiri Hüseyin Yıldırım ve yönetim kurulu üyeleri Nusret Akça, Yalçın Özden (Tüccar) ve Hüseyin Pala’dan oluşan bir heyet Ankara’ya gider. Ankara’da başvuru yapılır. Bu başvuru sonrasında o günün Futbol Federasyonu Başkanı Orhan Şeref Apak, bir kurulla incelemelerde bulunmak üzere Sivas’a gelir. Sivas dönüşü yazılan rapor hem Yönetim Kurulunu, hem de tüm Sivas’lı sporseverleri büyük bir hayal kırıklığına uğratır. Zira raporda tesis ve altyapı yetersizliğinden istemin yerine getirilemeyeceğinin belirtilir. Yönetim Kurulu kısa süreli bir şok yaşadıktan sonra harekete geçer. Bütün yollar denenecek ve Sivasspor mutlaka ikinci ligde oynayacaktır. Başta Vali Vefik Kitapçıgil olmak üzere şehrin ileri gelenleri Ankara üzerinde baskı oluşturur.

Yönetimde bulunan Nusret Akça ve Hüseyin Yıldırım gibi aynı zamanda siyasi partilerin İl Teşkilatında görevliler aracılığıyla baskı siyasi bir boyut kazanır. Spor Bakanı Kamil Ocak’la görüşülür. Sivas milletvekili Rıfat Öçten dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’den yardım ister. Bu isteğin içinde üstü kapalı bir tehdit de vardır. “Ya Sivasspor’u ikinci lige alırsınız; ya da Sivas’tan oy almayı unutursunuz.” Bu istek yankı bulmakta gecikmez. Aynı günlerde Futbol Federasyonu bir de Şekerspor olayı ile uğraşmaktadır. Birinci ligden düşürülen Şekerspor, idare mahkemesine açtığı davayı kazanmış ve mahkeme kararı ile 1967-1968 sezonunda birinci ligde oynama hakkını elde etmiştir. Bu karar ikinci lig beyaz grupta Şekerspor’a ayrılan yeri boş bırakmıştır. Bu kadar olumsuzluk içinde şans ibresi Sivasspor’dan yana dönmüştür. Demirel’in talimatına zamanın federasyon başkanı Orhan Şeref Apak daha fazla direnemez ve Sivasspor 1967-1968 sezonunda Türkiye ikinci ligi beyaz gruptaki takımlar arasında yerini alır.

2005 yılına kadar bu ligde oynayan Sivasspor 2004-2005 sezonunda Turkcell Süper Lig’e çıktı. İlk iki sezonunda ligi 8.sırada bitirdi. 2007-2008 sezonunda ise büyük bir başarı göstererek şampiyonlugu kıl payı kaçırdı ve o sezonu averajla Beşiktaş ve Fenerbahçe’nin gerisinde 4.bitirdi ve UEFA Intertoto Kupası’nda Türkiye’yi temsil etme hakkı kazandı. 2008-2009 sezonunda ise bir önceki sezonda sergildiği grafiği devam ettirdi ve ligi şampiyon Beşiktaş’ın 5 puan arkasında 66 puanla ikinci bitirdi ve UEFA Şampiyonlar Ligi’ne katılmaya hak kazandı. Sivasspor 11 yıl aralıksız mücadele ettiği Süper Lig’den 2015-2016 sezonunda TFF 1. Lig’e düştü. Kırmızı-beyazlı ekip 2017-2018 sezonunda TFF 1. Lig’i şampiyon olarak tamamlayarak yeniden Süper Lig’e çıkmayı başardı.

Sivasspor 2014-2015 ve 2015-2016 sezonunda Medicana Sivasspor,

2017-2018 sezonunda ise Demir Grup Sivasspor ismi ile mücadele etti.Halen bu isimle Süper Lig’de mücadele etmektedir.

Portakal Kabuğundan Mumluk Nasıl Yapılır ?

Portakal kabuğundan mis kokulu mumluklar yapabilirsiniz. İşte adım adım portakal kabuğundan mumluk yapımı…

İhtiyacınız olan malzemeler:

Portakal

Kısa altı metal yüzen mum

Metal kaşık, bıçak

Süslemek için kuru karanfil

Bıçak kullanılacağı için ebeveyn gözetimi gerekir. Karanfiller de çocukların parmaklarına batabilir bu sebeple 6 yaş üzeri çocukların yetişkin denetimi ile yapması uygundur.

Portakal kabuğundan mumluk nasıl yapılır?

Öncelikle bir portakalı alıp iki eşit parçaya bölün. Ardından bıçak ile bir kenarından içini kabuğundan ayırın.

Devamını kaşık yardımı ile yapabilirsiniz. Portakalın zarı kabuğundan ayrıldıktan sonra kolayca çıkacaktır. Portakal suyu sıktınız ve kabuğu zarar görmediyse o kabukları da kullanabilirsiniz.

Sıra geldi içi boşalan portakal kabuğunun üste gelecek kısmına şekilli bir delik açmaya. Evde metal bir kurabiye kalıbınız var ise onunla veya bıçak ile tepe kısmına yuvarlak bir delik açın. Kolay kesmek için delik açacağınız kısmı tezgaha yerleştirip iç kısımdan yuvarlak veya yıldız şeklinde kesebilirsiniz.

Şimdi daire şeklinde kestiğiniz yerin çevresini karanfil takarak süsleyebilirsiniz. Dikkat edin karanfilleri bastırırken biraz parmaklara batabilir. Bıçak ile küçük bir kesi atarak karanfilleri takmak daha kolay olabilir. İçine az miktarda portakal kabuğu rendelerseniz daha fazla kokacaktır.

Evetttt… Mumluğunuz hazır. Alt kısmın içine bir adet metal altlığı olan yatay mumlardan yerleştirin. Mumu yakın ve üst kısmı diğerinin üzerine yerleştirin. Mis kokan mumluğunuz artık hazır.

Şener Şen 78’inci Yaşını Kutluyor! Şener Şen Kimdir?

Şener Şen 78 Yaşında… Şener Şen Kimdir?

Yeşilçam sinemasının belki de en çok güldüren oyunculardan Şener Şen’in bugün doğum günü. 26 Aralık 1941 doğumlu olan Şener Şen, 78’inci yaşını kutluyor.

Şener Şen, Şener Şen Kimdir, Şener Şen Kaç Yaşında, Şener Şen Nereli, Şener Şen’in Babası Ali Şen ve Oyunculuk Hayatı

En çok izlenen filmlerin yıldızı Şener Şen, hepimizin severek izlediği Hababam Sınıfı, Tosun Paşa, Çöpçüler Kralı, Kibar Feyzo, Neşeli Günler, Banker Bilo, Çiçek Abbas, Şekerpare, Namuslu, Milyarder, Kabadayı, Av Mevsimi gibi filmlerin başrol oyuncularından. İşte Şener Şen’in kısaca hayatı…

Şener Şen’in Hayatı, Şener Şen Kimdir?, Şener Şen Kaç Yaşında?

26 Aralık 1941 tarihinde, o zamanlar marangozluk yapan ünlü oyuncu Ali Şen’in oğlu olarak Adana’da dünyaya geldi. Sanat hayatına İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatrolarında sahneye çıkarak başladı. Babası gibi sinema sanatçısı olmak istemeyen Şener Şen, kendisini tiyatro oyunculuğuna adadı. Radyo tiyatrolarında da oynadı. Ancak tiyatrodan elde ettiği kazanç yetmediği için sinemaya girmek zorunda kaldı. Sinemaya ilk adım attığı yıllarda figüranlık dahil her işi yaptı. Beş yıl boyunca – bazı filmlerde sadece dans etmek veya başrol oyuncusundan dayak yemek gibi- küçük rollerde yer aldı.

Şener Şen

Kariyerinde dönüm noktası 1975 yılında Ertem Eğilmez’in filmi Hababam Sınıfı’ndaki ‘’Badi Ekrem’’ tiplemesi oldu. Aynı filmde İnek Şaban tiplemesi ile ün yapan Kemal Sunal ile müthiş bir ikili oluşturdu. O yıllarda büyük gişe hasılatı yapan Süt Kardeşler, Şabanoğlu Şaban, Tosun Paşa, Kibar Feyzo, Çöpçüler Kralı ve Davaro gibi filmlerde oynadı.

Şener Şen, 1984’e kadar yardımcı roller oynadı. O dönemde Anadolu piyasasına hâkim olan işletmecilerin, Arzu Film ve Ertem Eğilmez’e yaptıkları baskı sonucunda artık başrollerde oynaması gündeme gelir. Ancak o güne kadar özellikle Kemal Sunal ve İlyas Salman’la birlikte yaptığı filmlerde oynadığı uyanık, üçkâğıtçı, sahtekâr, dolandırıcı tiplemeleri canlandırmış olan Şen bu kez halkın istediğini yapmamayı seçti. “Onların istediği filmi yapmam, başrol oynayacaksam kendi istediğim filmi yaparım” diyerek Başar Sabuncu’nun Namuslu filminde ilk kez başrole çıktı. Ertem Eğilmez’in bu film için ona “Eğer bu film tutmazsa senin hayatın başlarken biter. Bir daha bir fırsat yakalayamazsın. Ama öbürünü seçersen yılda beş, altı film yaparsın, para da kazanırsın” demesine rağmen, Namuslu o yılın en iyi iş yapan filmleri arasına girdi ve Şener Şen’in sinema kariyerindeki ikinci perde açıldı.

Şener Şen’in 1988 Yıllarında TRT’ye Verdiği Röportaj

Namuslu filmiyle üçkağıtçı, sahtekar karakterleri canlandırmaktan sıyrılan Şener Şen artık iyi, insanları kandırmayan, saf, temiz yürekli karakterleri canlandırmaya başladı. Nesli Çölgeçen’in Züğürt Ağa ‘sında saf bir köy ağasını, Milyarder’de piyangodan büyük ikramiye kazanan istasyon şefini, Muhsin Bey ‘de şöhret olmak isteyen bir gence yardım eden organizatörü başarı ile oynadı. Bu yıllarda moda olan müzikallerde de gözüktü.

Şener Şen Televizyon Dizisi “İkinci Bahar”

Gaziantepli kebap üstadı Ali Haydar’ı canlandırdığı İkinci Bahar (1998-2001) dizisinde diğer başrol oyuncusu Hanım adlı Trakyalı bir mezeciyi canlandıran Türkan Şoray’dı.

Şener Şen, Ali Şen, Türkan Şoray, Ozan Güven, İkinci Bahar Dizisi
Şener Şen, Ali Şen, Türkan Şoray, Ozan Güven, İkinci Bahar Dizisi

Yönetmenliğini Yavuz Turgul’un yaptığı Gönül Yarası (2005) filmindeki emekli öğretmen Nazım rolüyle 42. Altın Portakal Film Festivali’nde ‘En İyi Erkek Oyuncu ödülü’nü kazandı.Senaryolarını Yavuz Turgul’un yazdığı, “nesli tükenen bir kabadayıyı” canlandırdığı Kabadayı (2007) ile başrollerini Çetin Tekindor ve Cem Yılmaz’la paylaştığı Av Mevsimi (2010) en son rol aldığı filmler olmuştur. Şen, 2015 yılında Aygaz Otogaz reklamıyla ekranlara geri dönmüştür.

Şener Şen Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü

28 Aralık 2016’da Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü’nü 12. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın elinden alan Şener Şen törende yaptığı konuşmada; “Hikayeler hayatı nasıl yaşayabiliriz konusunda bize yol göstericilerdir. Ben canlandırdığım karakterlerin iyiye ve doğruya hizmet etmesi için özenle seçtim. Bir aktör için intihar sayılabilecek uzun yıllar istediğim hikayeyi bekledim. İyiyi, doğruyu ve güzeli arayan toplumların her zaman barış içinde yaşayacağına inandım. Bu ödülü toplumsal barışımıza bir katkısı olması umudu ile kabul ediyorum” dedi.

Şener Şen’in Eşi ve Çocukları

İki kez evlenen Şener Şen, ilk evliliğinden bir kız çocuğu (Bengü Şen (d. 1974)) babasıdır. Muhsin Bey’in çekimleri sırasında tanıştığı Sermin Hürmeriç’le 1989’da ikinci evliliğini yaptı. Çift 1997’de boşandı.

FETÖ’nün Medya Yapılanmasında Tahliye Kararı Çıktı

FETÖ’nün medya yapılanması davasında karar

FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün medya yapılanmasına ilişkin “Anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan gazeteciler Ahmet Altan, Nazlı Ilıcak ile akademisyen Mehmet Altan’ın da aralarında bulunduğu 6 sanığın Yargıtay’ın bozma kararının ardından yeniden görülen davada karar çıktı.

Mahkeme, “Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçundan sanık Ahmet Altan 10 yıl 6 ay hapis cezasına, Nazlı Ilıcak ise 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırarak tahliyelerine karar verdi. Mehmet Altan’ın ise tüm suçlardan beraatine karar verildi. Diğer sanıklar da hapis cezasına çarptırıldılar.  İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi aranın ardından saat 19.42’de kararını açıkladı. 


NAZLI ILICAK 8 YIL 9 AY HAPİS CEZASINA ÇARPTIRILDI

Heyet, sanık Nazlı Ilıcak hakkında “örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçundan 7 yıl hapis verdi. Sanığın bulunduğu konum ve mevki ve toplum üzerindeki etkileri ile sanığın eylemlerinin bir bütün olarak değerlendiren mahkeme, cezayı 10 yıl 6 ay hapis cezasına çıkardı. Sanığın pişmanlık duymasını dikkate alan heyet cezayı 8 yıl 9 ay hapis cezasına indirdi. Heyet, atılı suçun niteliği, tutuklukta geçirmiş olduğu süreyi dikkate alarak Ilıcak’ın tahliyesine hükmetti. Nazlı Ilıcak hakkında yurtdışına çıkış yasağı konuldu.


AHMET ALTAN’A İNDİRİMSİZ 10 YIL 6 AY HAPİS CEZASI

Mahkeme, sanık Ahmet Altan için “Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçundan önce 7 yıl hapis cezası verdi. Sanığın bulunduğu konum ve mevki ve toplum üzerindeki etkileri ile sanığın eylemlerinin bir bütün olarak değerlendiren mahkeme, cezayı artırarak 10 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırdı. Ancak sanığın yargılama sürecindeki tutum ve davranışlarını dikkate alan heyet takdiri indirim uygulamadı. Heyet, tutuklulukta geçirmiş olduğu süreyi dikkate alarak sanık Ahmet Altan’ın tahliyesine karar verdi. Altan hakkında da yurtdışına çıkış yasağı konulmasına hükmedildi. 


ÜÇ SANIĞA DA İNDİRİMSİZ HAPİS CEZASI 

Sanıklar Fevzi Yazıcı ve Yakup Şimşek ise “Silahlı terör örgütü üyeliği” suçunu işlediklerinin sabit olduğu gerekçesiyle ayrı ayrı 11 yıl 3’er ay hapis cezasına çarptırıldı. Sanık Şükrü Tuğrul Özşengül ise “Silahlı terör örgütü üyeliği” suçundan 12 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Sanıklar hakkında yargılamadaki tutum ve davranışlarını göz önüne alarak takdiri indirim uygulamadı.  


MEHMET ALTAN’A BERAAT 

Sanık Mehmet Altan hakkındaki tüm suçlamalardan cezalandırılmasına yeter, kesin, inandırıcı ve şüpheden uzak delil elde edilemediğinden ve suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle beraatine hükmedildi. Hakkındaki tüm adli kontrol hükümlerinin kaldırılmasına hükmeden heyet, sanık Mehmet Altan’dan ele geçirilen 6 adet 1 ABD dolarının ise iadesine karar verildi. 


ANAYASAYI İHLALDEN CEZA YOK

Mahkeme sanıklar Nazlı Ilıcak, Ahmet Altan, Şükrü Tuğrul Özşengül, Fevzi Yazıcı, Yakup Şimşek hakkında ayrıca “Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs”, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs” ve “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlarından ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verdi.  

IŞİD (DEAŞ) Tarafından Kaçırılan Kayla Mueller Kimdir?

Kayla Mueller kimdir? Kayla Mueller’in hayatı…

Kayla Mueller, 14 Ağustos 1988 yılında Amerika’da doğdu. İnsan hakları aktivisti ve insani yardım görevlisi olan Kayla Mueller, 2013 yılında IŞİD (DEAŞ) tarafından kaçırılmıştı. İşte IŞİD (DEAŞ) lideri Ebubekir El Bağdadi’nin öldürüldüğü operasyona da adını veren Kayla Mueller kimdir sorusunun yanıtı…

Örgütün 2013’te kaçırdığı Amerikalı yardım görevlisi Kayla Mueller, IŞİD (DEAŞ) militanları tarafından kaçırılıp, Ebubekir El Bağdadi ile zorla evlendirilmişti. İşte Kayla Mueller’ın hayatı…

KAYLA MUELLER KİMDİR?

Kayla Jean Mueller, 14 Ağustos 1988 yılında Arizona’da dünyaya geldi. Aralık 2012’de Türkiye sınırında Suriyeli sığınmacılara yardım eden bir kuruluşta çalışmaya başlayan Mueller, Ağustos 2013’te Mueller ve erkek arkadaşı olduğu sanılan Suriyeli bir erkek IŞİD tarafından rehin alındı.

Amerikan ordusunun ve ailesinin onu kurtarma yönündeki bir dizi girişimi sonuçsuz kaldı; Obama yönetiminin aileden gelen ‘IŞİD’le rehine takası’ taleplerini reddetmesi tartışma yarattı ve sonuç olarak Mueller’in zorla Bağdadi ile evlendirildiği, IŞİD liderinin cinsel saldırısına ve işkenceye maruz bırakıldığı ortaya çıktı..

Bu süreçte Mueller ile birlikte esir alınıp sonradan serbest bırakılan rehineler ise Amerikalı kadının IŞİD’in propagandasına alet edilme girişimlerini güçlü bir şekilde reddettiğini anlattı. Mueller’in IŞİD militanlarına direndiği, birlikte esir tutulduğu iki Ezidi kadını Batılı görünüşü nedeniyle tehlikeye atmamak için kaçma şansını da kullanmadığı belirtilmişti.

Kayla’nın Şubat 2015’te, Ürdünlü bir pilotun yakılarak öldürülmesine karşı misilleme olarak Rakka’da düzenlenen hava saldırılarında yaşamını yitirdiği iddia edildi. IŞİD, 18 aydır rehin tuttuğu Mueller’in burada öldüğüne dair üç fotoğrafı ailesine e-posta yoluyla ulaştırdı. Mueller’in yaşamını yitirdiği, Amerikan istihbaratı tarafından da teyit edildi.

Dünyaca Ünlü Deprem Uzmanı Prof.Dr Miktad Kadıoğlu Kimdir? İşte Biyografisi

Deprem Uzmanı Prof.Dr Miktad Kadıoğlu Kimdir? İşte Biyografisi

Prof.Dr Miktad Kaadıoğlu 1961 Yılında Trabzon’un Maçka ilçesinde doğmuş olup öğrenimine İstanbulda başlamıştır.

1980 yılında İstanbul İnşaat Teknik Lisesini bitirdi.1984 yılında İTÜ Meteoroloji bölümünü bitirdi.Atmosfer bilimleri konusunda 1987 yılında mastırını 1991 yılında ABD’nin Missouri Colimbia Üniversitesinde doktorasını tamamladı.

Afet ve acil durum yönetimi konusunda ABD’de FEMA,Japonya’da JICA ve İngiltere’nin Bournemouth Üniversitesinden çeşitli alanlarda eğitim ve sertifikalar almıştır.

TBMM Meteoroloji mühendisleri Odası Marmara bölge temsilciliği,Türk Deniz Araştırmalar Vakfı ve Trabzon Eğitim Kültür Dayanışma Derneği Üyesidir.

Afet konuları,iklim değişimi,sayısal hava öngörüsü,Atmosfer Bilimleri ve Afet yönetimi konusunda Türkçe ve İngilizce yayınları var.

İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Afet Kordinasyon Merkezi (AKOM) ve İstanbul Valiliği Afet ve Acil Durum Yönetim Merkezinde (ADM) Danışmanlık yapmıştır.

Ayrıca birçok sanayi tesisi ve kurumlarda afet acil yardım planlaması konusunda yöneticilik ve danışmanlık hizmetleri yapmıştır. Sivil Savunma ve Kızılay eğitim gönüllüsüdür.

24 TV’de ‘’Doğanın Çığlığı’’ adlı programı hazırlayıp sunmuştur. Hürriyet gazetesinin seyahat ekinde ‘’Havadan Sudan’’ adlı köşesinde yazmaktadır.İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Uçak ve Uzay Bilimleri Fakultesi Meteoroloji Mühendisliği Bölüm Başkanı ve İTÜ Afet Yönetim Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürüdür.

İstanbul’da yaşanan sel felaketinden sonra konuşan Prof.Dr Miktad Kadıoğlu ‘’Doğal afetlere dayanıklı binalar inşaa edilmeli’’diyor.Deprem değil binalar can alır! Bol bol deprem tatbikatları yapılmalı diyen uzman birçok belediye ve kurumlarda konuşmalar yapmış önerilerde bulunmuştur. Hali hazırda İstanbul tam anlamıyla deprem’e hazır olduğu pek söylenemez zaman geçirilmeden depremle ilgili gerekli önlemler alınmalıdır.

Ayşe Tükrükçü Kimdir ?

Ayşe Tükrükçü Kimdir ? Hayatsız Kadın Ayşe Tükrükçü!

Hayat Hikayesi İle Herkesi Derinden Sarsan Ayşe Tükrükçü, Bana Göre TV adlı Youtube Kanalında Katarsis X-Tra Adlı programa konuk olmasıyla Türkiye’de tanındı. 1967 doğumlu olan Ayşe Tükrükçü, doğumundan sonra babannesine verildi.

Ayşe Tükrükçü

Ayşe Tükrükçü ile Yapılan Br röportaj ise şöyle;

Ayşe Tükrükçü, yaşadıklarınız inanılır gibi değil! Biz sadece Türk filmlerinde bu tür şeyler görüyoruz ve “Amma abartmışlar!” diyoruz. Hikâyeniz nerede, nasıl başladı?
-Antep’te. Gurbetçi bir ailenin çocuğuyum. Annem ve babam, ablamla beni Antep’te bırakıyor, yanlarına iki abimi alıp Almanya’ya işçi olarak gidiyorlar. Ne yazık ki 9 yaşındaki abim, Berlin’de bir kanala düşüyor ve boğuluyor. O trajediden sonra aile kopmaya başlıyor. Bir tarafta fakirlik, cehalet, üstüne böyle büyük bir acı, bölünmüş aile, çocukların bir kısmı Türkiye’de babaannede… Abim boğulduğunda, aslında hepimiz birden o kanalda boğulmuş olduk!
Annenizi- babanızı ne zaman gördünüz?
-Annemi-babamı 4 yaşımda gördüm. Abimin cenazesi için Antep’e geldiklerinde. Sonra bir daha 7 yaşında gördüm. Annem Türkiye’ye geldi, kardeşim İlknur’u doğurdu, bırakıp gitti. Beni de 15 günlükken bırakmış. Bırakılan çocuklar hep babaanneyle büyüdü. Bölük pörçük bir hayat. Annenle babana yabancısın. 7 yaşından sonra beni de aldılar Almanya’ya, o zaman birlikte yaşamaya başladık. Çok sevgi gördüğüm söylenemez. Şiddetle büyüdüm. Annemin yaptığı yemek, babamın istediği gibi olmamış mı, başlıyordu annemi dövmeye. İşin kötüsü, dayağı yiyen annem de bizi dövüyordu. Şöyle özetleyeyim: Hatırlamak bile istemediğim bir çocukluk. Derken rahmetli babaannemden mektup geldi: “Çocukların hepsini alıp götürdünüz, ben çok yalnızım burada, bari birini gönderin.” Dayaktan, şiddetten bıkmıştım, hemen atladım, “Ben gideyim” dedim. Demez olmaymışım. Allah’ın belası Ali Rıza girdi hayatıma…

EVSİZLERE ÇORBA DAĞITTIK – FOTO GALERİ

İlk tecavüz amcamdan

Ali Rıza kim?
-Amcam demeye dilim varmıyor, babamın 8 yaş büyük ağabeyi. 
Neden kızgınsın ona?
-Antep’e dönünce, beni ve kızını Antalya’ya götürdü. (Ağlamaya başlıyor) Kazık kadar oldum, hâlâ o hayvanın bana yaptıklarını hatırlarken, küçük bir kız çocuğuna dönüşüyorum. Öz amcam, bana 9 yaşında tecavüz etti…
Nasıl oldu?
-Gecenin bir yarısında, üzerimde bir şey hissettim. 9 yaşında çocuğum henüz, ne olduğunu da anlayamadım. Ama o alkol kokan nefesi unutamam. Gözlerimi açtım, amcam. Ağzımı kapattı ve sus işaret yaptı. Kızı Şengül de yanımızdaki yatakta yatıyor. Dehşete kapılmış vaziyetteyim. Üzerindeki çamaşırları yırtarak çıkarttı. Ben ağlıyorum ve kaçmaya çalışıyorum. Kaçmayayım diye yatağın kenarındaki meyve bıçağını kaptı, sırtıma sapladı. Yetmezmiş gibi, elinde bıçakla bana tecavüz etti. Neyin ne olduğunu da anlamıyorum. O seyahat boyunca bu neredeyse her akşam tekrarlandı. Gündüzleri yataktan kalkacak halim yoktu, canım acıyordu. Akşama doğru, beni kızının önünde, yataktan kaldırıp, leğenin içine dikip banyo yaptırıyordu. Her yerimi kurulayıp, gene akşam için hazırlıyordu. Yıllarca kurulanmadım ben. Duştan çıktım, kendi kendime kurudum. O kadar iğrenirim kurulanmaktan, hep Ali Rıza aşağılığı gelir aklıma…
Babaanne nerede peki?
-Antep’te. Hiçbir şeyden haberi yok, torunları Antalya’da tatil yapıyor zannediyor…
Kuzeniniz niye ses çıkarmıyor?
-Yıllar sonra, “Benim her şeyden haberim vardı ama aynı şeyleri babam bana da yapar diye sesimi çıkarmadım. Kimseye de söylemedim. Affet beni” dedi.
Sonra?
-Sonra döndük. Bütün çocuklar pijama giyiyordu, Ali Rıza, bana gecelik giydirmelerini söylüyordu, kimseye çaktırmadan beni köşeye sıkıştırıp, iç çamaşırımı çıkartmamı istiyordu. “Yazık! Bu öksüz, babası yok” diye güya şefkat gösteriyormuş gibi de kucağına oturtuyordu. Dışarıdan kimse bir şey anlamıyordu. Karısı bile fark etmiyordu. Zaten sürekli, “Birine bir şey söylersen seni öldürürüm!” diyordu. O yaşta neyin ne olduğunu bilmiyorsun ki, korkuyorsun ve sana denileni yapıyorsun.
Sonra Almanya’ya nasıl döndünüz? 
-6 ay geçmişti, Almanya’ya giriş çıkış yapmam lazımdı. Allah’tan babam geldi, beni aldı ve götürdü. Ama Almanya’da da bu sefer dayak devam etti. Vücudumdaki morlukları saklamak için, okula boğazlı kazakla gidiyordum. Sonunda öğretmenim fark etti. Polise haber verdi ve mahkeme yoluyla ailemin yanından alındım, Berlin’de yetiştirme yurdu gibi bir yere verildim. Çünkü vücudumun 72 yerinde dayak izine ve çürüğe rastlandı…
Peki ya tecavüz? Hiç kimseye anlatamadınız mı?
-Hayır. O yurtta, her gün çeşitli aktivitelere gidiyordum, hayatımda ilk defa huzurlu ve mutluydum. 11 yaşındayken, görevli Alman bakıcım, “Ayşe, git duşunu al gel!” dedi, çünkü havuzdan gelmiştim. Çıktım duştan, havluya sarınmış duruyorum, çığlık attı, “Bu kan ne!” diye. Meğer bacağımdan kan akıyormuş. Regl olmuşum, âdet kanıymış, ben bilmiyorum tabii. Birden ağzımdan çıkıverdi: “Ali Rıza yaptığında da böyle olmuştu!” Sonra ağlama krizine girdim, bayılmışım. Tabii Alman bakıcım anlıyor ki, bir sorun var. Hemen ertesi gün hastane, psikologlar, pedagoglar… 11 yaşında, tecavüze uğradığım anlaşıldı. Bir hafta sonra da aileme karşı mahkeme açıldı. Sahiplenmek yerine, beni dışlamayı tercih ettiler…

İlk o..spu lafı annemden

Nasıl yani?
-Öyle işte! Annem 11 yaşındaydım bana, “Sen gittin kendini orada burada, bilmem ne ettirdin, suçunu da amcanın üstüne atıyorsun. O..spusun sen!” dedi. Cümle bu. Hiç aklımdan çıkmaz. O günden sonra annemi asla affetmedim.
O yurtta ne kadar kaldınız?
-5 buçuk sene. 16 buçuk yaşında bizimkilerin yanına tekrar döndüm. Üç ay her şey harika, sonra her şey eski eski tas, eski hamam. Ben tecavüze uğradığım için onların gözünde suçluydum, defoluydum. Annen bile yargılıyorsa seni, zaten kurtuluşun yok demektir. Yıllar sonra annem, Ali Rıza’nın kızı Şengül, “Ayşe doğru söylüyor, tecavüze uğradı!” deyince inandı bana, “Haklıymışsın!” dedi. Ama artık çok geçti… 
Sonra?
-23’üme kadar Almanya’da yaşadım. Bir alışveriş merkezinde personel müdürüydüm. Sonra bir yaz Türkiye’ye geldim ve bana ilk evlenme teklif edenle evlendim…
Kimdi o?
-Mersin İdman Yurdu’nda oynayan bir futbolcuydu. Maraşlıydı. Gerdeğe girmeden, başıma gelenleri anlattım. Tecavüzden sonra benim ilk ilişkiye girdiğim insandı Hasan. Bacağını bıçakla kesti, kanını çarşafa buladı ve kayınvalideme verdi. Kız olmadığım o gece öğrenilmiş olsaydı, beni asla kabul etmezlerdi. Biz köydeyiz, kerpiç bir evde yaşıyoruz, Hasan Mersin’de top peşinde. 6 ay hamileyken, Hasan’ın abisi bana kızdığı için, beni merdivenlerden itti. Neymiş, nasıl olur da aş erermişim, erik istermişim, bu ne büyük bir şımarıklıkmış…
Peki ya bebek?
– Hiç sorma! Kendime geldiğimde tuvalete gittim. Tuvalet de köy yeri, bir kuyu kazılmış, üzerine tahtalar konmuş, ortasına bir delik açılmış, tuvalet o. Çömeldim, birden başıma o felaket geldi, kanlar boşaldı ve ben çocuğumu o çukura düşürdüm. Çocuğum orada kaldı. (Ağlıyor) O tuvaletin, lağımın içinde kaldı benim oğlum. Oğlan olduğunu biliyordum çünkü her yeri belliydi. Ertesi gün gittiğimde, baktım hâlâ orada. Ama alamadım. Kimse gömmedi onu. Ondan sonra sessizleştim ben, Hasan’ın gelmesini bekledim. Doğru dürüst bir şey yemiyorum. Sadece suyla ayakta durmaya çalışıyorum. 3 gün sonra Hasan beni Antep’e götürdüğünde oğlan halen oradaydı. Oğlum hâlâ orada. O tuvalette… 
Çok fena bu anlattıklarınız! Çok üzücü. Siz de bir tane düzgün adama rastlamamışsınız. Nasıl bir kader bu?
-Daha da kötü şeyler geldi başıma! Hasan’la boşandık. Antep’te dul olmak sorun. Dul kadına ev verilmez, dul kadın bakkala gitmez. Almanca biliyorum ya, bir avukatın yanında çalışmaya başladım. Orada Bahri’yle tanıştım, ikinci eşim… Ama biz nedense memleket memleket gezmeye başladık. “Akraba ziyaretleri!” diyordu. Diyarbakır, Kütahya, Adana, Mersin… Nedense ben hiç kadın akraba da görmüyorum, hepsi erkek. Bahri de her gittiğimiz şehirde, “Aman berbere git, güzelleş, akşam yemeğinde bakımlı ol!” diyordu. Meğer derdi beni satmakmış. Genel ev patronlarına gösteriyormuş. İlk eşimden ayrıldıktan 9 ay on gün sonra, Bahri bana birtakım kâğıtlar imzalattı. “Evlilik için gerekli” dedi. Meğer beni genel eve satmış. 11’inci ayın 18’inde 240 milyon lira karşılığında ben Mersin Genelevi’ne satıldım. Hem de kocam olacak o ahlaksız tarafından! Kapısında bir polis, bir bekçi bekliyor. Bahri bana dedi ki, “Benimle yattığın gibi kimseyle yatma!” ve gitti. Ben de katıla katıla ağlamaya başladım. Bir umut kapıdaki polisten yardım bekledim, “Hadi, hadi alışırsın!” dedi ve beni içeri itti. Sonra hayatım değişti, genelev kadını oldum…

7 genelevde çalıştım

Kaç genel evde çalıştınız?
-Türkiye genelinde 7 genelevde… 
Oradaki herkes, sizin gibi kaderin sillesini yemiş insanlar mı? Kolayına geldiği için orada olmayı tercih edenler var mı?
-Hayır, çünkü kölelik bu! Kolayı-molayı da yok. Ben gün geldi, bir günde 60-70 kişiyle yattım. Bunun nesi kolay? 365 gün çalışıyorsun. 12 ayda, 12 kere regl olman gerekiyor değil mi? O günlerde de çalışmak zorundasın. Her müşteriden önce kanı kesmek için bir tampon yapıyorsun, yine işini yapıyorsun. Nesi kolay? İçerideki kadınların yüzde 70’i tecavüz mağduru.
Peki “Yeter artık gidiyorum” diyemiyor mu insan?
-Sıkıysa de. Kapıdaki polis seni tutuyor. Ya da başına kötü şeyler geliyor. Benim, kafası bedeninden ayrılan arkadaşlarım oldu. Ciddi yani. Girişi var, çıkışı yok. Ya da çok zor. O iki buçuk yıl, başıma gelmeyen kalmadı. Düşünebiliyor musun, adam üzerimdeyken yığıldı kaldı, öldü yani! Sonra o adamı üzerinden gelip aldılar, giydirdiler. Genelevde öldüğünü söylemediler. Sanki başka yerde kalp krizi geçirmiş gibi yaptılar. Genelevin girişinde, “18 yaşından küçükler giremez!” yazar. Ben neden 16 yaşındaki çocuklarla yattım peki? Her türlü rezillik var orada. Ve çoluk çocuk herkes şunu sorar: “Abla, iyi miydim?” “Teyze, ben nasıldım?” Bir de onlara moral vereceksin ki, ilerdeki cinsel hayatları kötü olmasın…

Hortum soksan, temizlenemezsin

Bir genelev kadınının zevk alması mümkün mü?
-Hayır. O bir şehir efsanesi, bir fantezi. İğrenç şartlarda çalışıyorduk, yaşıyorduk. Oraya gelen erkeklerin de insanlıklarından utanması lazım. Çünkü bir kadının zavallılığından faydalanıyorsun, sen daha zavallısın! Düşüksün! Evet, benim bedenim, 3 seneye yakın toplumun her kesiminden erkeğe hitap etti. Ama ben bunu isteyerek yapmadım. Ben, o noktaya getirildim. Beni bu hale getirenler utansın! Bu kadar yıl genelevde çalıştıktan sonra kadınla erkek arasındaki farkı da anladım.
Neymiş?
-Bir kadın, o haldeki bir erkekle yatmaz, yatamaz! Yüreği kaldırmaz. Ama erkekler yatabiliyor. Adam geliyor seninle yatıyor. Sonra, “Kızım, sen niye orospu oldun?” diyor. “Kızım” diyor, çünkü kızı yaşındayım.
Döven, söven, ağlayan, hakaret eden, sapık taleplerde bulunan… 
-Her tür adamla karşılaştım. Zaten bir süre sonra, daha bakışından ne istediğini anlıyor hale geliyorsun. Eşiyle yapamadığı şeyleri bizimle yapıyor. Bunu da cazibesiyle değil, erkekliğiyle değil, parasıyla yapıyor. “Benim orospum ol!” diyor. Hep de aynı laf. Bir de orijinal zannediyorlar kendilerini. Bir keresinde birine “Sen benim pezevengim misin ki, ben senin orospun olayım!” dedim, dayağı yedim tabii. Erkek, kendisine pezevenk dedirtmiyor. Ama bana orospuluğu yakıştırıyor. 
Bir günde 70 kişiyle yattıktan sonra insan ne hissediyor?
-Ölüm. İçine hortum sokarsın, yine de temizlenemezsin. Regl, kürtaj fark etmez, her zaman çalışacaksın. Benim 8 tane kürtajım var genelevden.
Ailenizin hiç haberi olmadı mı?
-Oldu, ben haber verdim. Geneleve girdikten sonra, anneme mektup yazdım: “Namussuz dedin, o..spu dedin, işte şimdi o..spu oldum! Ali Rıza’nın 9 yaşında bilmem ne yaptığı kızın, şimdi vesikalı çalışıyor. Gel gör istersen!” Babam öldüğünde, o zarfı, saçımla babamın kasasında buldum. Mektubu bulamadım ama saçımla zarfım duruyordu…
Kimse gelip kurtarmadı mı peki sizi?
-Eniştem geldi, müşteri olarak! 
Peki bu kıskaçtan kurtulmak mümkün değil mi?
-Çok zor. Ben 240 milyona satılmıştım. Kazanıyorsun zannediyorsun ki, borcunu ödeyebileceksin. Bir hesap çıkarıyorlar sana, sigorta parası, işçi parası, yemek parası, kuaför parası, vekil parası, yakıt parası, su parası, elektrik parası, bilmem ne parası… Sen hep borçlusun! 
Sonra nasıl kurtuldunuz?
-Bir müşterim âşık oldu bana. “Seninle evleneceğim!” dedi. Ama onun düğün yapacak parası yoktu. Benim borcumu ödeyip, o düğünü yapabilmek için 700’e yakın erkekle yatmam gerekiyordu…

Şimdi Çorbacı Ayşe oldum

Şaka bu!
-Yooo gerçek. Emniyet’in bana koyduğu şart şuydu: Genelevden çıkarken düğün yapacaksın, videoya çektireceksin. “Tamam” dedim. Videocu para, kına para, pasta para, en çok zoruma giden da imamın aldığı 30 bin lira oldu. Ama sonunda düğün oldu. O dönem, televizyon kanallarına haber oldum: “Bir kadın düğün yaparak genelevden çıktı!” diye. İşte Şefkat-Der Genel Başkanı Hayrettin Bulan o zaman bana ulaştı. O gün, bugündür Şefkat-Der’le kontağımı kesmedim. 6 sene sonra Ahmet’ten de boşandım. Çünkü hep genelevde çalıştığımı başıma kaktı. Bulaşıkçılık yaptım, yemek yaptım, hasta bakıcılığı yaptım, 4 buçuk ay sokakta bile yaşadım. Ama asla geneleve dönmedim, 20 yıl oldu. 
Milletvekili adaylığı neyin nesiydi?
-2007’de tüm bu yaşadıklarım için İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvururken, Şefkat-Der Başkanı Hayrettin Bulan, “Abla adaysın!” dedi. “Neye?” dedim, “Milletvekilliğine!” dedi. “Niye?” dedim. “Milletvekili olmayı en çok hak eden sensin de ondan” dedi. Meclise girmek değildi benim amacım, kamuoyunu oluşturmak ve farkındalık yaratmaktı. Türkiye’de hayatı çalınmış, hayatsız kadınlara dikkat çekmekti amacım. Tüm bunları anlattığım bir kitabım da var…
Kimsesizlere çorba dağıtmak nereden aklınıza geldi? Bu fikir nasıl doğdu?
-Ben de bir dönem sokakta yaşadım, dört buçuk ay. Son kocamdan ayrıldığımda. Uyumak için hastanelerin ‘acil’lerine sığındım. McDonald’s artıkları yedim. Kadınlar için evsiz olmak daha da zor, çünkü sokakta, taciz var, tecavüz var, her şey var. 
Siz ne mesaj vermek istiyorsunuz… 
-Vermenin erdemini anlatmaya çalışıyorum belki de. Ama para vermenin değil. Elini cebine atarak, 50 lira vereyim de her şeyden kurtulayım değil. Elini taşın altına koy! İhtiyacı olan biriyle elbiseni paylaş, çorbanı paylaş, sevgini paylaş… Tam 240 gündür her gece sokaklardayız. İstanbul’un neredeyse bütün evsizlerini tanıyorum ben, her akşam semt semt onlara çorba götürüyorum. Onlar battaniyelerinin içinde yatarken, yanlarına bir kap sıcak çorba koyuyorum. Onları düşünen, seven birileri var, bunu biliyorlar, hissediyorlar. Az şey mi?
Müthiş! Şimdi herkes sizden saygıyla söz ediyor… Bazen bütün bunlar size komik gelmiyor mu? Geçmişte de aynı insandınız ama o zaman orospuydunuz…
-(Gülüyor) Evet, şimdi çorbacı Ayşeyim! İşte toplumun iki yüzlülüğü…

Aklınızı Başınızdan Alacak Bir Cinayet Romanı - Aklından Bir Sayı Tut!

Aklınızı Başınızdan Alacak Bir Cinayet Romanı – Aklından Bir Sayı Tut!

Aklından Bir Sayı Tut – Ön Kapak

Okumaya başladığım andan itibaren merak içinde bırakan ve kitabın sonuna kadar bu merakı tırmandırarak finali çarpıcı bir şekilde bağlayan gerilim ve polisiye kitabını eminim severek okuyacaksınız. Yazar John Verdon’un ilk kitabı olan “Aklından Bir Sayı Tut” ismiyle bile merakımızı cezbediyor. Aklından bir sayı tut ve ben o sayıyı biliyorum! Daha Fazlasını Oku

Geçtiğimiz Yıl Vefat Etmişti… Kofi Annan Kimdir ?

Kofi Annan kimdir? Kofi Anna kaç yaşındaydı? Eski BM Genel Sekreteri Kofi Annan vefat etti!

Eski BM Genel Sekreteri Kofi Annan vefat etti! Hastanede yaşamını yitiren Kofi Annan kimdir? Kofi Annan kaç yaşındaydı? Özellikle insan hakları, AIDS ve uluslararası terörizmle mücadelede etkin rol oynayan Kofi Annan’ın hayatı…

Kofi Annan

Kofi Annan kimdir? Kofi Anna kaç yaşındaydı? soruları bugün siyasetin gündeminde. Vefat eden ünlü isim hakkında merak edilenleri sizler için derledik. İşte Eski BM Genel Sekreteri Kofi Annan hakkında merak edilenler….

KOFI ANNAN KİMDİR?

Kofi Annan’ın Birleşmiş Milletler’deki liderlik döneminde aldığı çeşitli kararlar ve takındığı tutumlar şiddetle eleştirilmesine neden olmuştur:

kofi annan

2003 yılında Kıbrıs Sorunu’na yeni çözümler önermesi ve adada yapılan referanduma öncülük etmesine rağmen, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni verdiği Hayır oyundan sorumlu tutmakta etkisiz kaldı.

Yine 2003 yılında ABD’nin Irak’a yaptığı müdahele sırasında Kofi Annan’ın liderliğindeki Birleşmiş Milletler’in devre dışı kalarak ABD’nin güdümünde hareket etmesi Kofi Annan’ın eleştirildiği önemli noktalardandır.

kofi annan

2006 yılında, siyasi mercilere sunduğu “Annan Planı” ile Kıbrıs’ta bir barış sağlamaya çalışmış, bu plan Kıbrıs Türkleri tarafının referandumda kabul etmesine rağmen Kıbrıs Rumlarının referandumda hayır demesi üzerine yürürlüğe girmemiştir.

2012 yılında Birleşmiş Milletler ve Arap Birliği temsilcisi olarak 2011-2012 Suriye ayaklanması için bir çözüm yolu aranmasına yardım etmeye devam etmeye çalıştı.

2 Ağustos 2012 tarihinde Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Ban Ki-Mun Kofi Annan’ın Suriye özel temsilciliği görevini bıraktığını açıkladı

kofi annan hayatını kaybetti

İsviçre’de öldüğü açıklanan Kofi Annan 2001 yılında dünya barışına katkıları nedeniyle BM ile birlikte Nobel Barış Ödülü’ne layık görülmüştü. Ancak Türkler için Annan, Kıbrıs’ta barış çabaları ile hatırlanan bir isim.

Annan Planı, Türk ve Rum kesimleri halinde bölünmüş Kıbrıs Adası’nın bağımsız bir devlet olarak birleştirilmesini öneren Birleşmiş Milletler planıydı. Adını, planı ortaya atan BM eski genel sekreteri Kofi Annan’dan almıştı.

Annan Kıbrıs’ta iki tarafı bir araya getirmeye en çok yaklaşan isim olmuştu. Plan, Kıbrıs adasının İngiliz üsleri bölgesi haricinde kalan kısımlarının bağımsız ve federal nitelikte bir devlet olacak şekilde birleştirilmesini öngörüyordu. Plan gereğince Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki bakanlıkların en az üçte biri Türklerden oluşacaktı. Devlet başkanlığı ve başbakanlık makamları 10 ayda bir Türkler ve Rumlar arasında el değişecekti.

kofi annan hayatı

Nisan 2004’de KKTC ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nde yapılan referandumlar ile oylamaya sunulan plan, Türk tarafından %64.91 oranında kabul gördüğü halde Rum oylarının %75.38’i red şeklinde olduğundan hayata geçirilemedi. Birleşme umutları suya düştü.