Erol Günaydın’ı Birde Sunay Akın’dan Dinleyin

Erol Günaydın
Erol Günaydın

Telefon ahizesini uzatan otel resepsiyonunda görevli adamın yüzüne doğru dürüst bakamaz bile…  İstanbul’dan ailesinin gönderdiği para karşılayamıyordu gündelik harcamalarını. Otele borcu birikmişti. Bir anlık tebessümle ahizeyi eline alarak resepsiyon görevlisinden kaçırır bakışlarını… Mefkure Hanım’dır arayan… ” Çabuk gel, akşama birisi hastalandı, onun rolunü oynayacaksın.” Ulus’taki Genç Palas Otelinin kapısından dışarı çıktığında hem mutlu hem de çaresizlik içindedir. Ankara’ya Devlet Tiyatrosu’na girmek için gelmişti. Küçük Tiyatro’da oynanan Tufan adlı oyunun son sahnesinde Romalı kıyafetleri içinde bir uzaylıyı oynayacaktı. Biliyordu ki bu rol bir imtihandı kendisi için.  Devlet Tiyatrosu’na kabul edilip edilmemesi o sahnede göstereceği performansa bağlıydı. Salondaki Muhsin Ertuğrul’un gözü üzerinde olacaktı.

Ama çözmesi gereken daha büyük bir soun vardı. O akşam sahneye çıkabilmesi için dilekçe yazıp vermeliydi… Elbette dilekçeyi yazardı ama Muhsin Ertuğrul’un sekreteri Mekfure Hanım dilekçeye mutlaka 15 liralık pul yapıştırılması gerektiğini üstüne basa basa söylemişti telefonda. Oysa cebinde beş kuruşu bile yoktu.

Sunay Akın ve Erol Günaydın
Sunay Akın ve Erol Günaydın

Chopin ile vedalaşma vakti gelmişti… Başka çaresi yoktu. Samanpazarı’nda ki bit pazarına gidecek ve Chopin adını verdiği lacivert pardesösünü satacaktı.

Yolda karşısına çıkan seyyar fotoğrafçıya Samanpazarı’na nasıl gidileceğini sorar. “Hayrola, bir şey mi satacaksın?” sorusu üzerine adama üstünde ki şık pardesöyü gösterir. Fotoğrafçı, omuzlarından tutarak evirip çevirmeye başlar oyuncu adayını. Genç adam “Yahu yapma, herkes bize bakıyor, rezil rüsva olduk” derken, pardesü çoktan çıkmıştı sırtından. Astarı inceleyen fotoğrafçı sonunda ağzından çıkarır baklayı: “Ben buna 30 lira vereyim.”  Çok az diye itiraz etse de bit pazarında ilk fiyatı verene zaten satacağını düşünür. Otuz lirayı alır almaz hızlı adımlarla yolunu tutar Küçük Sahne’nin. Mefkure Hanım’a dilekçeyi ve 15 liralık pul parasını verip dışarı çıktığında, Kızılay’a doğru ilk adımlarını atarken, yağmur bastırır aniden. Sanki Ankara’ nın yağmurları yağmak için pardesösünü sattığı günü beklemişlerdi.

Sırılsıklam aşık olduğu tiyatro sanatına profesyonel oyuncu olarak böyle adım atar Erol Günaydın… O akşam, sahnede sergilediği oyunculuk çok beğenilir ve Devlet Tiyatrosu’na kabul edilir.  Cevdet Başkut’un yazdığı Kleopatra’nın Mezarı’nda oyununda bir rol verilir kendisine.

Oyunun ilk perdesi, büyüler yaparak define arayan bir adamın, sahnenin bir köşesinde duran bulgur pilavını ve pideyi yiyerek orucunu bozmasıyla son bulmaktadır.  Erol Günaydın perde inip de oyuncular sahneyi terk eder etmez çalakaşık pilava dadanır, her gece… Devlet Tiyatrosu’na kabul edilmiştir ama cebinde parası yoktur yine de…

Genç Palas Otel’den Yeni Otel’ e taşınır Erol Günaydın. Geceliği 325 kuruş olan tek kişilik odada kalsa da ilk günler, sonradan orayı yakın arkadaşı Cahit Irgat’a bırakarak, parasızlıktan ücreti 165 kuruş olan iki kişilik odaya geçer. Erol Günaydın ve Cahit Irgat için o odada kalmış olmanın apayrı bir değeri vardır. Çünkü bir zamanlar Orhan Veli’nin kaldığı ve ücretini ödeyemediği için bavullarını rehin bıraktığı odadır orası!

 

Kaynak: Mayıs 2017 Kafa Dergisi

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.